Kapitalistleşen edebiyat pazarında ‘hamur’ olursan, önce sana bir konkav ayna tutarlar: Bu aynada büyük göründüğünden hemen küçük dağları ben yarattım havasına girersin. Farketmediğin ise, hamurunu istedikleri gibi şekillendirdikleridir. Üstelik bir de ‘kullanma süren’ vardır, yıllar rüzgâr gibi geçer, süren dolunca da seni müsvedde kâğıdı gibi buruşturup çöp sepetine atarlar. Ben size ‘80 sonrasından en azından on isim sayarım, ama bir zamanlar ‘edebiyat yıldızı’ olarak pazarlanan çok satanlarının bugün isimlerini anımsayan bile yok, kitaplarıysa sahhafların kapılarının önüne yığdıkları ‘çöp kitaplar’ arasında.
Kapitalistleşen edebiyat pazarı asla has edebiyatın peşinde değildir, çünkü kalıcılığını döneme mahsûs moda temalar üzerinden sağlar, bir bakarsınız feminizmi, bir bakarsınız etnik kimliklerden birini ‘moda’ yapar, üstelik onları bir de okura ilericilik veya çağdaşlaşma olarak yutturur. Ama, ‘hamur’ isen bir toplum mühendisliği maksadıyla pazara bırakılan ‘moda akımlar’a uymak zorunda kalırsın. Bir ‘moda’ eskiyince de ‘hamur’ yazarın işi biter dostum, peşinde koştuklarını sandığın patronların artık telefonlarına çıkmaz, dergilerine yazdıklarını koymaz olurlar. Peki, sorun onlarda mı? Hayır. Bütün sorun sende, ‘kemik’ olmak varken niçin ‘hamur’ olmayı tercih ettin be dostum! Şâyet ‘kemik’ olsaydın ve ‘moda akımlar’ın peşinde koşmasaydın, eminim senin yazdıklarını kimse basmayacaktı, varsın öyle de olsun, beş yıl bekle, on yıl bekle, ölene kadar bekle, hiç önemli değil, yazdıkların edebiyat ise mutlaka değeri ve önemi su gibi eninde sonunda yolunu bulacaktır, inan bana.
OĞUZ ATAY, TANPINAR DA YAŞARKEN ŞÖHRET DEĞİLDİ
Sen Ahmed Hamdi Tanpınar’ın veya Oğuz Atay’ın öyle hemencecik şöhret olduklarını mı sanıyorsun, yahu bugün milyonlarca satan ‘Huzur’un ilk baskısı otuz yıldan fazla depoda öylece kalmıştı. Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ı da aynı şekilde, Sinan Yayınları sonra deposunu sahhaflara satmıştı, benim gençliğimde ‘Tutunamayanlar’ Sahhaflar Çarşısı’nda gazete parasına satılıyordu da, ama satın alanı yoktu. Maalesef ne Ahmed Hamdi ne de Oğuz Atay şöhret olduklarını göremediler, oysa yaşarlarken şöhret olmayı herkesten daha fazla hakketmişlerdi.
Bunları şimdi niçin yazdım dersiniz? Efendim, söyleyeyim, sevgili kardeşimiz Onur Caymaz için. Onur iyi bir şâirdir ve iyi bir denemecidir. İlk kitabının yayımlanmasının üzerinden de çeyrek asırdan fazla geçti. Her şey, kendisinin söylediğine göre, zamanında peşinden koşan pazarın iki dergisinin yazdıklarını artık yayımlamamasıyla başlamış. Bunu bana söylediğinde, kendisine, ‘Hata sende, niçin onlara şiir veya yazı gönderiyorsun ki?’ demiştim. Ya Tünel’de karşılaştığımızda ayak üstü, ya da Ötüken Neşriyât’taki bir çarşamba mahfilinde. Öyle ya, kitapları Kırmızı Kedi’den yayımlanıyordu, o iki dergide şiiri çıksa bir şey kazanmazdı, çıkmasa da bir şey kaybetmezdi. Edebiyat pazarının simsârlarının bu defa da Onur Caymaz ismine bir süre biçtikleri kesindi, onu silip yerine bir edebiyat yıldızı icât edebileceklerdi. Ama, kestiremedikleri şey, Onur Caymaz’ın bir ‘hamur isim’ olmamasıydı. Bizim Onur da onlarla kafa bulmak için ‘şeytan’laştı, Sait Vefa isminde bir edip uydurdu, ona Onur Caymaz şiirleri yazdırdı. Onur Caymaz’ın telefonlarına çıkmayan simsârlar, meğerse Sait Vefa’nın peşinde koşmaya başlamışlar. Yahu, edebiyat kelimesinin sekiz harfini bilen biri, Sait Vefa imzasıyla yazılanların Onur Caymaz işi olduğunu şıppadak anlardı.
YEL DEĞİRMENLERİNE KARŞI KAZANILAN BİR SAVAŞIN TUTANAĞI
Onur Caymaz’ın şiirlerini yayımlamayan dergiler Sait Vefa’nın her şiirini yayımlamışlar. İş Sait Vefa şiirlerinin kitaplaşmasına gelinceyse, ‘muteber bir yayıncı’ Sait Vefa yerine karşısında Onur Caymaz’ı görünce, ayılıp bayılmış. Onur ise bundan sonrasını doğru yapmış, yayıncısı Kırmızı Kedi’ye gitmiş, Enis Batur’a başından geçenleri anlatmış. Enis Batur iyi dosyaya asla hayır demez. Bu defa Onur başka bir ‘şeytanlık’ yapmış. ‘İntihar Süsü’ kitabının şâirini Sait Vefa olarak değil de Vefa T. olarak yazmış, isteyen, ben öyle okuyorum, ‘Vefa’t’ olarak okusun. Bu kitap kapitalist edebiyat pazarının bir ‘hamur’u olmayı kabûl etmeyen Onur Caymaz’ın yel değirmenlerine karşı açtığı savaşın ‘tutanağı’, şiirlerin lezzeti bir yana, belge değerinde.
‘İntihar Süsü’nün başına bundan sonra iki şey gelebilir: Birincisi, pazardaki ‘eleştirmen’ etiketli simsârların ve edebiyat mafyasının kitabı ve de Onur’u yok saymalarıdır. Bu yolu seçerlerse, sevgili Onur, sakın ha kafayı takma, gülüp geç. Çünkü, kaybeden onlar olacaktır, hayatlarına Onur Caymaz şiiriyle lezzet katamayacaklarını bilsinler. İkincisi, buradan başka bir ‘şenlik’ yaratıp, seni tuzağa çekmek istemeleridir. Aman, dikkatli ol, sağda solda seni ‘haber’ yaparlarsa, aldanıp da sakın ha vites değiştirme, peşinen sisteme okkalı bir yekûn kes.
BIRAKIN SİZİ YOK SAYSINLAR!
Sağda solda yazdıklarının yayınlanmasını isteyen arkadaşlar lütfen benim bu yazıdaki ilk iki paragrafımı şimdi yeniden okusunlar. Okudunuz mu? O hâlde devâm ediyorum: Aman, bize şunu yaz, bize TDK’ya göre yaz veya bizde şapkalı harf olmaz diyenlere ana avrat düz gidin, omurgasız zavallıları hayatlarınızdan çıkarın, kültür dünyamızdaki emek hırsızlarını her yerde ifşâ edin, eskimiş Soğuk Savaş terimleriyle konuşan bir Dübürzâde olmayın, yok mu sayılmaktan korkuyorsunuz, korkmayın, bırakın sizi yok saysınlar, çünkü değeriniz ve öneminiz eninde sonunda yolunu bulacaktır. Bulmazsa da, koyun rahvan gitsin, hiç olmazsa taşlı köye adam gibi bir adamdı diye taşınırsınız...
