İstanbul’un en önemli simgelerinden, 1500 yıllık Yerebatan Sarnıcı’nın mülkiyeti, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne (VGM) devredildi. İBB Miras tarafından tarihinin en kapsamlı restorasyonundan geçirilen ve ziyaretçi rekorları kıran sarnıcın tapusunun, 1 Nisan 2026 itibarıyla İBB’den alınarak vakıflar adına tescil edildiği ortaya çıktı. Herhangi bir tebligat yapılmaksızın gerçekleştirilen bu hamle, kültürel mirasta ‘idari tescil’ tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
İMAMOĞLU: HUKUKU DA KAMU VİCDANINI DA DİNLEMİYORLAR
Karara sert tepki gösteren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, sarnıcın İBB Miras eliyle ayağa kaldırıldığını hatırlattı. İmamoğlu, “Ortada açık bir tablo var: Bir ‘çökme’ kararı verildiyse; ne hukuku dinliyorlar, ne adaleti gözetiyorlar ne de kamu vicdanına kulak veriyorlar” dedi. Benzer süreçlerin Galata Kulesi ve Gezi Parkı’nda da yaşandığını belirten İmamoğlu, İBB’nin emeğinin ve mülkiyet haklarının korunması adına hukuki yollara başvuracaklarını vurguladı.
İBB: GÜNLÜK BİN OLAN ZİYARETÇİYİ 10 BİNE ÇIKARMIŞTIK
İBB tarafından yapılan açıklamada, sarnıcın mülkiyet devrinin sadece hukuki değil, ekonomik bir boyutu olduğu da gözler önüne serildi. Restorasyonun ardından Temmuz 2022’de kapılarını açan sarnıcın, yaklaşık 1000 gün içinde 10 milyondan fazla ziyaretçi ağırlayarak günlük kapasitesini 10 katına çıkardığı belirtildi. Restorasyon maliyetini kısa sürede karşılayan yapının, elde edilen gelirlerle İstanbul’daki diğer restorasyon projelerine bütçesel kaynak sağladığı vurgulandı. Açıklamada, “Söz konusu devir, kamu kaynaklarıyla ayağa kaldırılan bir mirasın, idari manevralarla kurum elinden alınmasıdır” denilerek, işlemin tebligatsız yapılmasına dikkat çekildi.
HER ŞEY GALATA KULESİ İLE BAŞLADI
Yerebatan Sarnıcı’ndaki operasyon akıllara 2022’de Galata Kulesi’yle başlayan süreci getirdi. O dönem KARAR’da yer alan haberlerimizde de işlediğimiz üzere, 165 yıldır belediye mülkiyetinde olan kuleye, ‘Kule-i Zemin Vakfı’ iddiasıyla el konulmuştu. Doğan Kuban ve Necdet Sakaoğlu gibi duayenler, tarihi kaynaklara dayanarak “Galata Kulesi vakıf malı değildir” görüşünde birleşmişti. İBB’nin açtığı dava sürerken ve bilirkişi raporları İBB lehine gelmişken, 20 Kasım 2025’te Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesinde yapılan ani bir değişiklikle yargılamanın seyri değişti. Bir eserin geçmişte sadece ‘onarım’ görmüş olmasını devir için yeterli sayan bu yasal kılıfın şimdi Yerebatan Sarnıcı için devreye sokulması, kültürel mirasın geleceğine dair endişeleri artırdı.
ZEYNEP AHUNBAY: VAKIFLAR ÖNCE HARAP MEDRESELERİ ONARSIN
Koruma dünyasının duayen ismi Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, Yerebatan Sarnıcı’nın devrini KARAR’a çarpıcı bir kıyasla değerlendirdi. Cumhuriyet döneminde su yapılarının sorumluluğunun belediyelere verildiğini hatırlatan Ahunbay, bu mülkiyet devrinin yerleşik hukukla çeliştiğini ifade etti. Deniz ve kara surları gibi bütünlüğü olan eserlerin parçalanamayacağını vurgulayan Ahunbay, VGM’nin önceliğinin belediye mülkleri değil, kendi sorumluluğundaki harap eserler olması gerektiğini söyledi. Süleymaniye’deki Emin Sinan Medresesi’nin hâlâ harabe durumda olduğuna dikkat çeken Ahunbay, “Neden orayı onarmıyorlar da belediyenin titizlikle baktığı yapılara el koyuyorlar? Galata Kulesi’ni veya Yerebatan Sarnıcı’nı almaktansa, sorumluluklarında bulunan gerçek vakıf yapılarını korusunlar” dedi.
ALİ YAYCIOĞLU: DİREKT EL KOYSAYDINIZ, HUKUKU AYAKLAR ALTINA ALMASAYDINIZ
Yerebatan Sarnıcı’nın devrini KARAR’a değerlendiren Stanford Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Yaycıoğlu, öncelikle devire dayanak yapılan yasa değişikliğinin Türkiye’de bir ‘vakıf kolonizasyonu’ başlatacağı uyarısında bulundu. Osmanlı şehir hayatında vakıfla ilişkisi olmayan bir yapı görmenin imkânsız olduğuna dikkat çeken Yaycıoğlu, bu mantıkla sadece belediye mülklerinin değil; İstanbul Valiliği, Topkapı Sarayı ve üniversite binaları gibi bütün yapıların mülkiyetinin vakıflara geçirilebileceğini vurguladı. Mevcut durumu ‘mülkiyet kaosu devri’ olarak nitelendiren Yaycıoğlu, vakıf hukukunun bu şekilde araçsallaştırılmasının yanlış olduğunu dile getirdi. Düzenlemenin belediyelere yönelik bir taarruzun kılıfı olarak ortaya çıktığını, anayasal düzlemde iptal edilmesi gerektiğini savunan Yaycıoğlu, sürece dair şu eleştiriyi yöneltti: “Asıl üzücü olan şu, bu işleri hukuksuz yapın daha iyi, hiç değilse hukuku bu kadar zedelemeyin, ayaklar altına almayın. Kanun hükmünde kararname ile direkt el koyulsa daha iyi.” Vakıf ve mülkiyet hukukunun bu denli zedelendiği bir tabloda ‘tuhaf bir tüzük’ ile mülkiyet devri yapılamayacağını belirten Yaycıoğlu, bu maddenin mülkiyet güvenliğini tamamen ortadan kaldırdığını ifade etti.
