3–9 Kasım Organ Bağışı Haftası vesilesiyle Türkiye Nefroloji Derneği, Türk Yoğun Bakım Derneği ve Organ Nakli Koordinatörleri Derneği öncülüğünde ortak bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda, Türkiye’nin canlı vericili nakillerde dünya genelinde yakaladığı büyük başarılara dikkat çekilirken, kadavradan organ bağışındaki yetersizlikler ve toplumsal farkındalık ihtiyacı masaya yatırıldı. Uzmanlar, ülke genelinde 33 bin hastanın organ beklediğini ve kadavradan bağış oranlarının artırılması için acil bir toplumsal dönüşüme ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
TÜRKİYE CANLI VERİCİLİ NAKİLLERDE DÜNYA LİDERİ, KADAVRADAN BAĞIŞTA SINIFTA KALDI
Toplantıda paylaşılan bilgilere göre Türkiye, canlı vericili böbrek naklinde dünyada birinci sırada yer alarak uluslararası alanda örnek bir konuma sahip bulunuyor. Ancak uzmanlar, bu başarıya rağmen kadavradan nakil oranlarının aynı seviyede kalmadığını ve bu alanda geride kılındığını ifade etti.
Uluslararası Organ Bağışı ve Nakli Kayıt Sistemi verilerine göre, milyon nüfus başına düşen kadavra donör oranı:
İspanya: 51,9
İtalya: 30,9
Birleşik Krallık: 20,7
İran: 12,7
Almanya: 11,7
Türkiye: 5,48
Organ Nakli Koordinatörleri Derneği Başkanı Öğr. Gör. Nilgün Bilal, Türkiye’nin güçlü bir sağlık altyapısına ve deneyimli uzman kadrosuna sahip olduğunu belirterek, İspanya gibi başarılı ülkelerin deneyimlerinden yararlanılması gerektiğini kaydetti. Bilal, "Canlı vericili nakillerde dünya sıralamasında yakaladığımız başarıyı, ölüm sonrası bağışları artırarak daha çok insanımıza yaşam şansı sunacak şekilde sürdürebileceğimize inanıyoruz" dedi.
DİYALİZ HASTASI SAYISI VE MALİYETLER HER GEÇEN YIL ARTIYOR
Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de böbrek yetmezliği tablosunun her geçen yıl ağırlaştığına dikkat çekti:
TOPLAM HASTA SAYISI: 2025 yılı sonu itibarıyla böbrek replasman tedavisi gören hasta sayısı 95 bin 489'a ulaştı.
YILLIK ARTIŞ: Her yıl yaklaşık 14 bin yeni hasta diyaliz sistemine eklenirken, buna karşılık yalnızca 3 bin 500 böbrek nakli yapılabiliyor.
KAYIPLAR: Diyalize giren hastaların her sene yüzde 10’u kaybediliyor.
Ekonomik boyuta da değinen Prof. Dr. Türkmen, diyaliz tedavisinin organ nakline kıyasla yüzde 50 daha masraflı olduğunu, başarılı bir nakil sonrasında birinci yıldan itibaren maliyetlerin dramatik ölçüde azaldığını belirtti.
TÜRKİYE GENELİNDE YAKLAŞIK 33 BİN KİŞİ ORGAN BEKLİYOR
Prof. Dr. Aydın Türkmen’in paylaştığı verilere göre, Türkiye’de organ bekleyen toplam hasta sayısı 33 bin civarında seyrediyor:
Böbrek bekleyenler: 28 bin kişi
Karaciğer bekleyenler: 2.500 kişi
Kalp bekleyenler: 1.500 kişi
Türkmen, bu hayat kurtarıcı süreçte organ bağışı farkındalığının ülkenin her bölgesinde artırılması gerektiğini ifade etti.
E-DEVLET VE E-NABIZ İLE BAĞIŞÇILAR ÜÇ KAT ARTARAK 1 MİLYONA YAKLAŞTI
Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen dijital sistemin bağış süreçlerine olumlu yansıdığı bildirildi. e-Devlet ve e-Nabız üzerinden kolaylıkla organ bağışçısı beyanında bulunulabilmesi sayesinde geçen yılın temmuz ayından itibaren önemli bir ivme yakalandı.
Prof. Dr. Aydın Türkmen, yeni sistemle birlikte bağış kararını beyan edenlerin sayısının üç kat arttığını ve toplam bağışçı sayısının 300-400 binden 1 milyona yaklaştığını açıkladı. Türkmen, dijital beyanın ilk adım olduğunu belirterek, “En kritik adım; bağış kararının yalnızca dijital sistemde kalmaması, mutlaka aile bireyleriyle de paylaşılmasıdır” uyarısında bulundu.
2026'NIN İLK 10 AYINDA 2 BİN 78 BEYİN ÖLÜMÜ VAKASI KAYDEDİLDİ
Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Fethi Gül, 2026 yılının ilk 10 ayına ait istatistikleri paylaştı:
Türkiye genelinde 2 bin 78 kişiye beyin ölümü tanısı konuldu.
Bu vakaların yalnızca 375’inde organ bağışı gerçekleştirildi.
Bu oran, beyin ölümü tanısı alan kişilerin yaklaşık yüzde 18’inde bağış yapıldığı anlamına geliyor.
Prof. Dr. Gül, bağışın gerçekleşmediği 1.703 kişinin tamamının bağışçı olabilmesi ve her birinden en fazla 8 kişiye nakil yapılabilmesi durumunda, teorik olarak 13 bin 624 ilave kişiye ulaşılabilecek bir potansiyelin var olduğuna dikkat çekti. Her potansiyel bağışçının tıbben uygun olmayabileceğini belirten Gül, sürecin her aşamasında daha fazla hayatın kurtarılabileceğini vurguladı.
"YA UYANIRSA?" KAYGISI VE BİLGİ KİRLİLİĞİ ORGAN BAĞIŞININ ÖNÜNDE ENGEL
Beyin ölümüne ilişkin toplumdaki yanlış inanışların ve bilgi kirliliğinin organ bağışının önünde büyük bir engel oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Fethi Gül, şu açıklamalarda bulundu:
BEYİN ÖLÜMÜ İLE BİTKİSEL HAYAT FARKI: Beyin ölümü gerçekleşen bireylerde spontan (istem dışı) solunum tamamen durur ve süreç yalnızca yoğun bakım cihazlarının desteğiyle yürütülür. Beyin ölümü ile bitkisel hayat aynı şey değildir.
TIBBİ VE HUKUKİ STATÜ: Beyin ölümü gerçekleştiğinde kişi tıbben ve hukuken hayatını kaybetmiştir. Bu tanı, nakil ekibinden bağımsız ve alanında uzman hekimlerce bilimsel ölçütlere göre konulur.
AİLELERİN KAYGISI: Vatandaşların yakınlarıyla ilgili "ya uyanırsa" endişesi taşıdığına işaret eden Gül, bu gerçeklerin toplum tarafından doğru anlaşılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti.
"VEDAMIZDAN SONRA BAŞKA BİRİNİN SEVDİĞİNE CAN OLMAYA VAR MIYIZ?"
Basın toplantısını kapatırken Organ Nakli Koordinatörleri Derneği Başkanı Öğr. Gör. Nilgün Bilal, organ bağışının yalnızca bireysel bir karar olmadığını; yoğun bakım ekiplerinden organ nakli koordinatörlerine, toplum farkındalığından aile içi iletişime uzanan multidisipliner bir süreç olduğunu belirtti. Bilal çağrısını şu sözlerle tamamladı:
"Hayattayken sevdiklerimize canımızı veriyoruz. Peki, vedamızdan sonra başka birinin sevdiğine can olmaya var mıyız? Tek bir bağış, tam 8 cana umut olabilir. Tüm vatandaşlarımızı 3–9 Kasım Organ Bağışı Haftası vesilesiyle e-Devlet / e-Nabız üzerinden organ bağışçısı olmaya ve bu kararlarını sevdikleriyle paylaşmaya davet ediyoruz."
