Görüşler

‘Seçkin bir üniversiteye’ bu yapılır mı?

‘Seçkin bir üniversiteye’ bu yapılır mı?

Emekli öğretim üyesi ve Mucizenin Etik Uğrağı kitabının yazarı Ahmet Çiğdem, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olaylara, farklı bir perspektiften bakılması gerektiğine dikkat çekiyor.

“Güzide üniversitemiz” Boğaziçi’ne yapılan rektör ataması, Türkiye’deki siyasal muhalefeti harekete geçirmiş gözüküyor. İrili ufaklı siyasal partiler, çeşitli illerin belediyle başkanları, bazı “sivil” toplum kuruluşları ve elbette “ilk binden” bu üniversiteye giren ve maalesef değil ilk binden, ilk yüzden binden bile giremeyen öğrenciler, “endeksli yayın mevcudu” tatmin edici akademisyenler, tek adam egemenliğinden bunalmış liberaller, epeydir sesini duymadığımız TÜSİAD, hep muhalif sosyalistler haklı olarak önce rektör atamasından, sonra da Boğaziçi’ndeki polis zulmünden şikayet etmekte. Elbette olup bitenin savunulacak bir yanı yok; üstelik, bunun Türkiye’deki hakim siyasi zihniyetin vandallık seviyesi giderek artan bir başka hamlesi olduğu gerçeği iç karartıcı. Bu tespitle başlayıp, iyi yurttaşlık görevimizi yerine getirdikten sonra, sanırım, birkaç hususu tartışmaya geçebiliriz.  

‘DEVLET TASARRUFU’ 

Devletin Adana Alparslan Türkeş Üniversitesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi, (Kayseri) Abdullah Gül Üniversitesi ve Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’lerine yaptığı rektör atamalarının “bu denli” bir tartışma konusu yapılmaması, mamafih, insanda bir kuşkuya yol açıyor.

Rektör atamalarının YÖK ya da Cumhurbaşkanı tarafından yapılmasının, tıpkı bu üniversitelere konulan isimler gibi (sanırım bu üniversitelerden rahatsız olan bir ben değilim), akademik geleneklere ve kamu üniversiteleri olmaları nedeniyle ortak siyasal ve kültürel akla uygunluk kriterini karşılamasını ümidi eşiğini geçtiğimizden oraya müracaat etmenin bir anlamı kalmadı maalesef.

Fakat ve heyhat, Bitlis ya da Ağrı’daki üniversiteye yönelik devlet tasaruffunu en az Boğaziçi Üniversitesi’ne yönelik olan kadar tartışmaya değer bulmayan bir eleştirel iki yüzlülüğün de ne üniversite ne de Türkiye’nin herhangi bir meselesini değerlendirmesinden ümidvâr olmak mümkün gözüküyor.

Bu minvalde mesela, Şehir Üniversitesi’nin kapatılması, neden bu kadar gürültü çıkarmadı? Şehir Üniversitesi’ni kapatılması için kullanılan nedenlerin her biri, Türkiye’deki her vakıf üniversitesi için kullanılabilir nedenlerdi de ondan. O vakit suskun kalan eleştirel ikiyüzlülüğün tercihi, Türkiye’deki üniversite düzeninin altında yatan omertayı korumaktan yanaydı çünkü.  

DEVLETLE VAROLAN SEÇKİNLİK 

Eleştirel iki yüzlülük, Türkiye’nin “seçkin” üniversitelerinin devletle girdiği örtük mutabakata ses çıkarmamasının bedelini de topluma ödetmeye çalışıyor. Şimdi artık her şeyin sahibi olduğuna kanaat getiren bir zihniyetin, bu mutabakatın sınırlarını kendisi lehine genişletmeye yönelik her hamlesini, omertanın kutsallığıyla karşılamaya çalışıyor.

Seçkinliklerini korumak üzere devletle her türlü işbirliğine razı olmuş kurumlar, itiraz etmeye bu seçkinliklerini tartışılmaz kılarak başlıyorlar ve acıdır, “ama bu Boğaziçi’ne yapılmamalıydı” cümlesi, argümanın hem başında hem de sonunda tekrar ediliyor. Doğru, oraya yapılmamalıydı ama Karaman’a, Çankırı’ya ve Muş’a yapılabilirdi. İlk bine girmiş öğrencilerimiz, polis tarafından coplanmamalı, gaz sıkılmamalı onlara; ama Van’da ya da Diyarbakır’da her şey serbest. Zaten ilk binden giremediklerin dolayı bağışlanamaz bir suçları var, üstelik bir de eylem filân akıl kârı değil.

Açıkça savaşı kutsayan ve bir “etnik iradeye teslimiyeti buyuran” ve bu salt bu özellikleri nedeniyle aslında görmezden gelinmesi gereken bir bildiriden dolayı, Türkiye’nin “seçkin üniversiteleri” hariç, hemen her üniversiteden insanların ekmeğiyle ve istikbaliyle oynandı sözgelimi.

Devletin oradaki seçici eylemsizliği, omertanın bir parçası değil miydi? Devletle korunan seçkinlik, devletle elinden alınabilir özelliğine sahiptir en başından. Kendi değerini üretmeye çabalamasının, bu özelliği bastırmaya yönelik bir eleştirel ikiyüzlülüğe dayanmasında da anlaşılmayacak bir yan yoktur. Yanlış anlaşılmamak üzere tekrar edeyim: üniversiter seçkinliğin, üniversiter işle bir bağı kuşkusuz var, ancak bu seçkinlik devletin de onayladığı bir seçkinlik, bu yüzden devlet bu üniversitelerden en azından “sorma, söyleme” talebine sahipti en başından. Bu taleb, asla cevapsız bırakılmadı.  

İKTİDARIN ÜNİVERSİTE ANLAYIŞI 

Türkçeyi 3. sınıf bir dil konumuna indirgeyen, kitabı değersizleştiren ve akademik çalışmayı lojman süresine bağlı tutmakta muvaffak olan AKP iktidarının üniversite politikaları, üniversite-endüstri, üniversite-kalkınma denklemlerindeki kaygılara bakılırsa şimdi vaziyetten şikayet eden insanların üniversite tahayyülüyle oldukça uyumlu aslında. Bir çok kamu üniversitesinin kampüsü içerisinde tekno-kentler ve tekno-parklar var mesela.

Üniversitenin ‘hayatla’ ilişkisi kopmayacak kadar sağlamlaşmış durumda. Herkesin istediği üniversite modeli bu değil mi? Üniversite bu, küçükbaş hayvancılığa da katkı yapmalı ileri teknolojilerin üretimine de. Bu bakımdan “atanmış rektörün”, normal olarak üniversite kantinlerinin idaresi konusunda bile ciddiye alınmayacak, ancak başka biri tarafından dile getirildiğinde Boğaziçi’ndeki akademisyenlerin kahir ekseriyetinin onaylayacağı bu “gelişmeci poroceleri”, kavganın biraz üzerine çıkarak düşünmeyi gerektirmiyor mu? 

Üniversite dâvâsı kaybedilmiş bir dâvâdır; üniversite ancak bir düşüş tarihinin konusu olabilir. Eli yüzü düzgün bir toplumun sahip olduğu her pedagojik ve kültürel kurum gibi ancak geçmişiyle övünebilir durumdadır. Bugünü sorunlu, geleceği karanlıktır.

Bize gelince: kendi diliyle eğitim yapmayan bir üniversitenin, herhangi bir sıralamada bilmem kaça girmesinin faydası, toplumdaki her türlü statükonun sürdürülmesinde ve epeydir de, bu üniversitelerin, Türkiye’deki sosyal mobilizasyonu egemenler lehine sabit tutmasından ibarettir. Boğaziçi’ndeki öğrencilere gösterilen haklı ve yerinde dayanışmanın grevdeki işcilere, pandemide yoklukları oynayan Berber Çoşkun, Simitçi Duran, Garson Halis ve Ocakcı Hasan kardeşlerimize de gösterilmesini taleb ederek bitirelim yazımızı.

YORUMLAR (28)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
28 Yorum
Bunlar da İlginizi Çekebilir