Astronomi dünyası son yılların en büyük sarsıntısını yaşıyor. Yıllardır Mars’ın paslı tozları arasında bir damla su arayan insanlık, meğer başını çok daha uzaklara, Balina Takımyıldızı’nın derinliklerine çevirmeliymiş. James Webb Uzay Teleskobu’nun son verileri, evrendeki yalnızlığımıza dair tüm ezberleri bozabilecek ürpertici ve bir o kadar da büyüleyici bir dünyayı işaret ediyor: LHS 1140 b. Ama bilim insanları ona şimdiden daha şiirsel bir isim taktı: "Uzaydaki Gözbebeği."

KÜTLESİNİN BEŞTE BİRİ SUDAN OLUŞUYOR
Bu gezegen, bildiğimiz hiçbir dünyaya benzemiyor. Kütlesinin neredeyse beşte biri tamamen sudan oluşan bu devasa küre, Dünya’nın sunduğu o kısıtlı yaşam alanını bir kenara itip bize gerçek bir "su dünyası" tanımı yapıyor. Ancak burayı asıl gizemli kılan şey, gezegenin kendi yıldızına olan garip bağlılığı. Bir yüzü ebedi bir karanlığa ve dondurucu buzullara mahkûmken, diğer yüzü sürekli bir gündüzün sıcaklığıyla kavruluyor. Bu uç noktaların tam merkezinde, yani yıldızın dik açıyla vurduğu o sıcak noktada ise bilim kurgu filmlerini kıskandıracak bir manzara yatıyor: Buzların ortasında erimiş, yaklaşık 4.000 kilometre çapında masmavi, devasa bir açık deniz. Uzaydan bakıldığında bembeyaz bir buz kütlesinin ortasındaki bu koyu mavi dairesel okyanus, dev bir gözbebeği gibi doğrudan bize bakıyor.

Peki, bu dev akvaryumun içinde neler gizli olabilir? James Webb’in gönderdiği spektroskobik veriler, gezegenin sadece bir su yığını olmadığını, aynı zamanda azot bakımından zengin, koruyucu bir atmosfere sahip olduğunu fısıldıyor. Bu detay, yaşamın filizlenmesi için gereken o "kutsal kase"ye ulaştığımızın en güçlü kanıtı olabilir. Zira 30 derece civarındaki ılıman su sıcaklığı ve kalın atmosfer tabakası, bu okyanusun derinliklerinde biyolojik bir saatin çoktan tıkırdamaya başladığına işaret ediyor. Eğer orada birileri varsa, muhtemelen gökyüzündeki yıldızları değil, bu uçsuz bucaksız karanlık suların altındaki termal kaynakları yuva bellemiş durumdalar.
Belki de evrendeki ilk komşularımızı bulmak için ayaklarımızın yere basmasına gerek kalmayacak. Çünkü LHS 1140 b, bize yaşamın sadece kayaların üzerinde değil, derin bir maviliğin kalbinde de yeşerebileceğini kanıtlıyor. Şimdi asıl soru şu: Bu dev gözbebeği bize bakarken, biz o okyanusun dibindeki karanlığa bakmaya hazır mıyız?
