Emeklinin Türkiye Yüzyılı şimdi başlıyor desenize
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, müjdeyi verdi. “Ciddi uğraşlarla ve kaynakları, şartları zorlayarak” en düşük emekli aylığını bin lira artırıyorlar. Kanun teklifini Meclis’e sundular.
En düşük SSK, Bağ-Kur emekli maaşlarını ilgilendiriyor. 6 aylık TÜİK enflasyonu farkı eklenince 19 bin liraya gelmişti. 20 bin liraya çıkarılıyor.
İktidar, bunun için kara kara düşünüyor, toplantılar yapıyordu.
CHP de emeklinin en düşük aylığı insanca yaşayabileceği bir düzeye çıkarılana kadar Meclis’i terk etmeme eylemi başlatmıştı, nöbet tutuyorlardı.
Çözüm bulundu. Yaklaşık 5 milyon emeklinin en düşük aylığı hem bin lira iyileştiriliyor... Hem de kök maaşı daha aşağıda kalanların sorunu düzeltiliyor, yeni en düşükte eşitleniyorlar. Tabii buna çözüm, derseniz...
Yeni en düşük aylık hâlâ açlık sınırının 10 bin, asgari ücretinse 8 bin lira altında.
Ve şu soru da can yakmaya devam ediyor: En düşük aylığın üstünde alan 12 milyon emeklinin suçu ne?
Yani adil mi, asla değil.
Düzenleme; az çalışanla çok çalışanı, düşük prim ödeyenle yüksek prim ödeyeni ayırmıyor. Tıpkı öncekiler gibi, aralarında adâleti gözetmiyor. En alttakilere haksızlığı gidermeye yetmeyip, bir de üsttekilere haksızlık ediyor.
Makas her yıl giderek kapatılıyor, en düşük aylıkta bütün emeklileri bir gün eşitleyecek bu gidişle.
Kime niye daha az ya da daha çok aylık bağlandığı, çalışma süresi ve prim miktarından bağımsızlaşıyor.
Zaten bozuktu sistem, emekli maaşları arasında çalışma günü ve ödenen primle açıklanamayan farklar oluşuyordu. Her yıl daha da büyüyor.
Neyse ki AK Parti’li Güler de daha adil, şeffaf ve sürdürülebilir bir sisteme ihtiyaç olduğunu söyledi, adaletsizliği kabul ediyor.
İhtiyaç belli ve acil, haksızlık ortada ama kimin düzelteceği belirsiz.
Sormazlar mı; madem öyle, şimdiye ne beklediniz, hâlâ ne duruyorsunuz, kim tutuyor elinizi?
En düşük emekli maaşında bin liralık düzeltmenin etki analizine gelince... Bütçeye ilave 70 milyar lira yük bindiriyormuş.
Enflasyona olası etkisindense henüz bahis yok. Emekliyi tahrik ederek, iktidarı buna zorladığı için enflasyona etkisinden CHP sorumlu tutulacaktır, ondan belki.
Hadi hayırlı olsun, yerli ve milli emeklinin gözü aydın, yaşadı yine, Türkiye Yüzyılı’na şimdi o da giriyor. İşi
Almanya’dan güzel, geçim derdi de kalmadı, ‘ne olacak şu zavallı Hans’la George’un hâli’ lakırdılarıyla gününü gün edebilir artık.
EMEKLİ HÜSNÜ’NÜN KEKİSTANDA KEKLENMESİ HAKKINDA
Emekliye hak ettiği maaş verilemeyince koca bir yıl armağan edilmişti. 2024 Emekliler Yılı’na ithafen ben de oturup bu başlıkla bir şiir yazmış, sizle paylaşmıştım.
Fakat bu sene yüzü bir başka güldürülüyor emeklinin, öyleyse yeri geldi, güncelleyerek bir daha:
“Sihirli kekten ısırık alıp bekledi
Onun da yüzü gülecekti nihayet
Bir kanal kenarına çöktü öylece Hüsnü
Mırıldandı üç e’li tılsımı, efsane enflasyonla efsunlanacaktı
Yedi cüceler gelmedi, gelmiyor ama sirke
Bu nasıl kek şovdur, yüzyıllık yalnızlık bitti, o başlamıyor
Şahlanan şeyler görür gibi oldu zuhurat uykusunda
Geçmişe daldı, gitti binyıllık eski şanlı günlere
Rüya âlemini de turladı üç-beş kere...
Sihirli kekten bir ısırık daha alıp bekledi
Dünya ile Ay arasında sallanıyordu
Salıncak kurmuş sanırsınız göğe
Gelmedi, gelmiyor fakat hâlâ yedi cüceler
Kaç milat geldi geçti, gelen giden yok yüzünü güldürmeye
Bütün gece sabırla bekledi kapıda
Olay polisiye, ben ekonomist değilim bu arada...
Nerede kaldı yahu bu şen ucubeler
Niye açılmıyor inatla şu gelecek perde sirki
Sirksiz keki neylesin hem emekli
Bayat mıydı, sahte mi yoksa illüzyon
Yanlış keki yedirdiler belki Hüsnü’ye
Bindi emekliler yılı dolmuşuna
Uzay yolcusu kalmasın, dediler
Kalktı kalkacak fezaya, haydi emekliler...
Uzadı bekleyiş, bir yedi cüceler bir de Hüsnü uzayamadı
Kabaramadı gitti yine vaat edilen ihtişamlı gösteri
Boykot eğlencesindeymiş meğer yedi cüceler
Eee demokratik hakları, kullanmasınlar mı
Hay sizin üç e’yle emekliyi eğleme mücadelenize de
O kekli bileti hiç alır mıydı, bunu bilseydi eğer Hüsnü
Çağlar açılıp kapanıyor, güller açıp kapanmıyor ebediyen yüzünde
Yüzyıllık şahlanma neyine, bir güne bir gün kırbaç şaklatacaktı
Öbür dünyaya mı kaldı o saadeti sürmek de
Acı acı gülmekmiş demek kekten kısmeti
Söyle gişeci, kim yedirdi ballandıra ballandıra böyle
Maaşı üçleyenler mi niyet e’ledi Hüsnü’yü keklemeye...”
