Değişmeyen siyasi denge…

CHP’ye yönelik tutuklamalar, gözaltılar, soruşturmalar bitmek bilmiyor. Bu tür, bir zincirin halkalarını andıran, zamana yayılan soruşturmalar aslında bir iç kavganın, silahsız bir iç savaşın araçlarıdır.

Nitekim yakın tarihte hep öyle yaşandı bizim ülkemizde. Gerek Fetullahçıların orduyu tasfiyesinde gerek siyasi iktidarın daha sonra Fetullahçıları tasfiyesinde böyle zincir davalar yaşadık. Bunlar biraz baskı kurma, biraz süründürme ama en önemlisi tasfiye üstüne kurulu, yargı gücüyle yürütülen siyasi süreçlerdi.

Bu tür tasfiyeler, kolay olmadığı oranda zamana yayılır; en ince damarlara kadar gider. En önemlisi, toplumda bu süreç ve tasfiyenin gerekli, kaçınılmaz ve meşru olduğunu düşündürecek bir iklim yaratma ihtiyacı duyarlar. Zincir davaların böyle bir yan işlevi, hedefi vardır.

Nitekim iktidar bakımından CHP’ye yönelik bu adli hamlelerin, dünya âlem biliyor ki, iki nedeni var. İlki, siyasi iktidarın ana muhalefet partisine, yani Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik sistematik, gitgide yayılan ve büyüyen tasfiye mekanizmasını harekete geçirmesi. İkincisi, yukarıda söylediğim gibi, belki daha önemlisi CHP belediyelerini yolsuzluklarla özdeş kılan bir iklimin, bir kanaatin oluşturulma gayretidir.

Ne var ki tasfiye süreci uzun süredir iktidarın istediği gibi gitmiyor. Beştepe’nin arzu ettiği iklim o kadar kolay oluşmuyor.

İktidar seçmeni bile zaman zaman ikna olmakta zorlanıyor. Zira bu durumu doğrulayacak, yolsuzluk ve benzeri suçlamaları destekleyecek göstergeler ve bir gerilim yok ortada. Sadece bu girişimlerin, gözaltıların, tutuklamaların ürettiği bir gerilim var; bu da bu davaların ikna ediciliğini ortadan kaldırıyor.
Ayrıca kanaat o ki Türkiye’ye has başkanlık sisteminin ürettiği bir mekanizma var. Cumhurbaşkanı sadece anayasal olarak yetkileri elinde toplamıyor; kritik sahalarda işleyiş olarak da bir mikro işletim usulünü benimsemiş bulunuyor. Yargı, özellikle İstanbul Adliyesi etrafındaki tüm gelişmeler, kurumlar hiyerarşisi ve hukuki değerler etrafında değil; Cumhurbaşkanı–İstanbul Başsavcısı–Adalet Bakanı üçgeninde ve siyasi gerekler etrafında yürüyor.

Erdoğan’ın beklentileri, işaretleri, itirazları adli süreçlerin şekillenmesinde belirleyici oluyor. Birçok meselede duyduğumuz “AK Parti içinde farklı düşünceler, itirazlar var” sözlerinin temelinde bu yatıyor.

Ama bu itirazların hemen hiçbir siyasi ağırlığı bulunmuyor.

Belki işler iktidarın planladığı gibi gitmiyor ancak tersi istikamette bir gelişme de yok.

Kervan yürüyor.

Gazeteciler tutuklanıyor, kayyımlar atanıyor, belediye başkanları tutuklanıyor, gözaltına alınıyor ve otoriter hamleler kanunları kullandığı oranda banalleşmeye, sıradanlaşmaya başlıyor.

Dahası da var. Bu ortamda, sıkça söylüyoruz, Erdoğan’ın elini güçlendiren, otoriterleşmeyi maskeleyebilecek gelişmeler özellikle dış politika sahasında yaşanıyor. Bunlar Erdoğan’ın güç ve başarı imajını besliyor. Milliyetçilik duygusu, artan oranda Türkiye’nin küresel güç olması ve bu gücün Erdoğan tarafından temsil edildiği kanaatiyle şekilleniyor. İran’a yapılan ABD-İsrail saldırıları, savaş bile Erdoğan’a güveni arttırıyor

Bu tablo, otoriterleşmeyi toplumun bir kesimi için sıradanlaştırıyor ya da ikinci plana itiyor.

Görüntü bu.

Çıkış yolu: Güç ve başarı konusunda alternatif üretmeye çalışmak…

Ama o da bu koşullarda müşkül ve ufukta görünmüyor.

YORUMLAR (13)
13 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.