NATO Zirvesi ve ‘eksen’ konusu
NATO’nun Ankara’da yapılan 36. zirve toplantısında Türkiye’nin gösterdiği performansı memnuniyetle izledim. Bu tür büyük zirvelerin saat gibi işlemesini sağlamak yüksek bir organizasyon kapasitesi gerektirir.
Zirvenin, netice itibariyle Türkiye’nin imajına ve savunma sanayimizin gerek teknoloji gerek Pazar bakımından daha da gelişmesine şu veya bu ölçüde katkıda bulunacağı kesindir.
Ancak bu genel hüküm, sorunlar ve iktidarın yanlışlarını görmeye, göstermeye elbette engel değildir.
ZİRVENİN ODAĞI TRUMP
Zirvenin odağı tabii ki ABD Başkanı Trump’tı.
Yaklaşık on yıl önce The Nation dergisinde Sasha Abramsky’nin “Trump bir megalomandır” başlıklı yazısını akıldan çıkarmamak lazımdır. (19 Mayıs 2017)
Zirve’ye “Erdoğan için katıldığını” söylerken, aslında, İran’a saldırısını desteklemeyen NATO’nun Avrupalı liderlerini aşağılıyordu.
Avrupalı liderler, Trump yine kavga çıkarıp zirveyi berbat eder mi endişesi içindeydiler. NATO ruhuyla davranan bir Trump görmediler ama dilini yumuşatmıştı. Gerçi “laf dinlemeyen” İspanya’ya “berbat” demekten, Grönland’ı diline dolamaktan kendini alamamıştı ama buna da şükür! Savunma harcamalarını arttırmayı kabul eden Avrupalılar, “Trump’ı mutlu tutmayı, yeni ve daha düşük başarı ölçütü” saydılar. (WSJ, 8 Temmuz)
Zirvede Trump, Çinlilere ait TikTok’u niye kapatmayacağını açıklarken söyledikleri, onun kişiliğinin fotoğrafıdır:
“Xi’den memnunum… En çok izlenen benim. TikTok çok tehlikeli diyorlar ama 4 milyar izleme aldım. En çok sevilen benim.”
Erdoğan’ın Trump’ı misli görülmemiş ihtişamlı törenlerle ağırlamasını anlıyorum. Ama Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Amerikan bayrağının renkleriyle ışıklandırılması asla kabul edilemez.
TEMEL KONU: SAVUNMA
Zirvenin temel konusu, Rus tehdidine karşı Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi ve Avrupalıların savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkararak NATO’da ABD’nin yükünü paylaşmalarıdır.
Trump’ı yatıştıran buydu.
Türkiye’nin de önünde, savunma sanayiini geliştirmek için büyük bir fırsat penceresi ve milyarlarca dolarlık bir pazar açılıyordu.
Zirve Bildirisinde belirtildiği gibi, Avrupalılar “50 milyar doların üstünde savunma alımı” yapacaklar… Ne kadarı Türkiye’den?
Dahası, tüm NATO ülkelerinin savunma harcamaları 2024 yılında 1 trilyon 450 milyar dolardı. Daha artıyor… Ne kadarını Türkiye’den alacaklar? Ne kadarı için ortak yatırımlar yapacağız? Erdoğan’ın deyişiyle, “eksikliği en çok hissedilen hava ve füze savunma” sistemleri konusunda?
Bu noktada karşımıza iki engel çıkıyor: S-400’ler yüzünden ABD’nin uyguladığı CAATSA yaptırımları… Avrupa ile hukuk ve demokrasi sorunları yüzünden daha da ağırlaşmış sorunlar…
Zirve sırasındaki keyfi gözaltılar, keyfi tutuklamalar, hem kanuna aykırıydı hem Türkiye’nin imajına zarar verdi. Türkiye’de hukuk, Trump uğruna ihlal edilemez yükseklikte olmalıdır.
S-400’LER VE KRİTERLER
Trump, güya Kaan uçaklarının motorlarını getirecekti. Zirvede F-35’ler konusunda söz verir gibi konuştu. Giderken ağız değiştirdi “F-35 konusunda karar vermedim” dedi. Kişiliğindeki gelgitler mi, Yahudi ve Rum lobilerinin baskısı mı?..
CAATSA yaptırımlarının kalkması ve bu cümleden olarak F-35 programına yeniden dahil olmamız Senato’nun kararına bağlı. Senato deyince de insanın aklına bir soru geliyor: Senato’da Türkiye’nin eski dostlarından ne kadar kaldı?!
2017’de S-400’lere imza atmakla ne büyük yanlış yapmışız, görüyorsunuz.
Bugün iktidar S-400’lerden kurtulma yollarını arıyor. Son haberlere bakılırsa, Körfez ülkelerinden birine satma düşünülüyormuş…
Ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde “kriterler” sorunları…
Avrupa deyince, orada da Türkiye’nin eski dostlarından ne kadar kaldı?
Zirvede, “Atlantik’in iki yakasını”, ABD ile AB’yi yeniden bir araya getirme yolundaki gayretlerin iki şampiyonu, Genel Sekreter Rutte ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı. Doğru bir politikadır bu, Türkiye’nin “iki yaka”da da muhatapları, dostları, iş ortakları artmalıdır.
Zirvenin başarısı da NATO’nun iki yakasının yeniden anlaşıp bu yönde “Ortak Bildiri” yayınlaması oldu.
Görülüyor ki Türkiye’nin “eksen”i, NATO üyeliği ve Avrupa entegrasyonudur. Umarım artık “eksen kayması” olmaz. Sağlam ayağını bu eksene basan Türkiye, elbette öbür ayağıyla bütün dünyayı dolaşır.
