Türkiye neden ve neye mahkum oldu?

Cumhurbaşkanı anayasayı ihlâl etmeye, beğenmediği mahkeme kararlarını eleştirmeye, sanıklarla ilgili ne hüküm verilmesi gerektiğini söylemeye ve Türkiye’de dediğinin yapılmasına alıştı. Bahçeli malum, bu konuda, Erdoğan’ın gerisinde kalmıyor. Söz konusu alışkanlık pek çok bakana da sirayet etmiş durumda. İçişleri Bakanı Soylu, önceki gün AİHM’i, Demirtaş kararından ötürü benzer bir şekilde kendince azarlıyor, bu arada, savcılara “çıplak arama uygulaması”nı eleştiren HDP Milletvekili Gergerlioğlu’yla ilgili ne yapmaları gerektiğini söylüyordu.

Önce siyasi söz geliyor, sonra adli hüküm veya kanun.

Alışkanlık yapılanın sıradanlaşması demektir.

Sıradanlık tabiileşmeyi beraberinde getirir.

Otoriter düzenler toplumlarını kara bir kuyunun derinliklerine böyle sürüklerler.

Tek başına bu tablo bile Türkiye’yi demokrasiden uzak otoriter rejimler sınıfına koymak için yeterlidir.

Ama yine de gelin üzerinden geçelim...

Erdoğan, bir kaç gün önce, Demirtaş kararını alan Avrupa İnsan Hakları Mahkeme heyetini kastederek, “Bu adımlar tamamıyla siyasidir. Bunun da gereğini ve gerekçesini biliyoruz. Bu karar çifte standarttır, iki yüzlülüktür” demişti.

Ne anlarız bu sözlerden?

“Türkiye karşı planlı bir davranışın sonucu olarak alınmış bir kararı” anlarız.

O zaman sanırsınız ki bu kararı bir, iki hakim talimatla almış...

Ne var ki, “talimat deyince”, Türkiye dışında hukuk devletlerinde yargı çarkı hiç böyle çalışmıyor.

Kaldı ki, Demirtaş davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Genel Kurulu’nda görüldü. Genel kurulda her biri farklı Avrupa ülkesinden 17 hakim var. Yani bağımsız yargıç...

Üşenmeyip sayalım...

Mahkeme başkanı olarak Hırvatistan’dan Turković. Bulgaristan’dan Grozev, Malta’dan De Gaetano, İsviçre’den Keller, Çekya’dan Pejchal, Polonya’dan Wojtyczek, Letonya’dan Mits, Avusturya’dan Kucsko-Stadlmayer, Slovakya’dan Poláčková, Finlandiya’dan Koskelo, İngiltere’den Eicke, Macaristan’dan Paczolay, Gürcistan’dan Chanturia, San Marino’dan Felici, İsveç’ten Wennerström, Türkiye’den Saadet Yüksel ve Yunanistan’dan Sicilianos,

Okumaktan yoruldunuz değil mi?

Yorulmakta fayda var...

Kararı bu yargıçlar neredeyse oy birliğiyle verdi.

Demirtaş kararında Türkiye 5 ayrı maddeden hüküm giydi.

17 yargıcın 16’sı (yani Türk yargıç hariç) Türkiye’nin ifade özgürlüğünü kısıtladığı (md.10) hükmünü verdi.

15 yargıç Türkiye’nin Demirtaş’ın özgürlük ve güvenlik haklarını kısıtlandığına (md (5/1) karar verdi.

16 hakim güvenlik ve özgürlük haklarının ihlal edildiğine (5/3) hükmetti.

Oy birliğiyle (yani Türk hakim de dahil) serbest seçim hakkının ihlal edildiğine karar verildi (md.3).

16 yargıç, Türkiye’nin siyasi amaçlarla dava açtığını onayladı. (Md.18)

Bu ne diyecek Erdoğan ve onun gibi düşünenler?

Elbet, cevap vermek için gerçek anlamıyla “hukuk ve hakim” nedir, kimdir, onu bilmek gerek...

Türkiye’nin mahkum olduğu maddeler, insanlık öyküsünün, Ortaçağdan bu yana verilen hak mücadelelerinin, bu konudaki köşe başı metinlerin bir hülasası. Tüm insanlığının ürünü, tüm insanlara ait, onları otorite karşısında koruyan temel haklar manzumelerinden biri, önde geleni...

Karar, Şark kurnazlığına da bir cevap...

Mahkeme, Türk yargısının, siyasetin beraatı veya tahliyesi istenmeyen bir kişi hakkında, benzer, hatta aynı delillere açtığı davaları, ayrı suç olarak gösterme “oyunu”nu gördüm, bu dahi “kendi başına hak ihlalidir” diyor.

Daha Avrupa’nın temel özgürlükler ve haklar manzumesini sindirmeyenler, reformdan, AB ufkundan söz ederken ne duruma düşüyorlar acaba?

Son karar, Demirtaş meselesi dışında, Türkiye’nin bu sözleşmenin dört bir yanını ihlal ederek, kendisine sıkılmadan demokrasiye devam ettiğini gösteriyor.

YORUMLAR (91)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
91 Yorum