Devler arenasında
UEFA Uluslar Ligi’nde A Kategorisi’nde yer almak, Türk futbolu adına sıradan bir grup aşaması değil; bir üst seviyeye geçişin, adeta bir taç giyme töreninin simgesi. Bu prestijli sahnedeki ilk sınavımızda rakip, dünya futbolunun devlerinden Fransa’ydı. Sahaya çıkmadan önce akıllarda büyük soru işaretleri vardı. Hakan Çalhanoğlu, Kenan Yıldız ve Orkun Kökçü gibi oyuna yön veren üç temel direğin yokluğu, teknik heyetin elini bir hayli zorlaştırıyordu.
Vincenzo Montella, Fransa’nın Olise, Dembélé ve Mbappé’den oluşan göz korkutucu forvet hattına karşı beklenenin aksine oldukça cesur bir oyun planıyla yanıt verdi. Kalabalık bir savunma bloğuna çekilmek yerine 3-4-3 sistemini tercih eden İtalyan teknik adam, bu hamlesiyle Fransızların da ezberini bozdu. İlk yarının son bölümüne kadar pozisyon açısından oldukça kısır bir mücadele izledik. Fransa’nın devre bitmeden Uğurcan’ın müthiş refleksle çıkardığı tek top dışında ciddi bir tehlikesi yoktu.
Buna karşın ay-yıldızlılarımız Barış Alper ve Ferdi Kadıoğlu ile gole çok daha yakın taraftı. Özellikle Ferdi’nin Fransız savunmasının arasına ustaca sızışı, Romanya ile oynanan baraj maçında attığı golün neredeyse birebir kopyasıydı; fakat bu kez gol vuruşu gerçekleşmedi.
Fransa’nın ilk yarıdaki bocalayışını milli takımımızın başarısına bağlamak kadar, yeni teknik direktörleri Zinédine Zidane’ın henüz takımla tam bütünleşememesine de yormak mümkün. Bizim hücumda tıkandığımız anlar ise maharetli ayaklar Hakan, Kenan ve Orkun’un yokluğuna dayandırılabilir. Orta sahada görev yapan Oğuz, Salih, İsmail ve Ferdi dörtlüsünün dikine pas atma ve forveti besleme konusundaki yetersizliği, tüm yaratıcılık yükünü kanatlardaki Arda Güler ile Can Uzun’a yükledi. Ancak ikili, ilk yarıda bu baskıyı kırmakta zorlandı.
İkinci yarıya daha önde ve baskılı başlayan taraf bizdik. Arda Güler önderliğinde kurulan bu baskı İsmail Yüksek ile net bir fırsata dönüştü ancak gol gelmedi. Ve futbolun değişmez kuralı işledi: Atamayana attılar. Savunmamıza yapılan ön alan presi hatayı getirdi ve Mbappé yakaladığı ilk fırsatı gole çevirmeyi bildi. Golün ardından beraberlik için yüklensek de ceza sahası içinde o bitirici vuruşu yapacak net bir santrforumuzun olmaması tüm çabaları sonuçsuz bıraktı.
A Kategorisi’nde bulunmak tarihsel bir başarı. Ancak bu seviyenin kalıcı bir parçası olup olmadığımız hâlâ tartışmaya açık. Sakatlar döndüğünde oyun gücümüz şüphesiz artacaktır, o zaman söyleyecek bir sözümüz olabilir.
Bu sezon temel hedefimiz bu ligde kalabilmek ve devlerle oynayarak tecrübe kazanmak olmalıdır. En zoru Fransa maçıydı, diğer 3 maçtan beklentimin daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Aksi olursa değişim süreci başlayabilir. Önümüzdeki İtalya ve Belçika maçları, milli takımın ve Montella’nın geleceğine dair en net yol haritasını çizecektir.
