Back To Top
Tuna, Tuna yeşil Tuna! Attın beni tundan tuna!

Tuna, Tuna yeşil Tuna! Attın beni tundan tuna!

 - Son Güncelleme: 22.08.2019 Perşembe 11:31
- A +

Uğurladığınız bir dostun arkasından böyle bir yazı yazmak zorunda kalacağınız aklınıza gelebilir mi?

Velev ki gelse, o akıl akıl olmayı sürdürebilir mi?

Görünüşte bir faaliyetin açılış konuşmaları yapılmaktadır. Sırası gelen günün anlam ve önemini kendince anlatmaktadır. Sözün sahibi konuşmaya başlayınca günün mâna kazandığını hissedersiniz.

Tam da böyle bir konuşma idi Halûk Dursun’un yaptığı…Toplantımıza, büyük bir iştiyakla katılmak istemişti ve bütün güçlükleri aşarak, Ankara’dan bin küsur kilometre ötede bir yere, Malazgirt’e gelmişti…

Konuşurken kendinden bahsetmek, iki çeşittir. Biri övünmek için ve ekseriya böyle konuşulur.

Konuşmacı az başvurulan ikinci tarzda, kendi konumunu ifade kastıyla konuşmaktadır. Burada bulunuşu, Bakan yardımcısı olması dolayısıyladır. Fakat o bir tarih profesörüdür, hem de Osmanlı tarihi profesörü…İstanbul’da, Edebiyat Fakültesi’nde bir türkoloji kongresinde merhum Orhan Şaik Gökyay tarihçilere “nasıl tarihçi olunur”u anlatmaktadır…Ey tarihçiler, kendinize fazla güvenmeyin, tarihi bir de edebiyatçıların ağzından dinlemeniz lâzım. Sizin kuru tarihinize ruh ve heyecan katmak gerekir, der ve sonra Âşık Çelebi’nin Tuna kasidesini okur:

Kişver-i kâfirden îmân ehline akup gelür

Kıbleye tutmış yüzini bir müselmândur Tuna

Habs-i kâfirden boşanmış gibi zencîrin sürür

Şâh-ı İslâma gelür bir ehl-i îmândur Tuna

Sözünü “Tuna ile ilgili ne biliyorsanız, bir daha okuyun” diye bağlar… 

“Ben gerçekten bu Tuna şiiri üzerinden kendimi bir tarih anlayışına, disiplinine soktum. Önce Tuna nerden çıkıyor diye kaynağına gittim. Halk şairleri var. Yeni Çeri şiirleri ve ağıtları var. ‘Tuna’da çırpar bezini seveyim elâ gözünü’ İşte Tuna’ya bir de bu gözle bakın. Kısacası Tuna ile uzun bir zaman geçirdim…”

Halûk Dursun, Dicle kıyısında kurulmuş Diyarbakır Üniversitesi’nde konuşmaktadır. Elbette Tuna’dan konuşmaktadır. Bir kız öğrenci itiraz eder: “Sizin Tuna’nız var, Nil’iniz var, Dicleniz yok! Burda konuşmanız yersiz!”

“Tamam dedim, haklısın. Ama dinle. Konuşmayı nerde yapıyoruz. Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde. Ben buraya nereden geldim, Cizre’den geldim. Cizre bir şehirdir ve tam bir Dicle şehridir. Kendimiz Dicle’deyiz ama gönlümüz Tuna’da. Bunun da bir zararı yok, bir günahı yok. Ama haklısın, bu bir gecikme. Ama her görevin bir zamanı vardır ve ona vakti şerif denir. İşte o vakti zaman gelmiş ve biz Dicle’deyiz. Ve siz Dicle’nin kuzularısınız. Bize emanetsiniz. Haklısınız emanete sahip çıkmada geç kaldık. Bundan sonra sizlerle birlikte olacağız ve Dicle’nin, Karasuyun’un, Zapsuyu’nun kuzularını çakallara kaptırmayacağız.”

Salonda öyle bir hava esti ki Halûk Dursun’u dinlerken, sırf onun konuşmasını dinlemek için salonda bulunduğumu düşündüm. Sözünü tamamlayınca da kendisine bunu ifade ettim. Böyle toplantılarda olan malum seremoni icabı, bir takdimde bulunurken, tabii kitap takdimi, bir Tuna türküsünün iki mısraını fısıldadım o dar vakitte:

Tuna Tuna yeşil Tuna
Attın beni tundan tuna…

Kim bilir kaç yıl önce, muhtemelen 1930’larda doldurulmuş bir plaktan Safiye Ayla’nın o içe işleyen sesinden dinlemiştim. Uzun bir “ah”tan sona türkünün ağıta dönüştüğünü, ama esasında bir ninni olabileceğini hissetmiştim:

Tuna Tuna yeşil de Tuna
Ah attın beni tundan tuna
Sen uyu bülbülüm ah ben uyanayım…

Çocuğunuzu böyle bir ninni ile büyütmek için büyük bir tarihin varisi olmanız gerekir: Ah yeşil Tuna beni öyle ücra yerlere attın ki, adeta yerden yere vurdun!

Halûk Bey, vazifesi icabı aramızdan ayrılacaktı. Nezaketen izin istedi. Hiç olmazsa öğleye kadar kalması için ısrar edebilirdim. Fakat programın bu kısmında benim açılış konferansım vardı. “Gitme, beni dinle!” demek gibi olacağı için ısrar etmedim.

Hem etsem ne olacaktı?

İnsan kaderinin yolcusudur.

Halûk Bey güya Ahlat’a gidecekti, meğer son yolculuğuna çıkıyormuş… Konuşması âdeta veda konuşması imiş. Geriye Tuna’nın, Nil’in, Dicle’nin… bilcümle nehirlerin ve şehirlerin hüznünü bıraktı…Ruhu şad olsun!

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
hacı 24 Ağustos 2019 14:11
Sayın Doğan olumsuz yorum yapanlar da haklı yani: Halûk Dursun devletin en üst makamına gelmiş bir profesör. Ne işin var kavganın gürültünün olduğu yerde, sana ne Dicle'nin kuzularından. Otur koltuğuna, emir ver sağa sola, bir iki beyanat ver basına, çayını kahveni iç, gelecek dönem milletvekili olmanın yollarına bak..değil mi..Ne yazık ki vatan -millet için çalışanları ne sağlıklarında ne de vefat ettiklerinde anlaya biliyoruz.. yazık
KARAR OKURU 22 Ağustos 2019 14:58
Doğan, abartacağım diye, zırvalamış : "...bütün güçlükleri aşarak, Ankara’dan bin küsur kilometre ötede bir yere, Malazgirt’e gelmişti." Bir bakan yardımcısı, Ankara'dan ülkesindeki bir yere "bütün güçlükleri aşarak" gelmiş. Atla mı, deveyle mi yaptı yolculuğunu ? Bin kilometre direksiyon mı salladı ? AKP, ülkenin doğusuna duble yollar yapmadı mı yoksa ? Bu kafaya göre, bürokrat, rahatını bozmamalı, masasının başında oturmalı, galiba.
Mehmet 24 Ağustos 2019 13:54
0
4-5 yıllık görevi sırasında Ankara dışına çıkmamayı gelenek hale getirmiş; sadece kendisine o göreve getirenleri memnun etmeye odaklanmış o kadar çok bürokrat var ki..İşte onlardan biri olmayan, özellikle doğudaki gençlere yönelik çok ciddi projeler hazırlamakla kalmayıp oralarda mesai harcayan birinin bu yaptıklarını anlatmış Yazar D. Mehmet Doğan..Bunun AK Parti ile duple yolla ne ilgisi var.. Lafı tersinden anlamak demek ki böyle bir şey oluyor
Anti trol 22 Ağustos 2019 12:57
almanya , avusturya , slovakya , macaristan , hirvatistan , yugoslavya , bulgaristan , romanya , moldova ve ukrayna topraklarindan geçen Tuna nehrinin bizle ne alakası olabilir anlamadım. Ama derdiniz Osmanlı ve Eflak, Boğdan ise zaten trene kaçırmışsınız haberiniz yok.
KARAR OKURU 22 Ağustos 2019 07:59
Aşk olsun Kürt kızına ! Nasıl da hizaya getirmiş bakan yardımcısını ! Önce, Fırat'ın, Dicle'nin, Munzur'un, Sakarya’nın, elimizde olanın kıymetini bilelim; gönlümüzde önce elimizdekiler olsun. Mesela, Kültür Bakanlığı, gençleri Dicle'nin kenarına toplayıp, büyük Kürt edebiyatçısı Mehmed Uzun'un HAWARA DÎCLEYÊ – I (DİCLE'NİN YAKARIŞI), HAWARA DÎCLEYÊ - II (DİCLE'NİN SÜRGÜNLERİ) kitaplarını okuma programları yapsa; hem Kürtçe, hem Türkçe okumalar olsa ... Kuzuları çakallardan koruma bir devlet edebiyatı olmaktan öteye geçse …
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN