Bugün fon skandalı yarın başka bir skandal…

Nihayet, günlerdir ülkenin gündemini sarsan, yüzbinlerce vatandaşın mağduriyetine yol açan “fon skandalı” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündemine girdi.

Erdoğan’a göre mevzu şundan ibaret:

“Sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorundan bahsediyoruz. Bunu, piyasanın tamamına dair bir problem olarak resmetmek, Türk Borsası’na yapılmış bir haksızlık olur.” (25 Eylül)

Erdoğan, 20 milyar dolara, yani yaklaşık 1 trilyon liraya ulaştığı ve 500 binden fazla insanı mağdur eden vurgunu, “sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorun” olarak tarif ediyor. Ve ortada Türkiye’nin finansal sistemi açısından kayda değer bir risk ya da genel ekonomi bakımından endişe edilecek bir durum olmadığını söylüyor.

Elbette böyle söyleyecek; aksini söylemesi zaten beklenmez. Ama tablo gerçekten anlattığı gibi sınırlı alanda gerçekleşen bir sorun olsaydı, durum gerçekten kontrol altında ve mesele Türkiye ekonomisine ciddi bir hasar vermeyecek kadar önemsiz olsaydı, ABD’den Türkiye’ye bu ölçüde dikkat çekici mesajlar verme ihtiyacı hissetmezdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “sınırlı alan” nitelendirmesi yapa dursun, baksanıza; ülkede yıllardır yaşanan onca adaletsizlik ve hukuksuzluk karşısında tek bir gün bile sesini çıkarmayan, giderek derinleşen yoksulluk ve işsizlik konusunda tek kelime etmeyen iktidar medyası bile günlerdir yeri göğü inletiyor. Fon soygununun, “gerek mağdur sayısı gerekse finansal boyutu itibarıyla 1982 Banker Krizi’nden ve 2003 İmar Bankası Krizi’nden daha büyük bir kriz” olduğu tespitini yapıyor; mağduriyetlerin giderilmesini istiyor, iktidara bunun için yol haritaları öneriyorlar… Dahası, köşelerinden mağduriyetler giderilmez ve sorumlulardan hesap sorulmazsa, bunun iktidara ciddi bir siyasi fatura çıkaracağı uyarısında bulunuyorlar.

Gelelim madalyonun öteki yüzüne.

Bir kere şunun altını çizelim. Çıkan haberler, ilgili kurumların yaptıkları açıklamalar fon skandalının göz göre geldiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

İktidarı uyaranlardan biri de ekonomist Kerim Rota olmuş, 10 ay önce yolsuzluğun odağındaki fon şirketlerine ilişkin “adrese teslim” bir yazı kaleme almış, yazısında isimleri kodlamış, ancak ismi kodlananlardan birisi kendisinden bahsedildiğini anlamış. Rota, gazeteci Dicle Bozdan Kala’ya verdiği mülakatta hadiseyi şöyle anlatıyor:

“Bu yazıda hiçbir şirket ismi kullanmadım. Ama fonların üç harfli kodları vardır, bir de şirketlerin dört harfli kodları vardır. Üç harfli kodunu ‘CON’ olarak, dört harfli kodunuda ‘CONS’ diye kullandım. Çok önemli sporcular diye uydurdum ama İngilizce›de dolandırıcı anlamına gelen kelimelerdir. Bunu üstüne bir kişi aldı. Ertesi günü bana zehir zemberek açıklama yaptı, ismini etiketlemedi ama, işte ‘yerli ve milli olmayan bir ayağı Londra’da olan finansçılar, yerli piyasaların büyümesine karşı çıktıkları için bizi karalama çalışıyor’ diye.”

Şu anda o kişinin tutuklu olduğunu söyleyen Rota “Onun yönetim kurulundaki kardeşi de arkadaşım olmasına rağmen aynı şekilde davranmıştı. Keşke isimlerini verseydim, 2-3 gün gözaltında kalırdım ama belki çok daha fazla insana faydam olurdu diye düşünmüyor değilim” diyor.

Rota’nın şu sözleri önemli: “Geçtiğimiz sene Kasım ayında yapılmış olsaydı mağdur sayısı belki de bunun 5’te 1’i olacaktı. Son aylarda trene atlayan o kadar insan var ki... Bu kadar vebal geç kalmaktan. O yüzden ben denetleyici otoriteleri suçlamayı hiç bitirmeyeceğim, hiç durmayacağım. Çünkü çok büyük bir ihmal var. Yargının dolandırıcılarla yetkililer arasındaki baz kayıtlarını, ilişkilerini incelemeli” dedi.

İşte asıl mesele bu.

O yüzden ben, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle “sermaye piyasalarının sınırlı bir alanında ortaya çıkan sorunun” bize gösterdiği asıl meseleyle ilgileniyorum. Çünkü böylesine büyük bir vurgunun, yalnızca birkaç kişinin cesaretiyle ve sıradan denetim açıklarından yararlanılarak açıklanması mümkün değil. Bu fon ahlaksızları, fon çetesi denetim mekanizmalarından nasıl yırtabildiler, kimler tarafından korundular, gözetimden bunları kimler kaçırdı ve nasıl kaçırabildiler. Hangi bürokratik ve yüksek yetkili isimlerle ilişkileri sayesinde “sermaye piyasasının sınırlı alanında” sınırları aşan kazançlar elde edebildiler. 500 bin insanın hakkını nasıl gasp edebildiler.

Her ortaya çıkan skandalda, krizde olduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan yine çıktı ve “sorumluluğu olan kim varsa, bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır” açıklaması yaptı.

Ve görünen de o ki iktidar şimdilik SPK’yı gözden çıkarmış durumda, hesap birkaç bürokrata kesilecek. Öyle görünüyor.

Ama ortaya çıkan tablo öyle birkaç bürokratın üzerine fatura kesilerek kapatılacak gibi değil. Sorun birkaç kişinin ihmaliyle açıklanamayacak kadar büyük ve sistemli olduğunu, ortada açık bir yönetim zaafı, daha da önemlisi iktidarın denetleme, hesap sorma kapasitesinde ciddi bir aşınma olduğunu, kurumların içinin boşaldığını gösteriyor.

Bakın:

2021 yılında Gri pasaport skandalı patlak verdi.

2022 yılında KPSS soru skandalı patlak verdi.

2024 yılında Yenidoğan Çetesi patlak verdi.
İktidar yetkilileri çıktı “sorumluların üzerine gidilecek, kim olduğuna bakılmayacak, ucu kime dokunuyorsa dokunsun” açıklaması yaptı.

2025 yılında “Sahte Diploma” skandalı patlak verdi. Kamu içinde birilerinin kamu görevlilerinin elektronik imzalarını taklit ederek üniversite diploması ve ehliyet verdikleri ortaya çıktı.

Yine 2025 yılında “Yasadışı Bahis” skandalı patlak verdi.

Nitekim iktidar yetkilileri çıktı her seferinde çıktı ve “bütün sorumlular hukuk önünde hesap verecek” açıklaması yaptı.

Ama bir müddet sonra unutuldu gitti.

Ucu gerçek sorumlulara hiç dokunamadı.

Hafta en az iki gün ünlülere yönelik devam eden ucu açık uyuşturucu operasyonları var. Operasyonsuz bir güne uyanmayan bir ülke haline geldik.

Bakın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “fon” soruşturması kapsamında peş peşe operasyonlar yaparken… Ankara’da 101 milyon kimlik verisi ve 118 milyon GSM-TCKN verisinin çalındığı skandalı patlak verdi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kişisel verilerin yaşa dışı şekilde sorgulanmasını sağlayan “Dragon Hacker” isimli bir panele operasyon düzenlediğini duyurdu.

Devlet kurumlarının düzgün çalıştığı, kuralların hakim olduğu bir ülke olsaydık bu kadar skandal patlak verir miydi?

Vermezdi elbette.

Ülkede devletin denetleyici kurumları gerçek anlamda çalışmadığı sürece bu skandalların sonu gelmez. Denetim işlemezse, birileri de kamu kurumlarını kendi çıkarları için kullanmaya devam edecek.

Umarım bu kez iktidar gerçekten “ucunun dokunduğu yere kadar” gider; sorumluların kimliğine, makamına, siyasi ya da bürokratik konumuna bakmadan hukuk önünde hesap vermesinin önünü açar.

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.