Seküler demokrasi reçetesi ve Ortadoğu

Ortadoğu‘da geleceğin „seküler demokratik“ modelde olacağına dair analizlerde ciddi bir artış yaşanıyor. Dinî, mezhebî ve etnik kimliklerin siyasal tercih ve aksiyonun ana motivasyon kaynağı haline gelmesi, birçok analistin fazla bir entelektüel çaba veya zihni egzersiz gerektirmeden „seküler demokrasi“ reçetesini bu sorunları aşmanın yegane yolu olarak sunmasına yol açıyor.

7 yıl gibi bir süre Dışişleri Bakanlığı müsteşarlığı görevini yürütmüş, Türkiye‘nin Birleşmiş Milletler nezdinde yeni Daimi Temsilcisi olarak atanan Feridun Sinirlioğlu, Hürriyet gazetesine verdiği röportajda Ortadoğu‘nun sorunlarının üstesinden ancak mevzubahis formül ve reçete ile gelinebileceğini ifade etmiş.

„Bu çok kültürlü coğrafyanın inanç ve din özgürlüğü temelinde seküler, demokratik bir geleceğe doğru yönelmesi gerektiğini de görüyoruz. Zaten 2011’de başlayan Arap Baharı da bu taleple ortaya çıkmıştır. İnsanlar demokrasi talep ediyordu. Demokrasi ve sekülerizm birlikte gündemdeydi.“ Bu ifadeler ile Sinirlioğlu, sadece bu modeli sunmakla kalmıyor bunu aynı zamanda gerekçelendiriyor.

Aslında uzun süredir Batı‘da, Ortadoğu‘da yaşananlarla Avrupa‘nın 30 yıl savaşları arasında paralellikler kuruluyor. 1618-1648 yılları arasında yaşanan büyük ölçüde dinî-mezhebî hoşgörüsüzlüğün iktidar mücadeleleriyle de şekillenmesinin eseri olan savaşları Batı, daha seküler kodlar üzerine inşa edilmiş bir Westphalia Barışı’yla aşmaya çalıştı. Siyaseti daha sekülerleştiren bu barış, Batı‘daki modern devlet sisteminin de temeli sayılır.

Ortadoğu‘da yaşananlar Batı‘nın bu tarihsel deneyimi üzerinden anlaşılmaya çalışılıyor. Bu çabanın sonucu olarak, Batı‘nın kendi özel koşullarının eseri olan bu krize sunduğu reçete de Ortadoğu‘ya aynen kopyalanmak isteniyor.

Sinirlioğlu’nunki de dahil, Arap Baharı‘nın niteliği ve Ortadoğu‘daki krizlerin ana mahiyetleriyle alakalı olarak ortaya konulan analizlerin çoğu hatalı bir varsayımdan yola çıkıyorlar. Ortadoğu‘daki krizlerin ana gerekçesini daha önce Obama‘nın da iddia ettiği gibi 1000 yıllık kimliksel nefretler veya öfkeler oluşturmuyor.

Örneğin, Ortadoğu‘daki mezhepçilik meselesini jeopolitik mezhepçilik olarak adlandırmak daha doğru olacaktır. Tabii ki bunun teolojik, sosyal ve siyasal hem kaynakları hem de yansımaları mevcuttur. Fakat temelde Ortadoğu’daki mevcut durum, jeopolitik ve iktidar mücadelelerinin eseri olan bir mezhepçiliktir. Bu nedenle Ortadoğu‘daki krizin temelini sekülerizmi elzem kılan dinî hoşgörüsüzlük değil, demokrasiyi elzem kılan siyasal hoşgörüsüzlük oluşturuyor.

Buna ilaveten, Arap Bahar‘ında sekülerizm talebi hiçbir zaman ana taleplerden biri olmadı. Tam aksine, sekülerizm Ortadoğu ve Kuzey Afrika‘daki diktatöryel rejimlerin uluslararası alandaki ana meşruiyet sağlayıcı özelliklerinden biri olduğu için bu kavram bölge insanının ekseriyetinin zihninde kirli bir kavram olarak duruyor. Bu nedenle bölge dışı analist, siyasetçi veya diplomatların demokrasi ile sekülerizm arasında kurdukları bağı bölge insanı kuramıyor. Yukarıda da belirttiğim üzere bölge insanı sekülerizmi on yıllar boyunca bölgenin demokrasi açığını meşrulaştıran bir faktör olarak okuyor.

Arap Baharı‘nın akıbetini değiştiren üç kırılmadan sıklıkla bahsedilir: Suriye ayaklanmasının iç savaşa dönüşmesi, Mısır darbesi ve DAEŞ‘in yükselişi. Batı‘nın ‚sekülerizm kaygısının‘, ‚demokrasi savunusunu‘ bastırması da Arap Baharı‘nda makaranın tersine sarması sürecini kolaylaştırdı. Bu tespitler, Arap Baharı‘nda demokratikleşme sürecini tekrardan rayına oturtmanın ipuçlarını da veriyor. Kimliklerinden bağımsız olarak, bölge insanının demokrasi ve siyasal özne olma çabalarının desteklenmesi gerekir. Bu başarıldıktan sonra bölge insanı, nasıl bir din-devlet ilişkisini tesis edeceğine kendisi karar verecektir.

Sosyal gerçekliği veri alacak olursak, bölge insanının benimseyeceği din-devlet ilişkisi modeliyle dışarıdaki uzmanların önerdikleri din-devlet ilişkisi veya sekülerizm formu birbirinden farklı olacaktır. Zaten ne Arap devlet sisteminin krizlerinin çözümü ne de bölgedeki kaosun aşılması sekülerizmi gerekli kılmıyor.

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum