64. Hükümete çağrı: IMF-Derviş programı artık bitsin!

Kamuoyunda sanılan aksine Ak Parti iktidar döneminde siyasi başarıyı ekonomiye yeterince yansıtamadı. "Siyasette başarı az ekonomide başarı fazla- seçimler ekonomik başarı ile kazanılıyor" söyleminin maalesef altı yeterli derecede dolu değil.

Türkiye nerede ise mumla aradığı siyasal istikrarı ve güçlü lider dönemini Ak Parti ile yakaladı. Oysa siyasette yaşanan büyük değişim ve dönüşüm başarısı ekonomiye yeterince yansıtılamadı. Mesela halen ekonomi ana hatları ile 2001 krizi ile IMF-Kemal Derviş ortaklığının çizdiği "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" ile yönetilmeye devam ediyor.

Ak Parti maalesef kendi ekonomi programını yazamadı...

2006-2007 yıllarında bitirilmesi gereken IMF-Derviş ekonomi programı tıpkı aşırı antibiyotik gibi Türkiye'ye fayda yerine zarar vermeye başlayalı yıllar oldu.

Hatta Türkiye'nin atılım hamlesinin önünde en önemli pranga bu IMF-Derviş programıdır. Neden mi? Gelin MUSİAD'ın "64. Hükümetten Beklentiler" raporundan notlarla açıklayalım:

Raporun girişinde şu cümleler yer alıyor: "Yatırımların ve büyümenin önündeki en büyük engel mevcut finansal sistem ve yüksek faiz oranlarıdır"

Açıkçası ben MUSİAD'ın ifadesindeki faiz oranlarından daha ziyade sorunun temelinde mevcut finansal sistemin yattığını düşünüyorum. MUSİAD finansal sistem sorunu hakkında da şu başlığı atıyor: "Tapu-teminat bankacılığından çıkılarak proje finansmanına geçilmesi gerekiyor".

Konuya biraz açıklık getirelim. Türkiye'de IMF-Derviş programı ekonomide iki ana sorun noktasına odaklanarak yazıldı. (1)2001 krizi bankacılık sektörünün çöküşü ile ortaya çıkmıştı ve bankaların kesesi boştu. Bankacılık sektörünün güçlendirilmesi gerekiyordu ve sağlam yapılar kurulmalıydı.

Öyle de yapıldı.

Bankalar kredi verirken ipotek sistemi getirildi ve kredi almak için sanayicinin veya üreticinin gayrimenkul bulundurması gerekiyordu. Tapun yoksa bankada kredin de yoktu. İşte yıllar sonra MUSİAD bu soruna raporunda değinmiş oldu.

2001 krizinde bir başka temel sorun (2) Devletin kasasıydı. Ve IMF-Derviş programı devletin daha çok gelir elde etmesine odaklandı. Üretimi desteklemek yerine tüketimi destekleyen bu model ile artan ithalat ve tüketim vergileri görüntüde herkesi mutlu etti.

Ama bu ekonomik model Türkiye'de sanayiciliği ve üretimi inanılmaz bir oranda çökertti. Sanayinin ekonomideki payı yüzde 23'lerden yüzde 15'lere geriledi.

MUSİAD, "64. Hükümetten Beklentiler" raporunda şunu söylüyor: "Sağlam mali ve finansal altyapımızı korumak önemlidir. Ama, sanayi üretiminin GSMH içindeki azalan payı göz önüne alındığında, mali ve finansal sağlamlığın ötesine geçerek üretim - yüksek katma değer - yüksek teknoloji odaklı, yeni bir kalkınma stratejisi oluşturulmalıdır".

Raporun bir başka değindiği nokta ise Maliye Politikası... "Maliye, mükellefe bakışını değiştirmeli ve köklü bir vergi ve zihniyet reformu yapılmalıdır".

Maliye politikası hakkında bir kaç ekleme gerekiyor: 2003 yılında Türkiye'de GSYH 454.781 milyon lira iken konsolide devlet gelirleri 100.250 milyon liradır. Yani GSYH'nın yüzde 22,04'ü devlete gitmekteydi.

Aradan 11 yıl geçiyor ve 2014 yılında GSYH 1.747.362 milyon liraya yükseliyor. Ama devletin konsolide gelirleri de 414.293 milyon liraya yükseliyor. Yani artık devlet ekonomideki payını yüzde 22,04'den 23,71'e çıkartıyor.

Burada bir önemli ayrıntı daha var. Devletin topladığı bütçe gelirleri içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu ödemeleri yer almıyor. Keza işsizlik fonu ödemeleri de ayrı bir yerde toplanıyor. Mesela sadece 2014 yılında SGK 184.329 milyon lira gelir özel sektör ağırlıklı gelir toplamıştır.

Yani maliye ve sosyal güvenlik politikaları üretim süreçlerinde çok ağır bir yük oluşturmaktadır.

MUSİAD bu konuda da raporda şu görüşe yer veriyor: "Mevcut yapıdaki, adeta istihdamı önleyici uygulamalar değiştirilerek, istihdam dostu hale getirilmelidir".

"Daha verimli çalışanın daha fazla ödüllendirilmesini sağlayan bir sistem geleceğimiz açısından önemli bir dönüm noktasıdır. İş hayatında ayrımları ortadan kaldırıp ortak bir -çalışan- tanımıyla kamuda performans sistemine geçilmelidir".

Aslında MUSİAD son paragrafta çok çok önemli bir noktaya parmak basıyor. "Devlete kapağı atmak ve gelecek hayalini KPSS ile kuran" bir nesil yetiştirmekten vazgeçilmesini istiyor.

KPSS hayali ile büyüyen bir nesilden ne bekleyebiliriz?

2003 yılından 2014 yılına Türkiye iki ana sektör çok hızlı büyüdü. Biri bankalar bir diğeri de Devlet.

Hem memur sayısı hızla artarken hem de kamu personel ücretleri özel sektörün çok daha üzerinde reel kazançlar elde etti. Kamuda ücretler reel olarak yüzde 40'a yakın artarken, aynı dönemde özel sektörde özellikle orta sınıf ücret kesiminin büyük kaybı ile reel gelirler artışı bırakın azalma bile yaşadı.

Ve geldiğimiz noktada asgari ücret devlet kudreti ile artırılmak durumunda kalındı.

Özet olarak MUSIAD 64. Hükümete benim de yıllardır üzerinde durduğum ana konularda çok önemli uyarılarda bulundu. Mevcut finansal sistem ve bankacılık düzeni herkesi inşaatçı yapmaya zorluyor ve gayrimenkul alımına yönlendiriyor.

Acilen değiştirilmesi gerekiyor.

Maliye politikası ekonomide kamu lüksünü finanse eden bir yapıya döndü. Yıllardır kamuda sağlanan bütçe disiplini giderleri kısarak yapılmıyor: Mali disiplin maalesef özel sektörün boğazına sarılarak daha fazla gelir toplanması ile sağlanıyor.

Sorarım size bunun neresi mali disiplindir.

Ak Parti 2003 yılında bu yana Türkiye'de siyasi yapıda büyük değişimleri başardı. Ama aynı dönemde yabancı fonlara güvence veren hazine-maliye politikası ile bütçe disiplini adı altında özel sektör üretimine ağır yükler yüklenerek ekonomik atılımda geride kalındı. Büyüme oranı Cumhuriyet tarihinin gerisinde kaldı.

Borca (büyük kısmı dış borç) dayalı ithal tüketimin getirdiği bir hava ile perdenin önünde mutluluk tablosu oluştu ama perdenin arkasında sorunlar giderek birikiyor.

İşte MUSİAD bu raporu ile perdenin arkasına baktı ve 64. Hükümete çok önemli tavsiyelerde bulundu. Umarız medyada sahte övgülerle sorunların görülmesini engelleyen yapıların önüne geçilir ve perdenin arkasındaki gerçeklerle Hükümet bir an önce yüzleşme fırsatı bulur.

Aksi taktirde ilerleyen yıllarda Türkiye'de siyaset tavanda değişim yaşamadan tabanda çöküş ile kazanılan bütün haklar da kaybedebilir.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
1 Yorum