Bazı muhatabların konuşması

Çok samimi söylüyorum. Ekonominin çok hassaslaştığı dönemlerde bazı bakanların konuşması çözüme katkı sunmadığı gibi sorunları da artırıyor. Hatta bizzat krize giden sürecin yoluna o sözler parke taşı olabiliyor.

Türkiye hassas bir süreçten geçiyor. Yıllarca uyardığımız Derviş-IMF “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programını” bir türlü değiştirilmedi. Hala IMF-Derviş ekonomi programını uyguluyoruz.

Yıllarca dediğimiz bir nokta: Bu programın iki ana hedefi vardı: 1-Devletin kasasını doldurmak 2- Bankaların kesesini doldurmak. Çünkü 2001’de yazılan bu program esnasında bu iki kasa ve kese boşalmıştı. Tabiri caiz ise soyulmuştu.

Ak Parti 14 yıllık iktidarında IMF-Derviş programını Kemal Derviş’ten bile daha kararlılıkla uyguladı. Bir türlü yeni ekonomi programı yazmadı-yazamadı.

Aslında bu programın miadı en son 2007’de dolmuştu. Yeni bir “üretim odaklı” programın yazılması gerekiyordu. Ama olmadı...

IMF’nin borcunu ödedik ama programını bitiremedik. Çok acı bir tablo...

Bu program üretim odaklı değil, tüketim odaklı bir programdı. Bu nedenle bir türlü güçlü üretim politikalarını devreye alamadık. Yıllarca yüksek cari açık ve yüksek dış finansmanla idare ettik. Veya geçiştirdik.

Hani hatırlarsanız “finanse edildiği sürece cari açık sorun değil” argümanı piyasaya sürülmüştü. Yani alacaklı borcunu istemediği ve yeni borç verdiği sürece “çalışmaya-üretmeye gerek yok” mantığınıydı bu.

O günler bitti. Artık alacaklı diyor ki “ya benim istediğimi yaparsın ya da en seni istediğim gibi yaparım. Yıllarca yediğin karşılıksız paraları isteyebilirim.”

Aslında henüz istenen doğru dürüst bir para da yok. Sadece 3 milyar dolar civarında bir eksilme var. O da giden paradan dolayı değil, gelen paranın açığı kapatmamasından dolayı.

Ya bir gün giderlerse....

Düşünmek bile istemiyorum.

***

2013 yılından bugüne dolar/tl kuru 1,77 liradan 3,30 liraya yükseldi. Yaklaşık 4 yıllık sürede dolar yüzde 85 değer kazanmış durumda. Veya TL değer kaybetmiş oldu. Aynı dönemde AB’den ve ABD’den yaptırım yiyen Rus parası Ruble ise 30,0 seviyesinden başladı ve bugün 66,5 seviyesinde seyrediyor. Ruble yüzde 120 değer kaybetmiş durumda.

Ama unutmayın ki Rusya’dan 400 milyar dolara yakın bir sermaye çıkışı oldu. Ve unutmayın ki Türkiye’den henüz net bazda 1 dolar bile çıkmadı.

Türkiye ile kıyaslanan Brezilya’da ise ekonomik krizle beraber siyasi krizde yaşanıyor. Hükümet düştü ve yeni bir hükümet görevde. Buna rağmen Real 2013 başında 1,97 seviyesindeyken bugün 3,5 seviyesinde. Real’deki kayıp ise yüzde78 düzeyinde.

Yine Türkiye ile kıyaslanan ve büyüme gücünü sürdüren Güney Afrika Randına bakalım. Dolar karşısından 2013 başında 8,5 seviyesinde olan G. Afrika Randı şimdilerde 14,5 seviyelerinden işlem görüyor. Rand’ın kaybı yüzde 70,0’lerde.

Şili Pesosu 2013’de 470,0’lerde iken şimdi 667,0 seviyesinde. Peso yüzde 42 değer kaybetmiş durumda.

Endonezya Rupiah’ı 9.700 seviyesinden 13.500 seviyesine düşerken yüzde 40 değer kaybetmiş oldu.

Aslında benzer tablolar bir çok ülke ile karşılaştırılarak çıkartılabilir. Ama göreceğimiz tablo değişmiyor. Türkiye kesintisiz büyüme gücüne rağmen parası en çok değer kaybeden ülkeler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Anlayacağınız paramızın değerini koruyamadık.

Hatta bir hafta önce yazdığım gibi; artık TL reel erime dönemine girdi bile. Bunu yeniden tekrar edeceğim: Merkez Bankası reel efektif kur endeksine göre dolar/tl kuru 3,0 lira seviyelerinde 100 değerine geliyordu. Yani TL’nin 3,0 liranın üzerindeki değer kayıpları artık değersiz TL anlamına geliyor. Bence olaya artık biraz da bu gözle bakmamız gerekiyor.

***

Bizler ekonomide sadece verilere bakarak elbette bazı değerlendirmeleri yapıyoruz. Mesela Reel Kesim Döviz Açık Pozisyonu 200 milyar dolara dayanarak GSYH’nın yüzde 30’una gelmiş durumda. Bu kadar açık pozisyonun reel kesimde bir karşılığı olması beklenebilirdi. Ama doların 2014-2015 yıllarındaki 2,0 liradan 3,0 liraya yükselişinde olumsuz etkisi daha sınırlı oldu.

Umarız ve bekleriz ki, döviz piyasalarında yaşanan son hareketlerin de reel kesim üzerindeki etkileri önceki yıllardaki gibi beklenenden veya hesaplanandan daha düşük olsun. Aksi halde faturanın getireceği zincirleme etkiyi hesaplamayı kimse istemeyecektir.

İşte tüm nedenler bizi piyasa üzerinde daha hassas düşünmeye ve daha hassas açıklamalara itmektedir. Galiba piyasa emir kipiyle değil de yatıştırıcı cümlelerde bir karşılık arıyor. Belki de muhatabını arıyor. Ne dersiniz?

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum