Çocuklarımızı kurban etmeyelim

Ne güzel vaatlerdi değil mi?

“Kim ne verirse 5 lira fazlası benden”

“40 yaşlarında emeklilik”

“Herkese iki anahtar”

***

Aldık mı iki anahtarı?

90’lı yıllardaki bu Demirel-Çiller vaatlerinin faturasını sadece bankacılık sektörü üzerinden 2001 krizi ile 40 milyar dolar olarak ödemedik mi?

Bugün vereceğimiz kararların yarın bize ne maliyet getireceğini düşünmemiz gerekir. Aksi halde kendimizi kurtarmış gibi görülsek bile evlatlarımızın geleceğini çökertebiliriz. Bunu 1991-93 döneminde verdiğimiz kararlardan görmüştük.

EYT çıktı değil mi?

Oysa asıl sistemi düzeltmemiz gerekiyordu. Daha çok çalışmayı ve hem çalışırken hem de emeklilikte daha çok kazanmayı teşvik etmeliydik. Ama sistemi düzeltmek yerine 40’lı yaşlarda emekliliği yeniden geri getirdik.

20-25 yıl çalışmak yetiyormuş. Oysa Fransa 42 yıl çalışma şartını 44 yıla çıkartmaya uğraşıyor. Tabi, bizi kıskanıyorlardır.

Oysa geriden gelen evlatlarımızın, torunlarımızın geleceğini kendi günlük çıkarımıza çaldığımızı biliyor muyuz?

Bakın benzer durumu İDAM tartışmalarında da yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Meclis onaylarsa ben de onaylarım” diye kaç defa söyledi. Oysa katilleri sokağa salmasak yetmez miydi? Bunu düzenlemek gerekmez mi? Hatırlayın Manisa’da birisi 3. kez kadın katletti. İlk 2 kadını katlettikten sonra hapisten çıkarak hem de...

***

Bugün bir şeyler oluyor... Ülkemiz bir cehalet sarmalı içinde nereye gittiği pek belli olmayan bir süreçte.
Doğum oranları düşmüş, geriden zaten genç bir nesil gelmiyor. Dün belirttim, Karadeniz, Ege, Marmara Bölgelerinde doğum oranları 1,5 seviyelerinde. Ama bu rakamlar da 2021 yılına ait... Biliyoruz ki 2022 yılında da doğumlar azaldı.

Okuyanların Batı’ya göç ettiği ama doğu ülkelerinden göç alarak nüfusun arttığı bir ülkeyiz. Sadece göç süreci Ülkemizin ne kadar büyük bir yıkım tehlikesi altında olduğunu göstermiyor mu?

Eyvah dememek için şimdiden çok acil önlemler almalıyız.

Ülkemiz bir an önce sınır politikalarını yeniden dizayn etmeli ve içeride de Batıya göçü durdurmalıdır. Bunları polis zoruyla yapamayız.

Benzer sürecin çok daha hafifini Venezuela yaşadı. Onlar göç almadı ama ülkelerindeki eğitimli kesimi ABD’ye kaptırdı. Biz hem eğitimli kesimi Batıya kaptırıyor hem de doğudan eğitimsiz ve çatışmacı ülkelerden göç alıyoruz.

Bizim için çok ama çok daha tehlikeli bir süreçtir bu.

Korkun ve korkmalıyız...

***

Peki bu ortamda ne yapıyoruz? ‘Türkiye Yüzyılı’ diye içi bomboş bir söylem ve sloganla yıkım sürecini perdeliyoruz. Gerçekleri ve gelecek tehlikeleri görmezden geliyoruz.

Görmezden gelerek geleceğimizi kurtarabilir miyiz?

Hiç sanmıyorum.

2015 yılından beri bu gidişle önce Arjantin ve sonra Venezuela oluruz diyordum. Arjantin olduk ve bazı verilerde onları bile geride bıraktık. Ve hızla Venezuela oluyoruz.

***

Bakınız bu süreç o parti bu parti meselesi değil. Bu süreç o lider b lider meselesi de değil... Hatta güzel Türkiye’miz bu büyük riskler altındayken kimsenin parti, lider veya ideolojik görüşe göre hareket etmemesi gerekir.

Kimsenin partim, sadık elemanım vs de dememesi gerekir.

Evlatlarımızın geleceğini kurtarmaya hep beraber odaklanmamız gerekiyor. Demokratikleşme, yolsuzlukla mücadele, hukuk-adalet gelmeden bu temeli atamayız. O temelin üzerine de iyi bir kalınma ekonomisi inşa etmemiz gerekiyor.

Durum gerçekten çok ciddi... Evlatlarımızı kurban edecek günübirlik düşünce yapısından bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Aksi halde eskiçağ toplumlarının değişik ama sonuç itibari ile benzer bir davranışını gerçekleştireceğiz.

Evlatlarımızı kurban etmeyelim, onların geleceklerini harcayarak değil aldığımızdan daha iyi bir ülke bırakarak kurabiliriz.

Durum sandığınızdan ciddi... Çok ciddi; bilesiniz.

YORUMLAR (38)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
38 Yorum