Sanayi bitiyor ama neden?
Son birkaç gündür ekonomi gündemine damga vuran açıklama İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’dan geldi.
Bahçıvan özetle “Enflasyonla mücadele uğruna sanayimizi feda ediyoruz, artık bıçak kemiğe dayandı” dedi.
İTO Başkanı Şekib Avdagiç topa girmeden durmaz tabii… Kur politikasının ihracatı ve turizmi vurduğunu dile getirdi.
Daha önceden de TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu faizlere isyan ederek “Yüzde 60 faiz alıyorlar, bankalarımızda daha vicdanlı davranmalarını talep ediyoruz” demişti.
Aslında bu Başkanların açıklamalarının tamamı boş… Konuşmaları gereken adrese konuşamadıkları için böyle içi boş açıklamalar yapıyorlar.
Gelin duruma bakalım:
Enflasyonla mücadele programından önceye gidelim… Taaa 2023 seçimleri öncesine. Bu satırları yazan kişi olarak seçim sonrasına iki temel senaryo çizmiştim:
1.Ya büyük yıkım
2.Ya da büyük sıkıntı
Eğer 2023 seçimlerini iktidar kazanırsa bu iki yoldan başka yolumuz olmayacak demiştim. Google taraması ile defalarca bunu yazdığımı görürsünüz.
“Büyük Yıkım” senaryosunu yaşamadık. Eğer seçim meydanlarında dedikleri gibi “Ben bu görevde olduğum sürece faiz artmayacak; Nass… var vs vs” sürseydi Türkiye dış ödemeler krizine girerek büyük yıkım yaşayacaktı.
Seçimler bitince meydanlarda söylenen sözler bir kenara atıldı ve realiteye dönüldü. İyi ki de dönüldü.
Realite demek büyük sıkıntı demekti. Çünkü iktidara ekonomi çevrelerinin ve küresel piyasaların hiç mi hiç güveni yoktu.
Güven yoksa sıkıntı büyük olur…
Ve öyle de oluyor. Mehmet Şimşek’in uyguladığı program Erdoğan’ın “Nass Ekonomi Modeline” göre çok daha reel. Ama güven unsuru eksik olunca ödediğimiz maliyetler de artıyor.
Peki, bu kadar mı?
Hayır tabii.
Enflasyon neden istenen seviyede düşmüyor? Para politikası kemer sıkmasına rağmen neden istenen başarı gelmiyor?
En önemli neden kamu politikası: Yani kamunun kemer sıkmaması.
Şimşek’in uyguladığı politikayı en başta kamu deliyor. “İtibardan tasarruf olmaz” mottosu ortada…
Kamu saraylarda, uçaklarda, lüks makam odalarında ve arabalarında adeta Lale Devrinin sefasını sürmeye devam ediyor.
Yukarıda 3 Başkandan bu yönde bir açıklama duydunuz mu?
Peki, özel sektörü boğan ikinci neden nedir? Yüksek faiz
Yüksek faiz var mı? Var…
Ama nedeni ne?
Yıllık iznime ayrılmadan önceki son yazımın başlığına bakın: “Muhalefete operasyonların faiz maliyeti”
Bu sefer fazla rakama girmeden izah edeyim: Muhalefete operasyonların başladığı 19 Mart 2025 sonrası enflasyon-faiz makası açıldı. Böylece reel kredi faizi patladı.
19 Mart öncesi enflasyon %42,12 iken kredi faizi yüzde 56,24 seviyesindeydi. Şimdi enflasyon %31,75 ama kredi faizi hala %54,34.
Enflasyon düşüşü ve Merkez Bankasının faiz indirimleri piyasada karşılık bulmuyor. Nitekim tahvil faizlerinde de durum benzer şekilde seyrediyor. 19 Mart 2025 Ekrem İmamoğlu’nun hapse atılması öncesinde %38’lerde seyreden tahvil faizleri şimdilerde ‘enflasyon düşmesine’ rağmen yüzde 40-41 aralığında seyrediyor.
Kural çok ama çok basit: Risk artınca reel faiz artar. (Dikkat edin nominal faizden bahsetmiyorum)
Yaşananların tam özeti bu.
Şu tatil öncesi son yazımda ne demiştim: Siyasi operasyonların kamuya yıllık ek faiz maliyeti 600 milyar lirayı bulurken özel kesime ek faiz maliyeti 1,3 trilyon liraya varıyor.
Şimdi bu rakamları TOBB Başkanı bilmiyor mu? İTO ve İSO Başkanları bilmiyor mu? Veya diğer vır vır diye şikayet edenler bilmiyor mu?
Elbette biliyorlar.
Acaba onlara fısıldanan bir şey mi var? Şu Mehmet’i (Mehmet Şimşek) biraz karalayın ve günah keçisi ilan edin mi denildi?
Eeee ne de olsa seçime doğru yaklaşıyoruz. Millete bir suçlu gösterilmesi gerekiyor. Neden bu suçlu ‘İngiliz Mehmet’ olmasın ki?
Hep aynı senaryo… Oyuncuları değiştirin bari.
Demokrasi gelmezse, mülkiyet güvencesi olmazsa sermaye kaçar. Zaten KAÇILAN ÜLKE durumundayız. Parlak beyinlerin kaçtığı ülkede refah mı olur?
Sizi uyutmalarına izin vermeyin. Ya da siz bilirsiniz.
