“Kim devletle boy ölçüşebilir ki?”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi önceki gün sosyal medya hesabından, Bakanlığın Adana’da yeni nesil bir “suç örgütüne” yönelik emniyet ve jandarma teşkilatıyla birlikte yürüttükleri başarılı operasyonu anlattığı bir açıklama videosu paylaştı.
Çoğunuz izlemişsinizdir; çünkü Bakan Çiftçi’nin videosu, üzerine farklı müziklerin montajlandığı versiyonlarıyla sosyal medyada viral olmuş durumda.
İtiraf etmeliyim ki, Bakan Çiftçi’nin sözlerini teatral mimikleriyle desteklediği görüntüleri ilk izlediğimde, videonun gerçek olmadığını; AK Partili gençler tarafından yapay zekâyla hazırlanmış bir propaganda videosu olduğunu düşündüm.
Çünkü son dönemlerde iktidar bakanlarında böyle trend oluştu. Ortalık son dönemlerde bakanların icraatlarından çok imajlarını öne çıkartan; sert bakışlar, ağır ve kararlı adımlar, ağır çekimli el-kol hareketli ve “Yaslan be Halil İbrahim” türü kahramanlık, yiğitlik duygusunu kabartan müziklerle kurgulanmış videolardan geçilmiyor. Bu videolar eğer münferit değil, AK Parti genel merkezinin işiyle bu durumda sanırım toplumda “karizmatik liderin karizmatik bakanları” algısı yaratılmaya çalışılıyor olabilir. Biraz komik kaçıyor, ama vatandaş olarak bizim açımızdan çok da sorun yok. En azından böylesi ağır bir siyasi iklimde yüzümüz gülüyor, eğleniyoruz.
Neyse konuyu çok dağıtmayım, video gerçek olduğunu Bakan Çiftçi’nin sosyal medya hesabına bakınca gördüm.
***
Bakan Çiftçi ülkemizin emniyet ve jandarma teşkilatıyla birlikte omuz omuza, sokaklarımızı zehir tacirlerinden, organize suç şebekelerinden tamamen temizleyene dinlenmeden çalışacaklarını ifade ediyor.
Allah azimlerini artırsın elbette ama neredeyse her sabah 300 -500 kişiye operasyona, yeni bir falanca, filanca isimli “çökertilen çete” haberiyle uyanıyoruz. Bir yanıyla güzel ama bir yanıyla da ürkütücü. Çünkü insan ister istemez şu soruyu soruyor: Yıllardır iktidar istikrarlı bir şekilde çeteleri çökertiyor, göz açtırmıyor, operasyonun yapılmadığı gün yok, bu kadar insan gözaltına alınıyorsa, bu çeteler neden hiç bitmiyor?
Bakan Çiftçi’nin açıklamasında benim asıl dikkatimi çeken hususa, yazının başlığında da yer verdiğim “Kim devletle boy ölçüşebilir ki?” sorusuna gelelim.
Bakan Çiftçi valilikten İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturdu ama bu soruyu dinleyince yine de eğitim durumuna baktım. 2011 yılında İlahiyat Fakültesini bitirmiş ama asıl eğitimi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümü ve yüksek lisansını da Kamu Yönetimi alanında yapmış. Bakan Çiftçi hukuk fakültesi düzeyinde olmasa kamu yönetimi bölümü mezunu olarak “anayasa hukuku”, “idare hukuku”, “insan hakları”, “ceza hukuku” eğitimi almış, devletin yetkisinin sınırlarını, idarenin hukuka bağlılığını, kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemini, hukuk devletinin önemini bilen biri.
Dolayısıyla modern hukuk sisteminin, kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü ilkesinin tam da bu yüzden, devlet ve vatandaş arasındaki güç eşitsizliğini dengelemek, devletin aşırı gücü karşısında vatandaşın hukukun koymak için var olduğunu bilen biri.
Hiçbir şeyi olmayan bir vatandaş, polisi, jandarması, ordusu, tankı, silahı, idari gücü ve şiddet, zor kullanma tekeline sahip olan bir devletle nasıl boy ölçüşebilir?
Bu mümkün mü?
Kamu gücünü elinde bulunduran devlet ve iktidara karşı hiçbir gücü olmayan vatandaşı korumak için iktidarın yetkilerinin sınırlandırılması hukuk devleti fikrinin en güçlü gerekçelerinden biri değil mi?
Dün değil Montesquieu yüzyıllar öncesinde 1748 yılında kaleme aldığı “Kanunların Ruhu” kitabında yargının, yürütmenin, yasamanın tek elde toplandığı, iktidarın hukukla sınırlandırılmadığı bir yönetim sisteminde kişi hak ve özgürlükleri güvencede olması, hürriyetin olması mümkün olmadığını, bütün yetkilerin tek elde toplandığı hükümet sistemlerinde ülkelerin sonunun felaketle sonuçlandığını yazdı:
“Eğer aynı idarenin kişilik veya yapısında, yasama erki yürütme erkiyle birleşirse hiçbir şekilde hürriyet yoktur. Ayın monarkın zalimce yürütmek için zalimce kanunlar yapmasından korkulur. Yargı erki yasama ve yürütme erkleriyle birleşirse vatandaşların hayat ve hürriyetleri üzerinde idare, keyfe kalmış bir irade olur. Böyle bir durumda yargıç kanun koyucunun durumuna düşer, yargıç korkunç bir zalim kesilir. Bu üç erke tek kişide toplanırsa her şey mahvolur.”
***
Anayasa Mahkemesi eski başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan kaleme aldığı “Anayasa Teorisi” kitabında siyasi iktidarların güçlerinin neden anayasa ile sınırlandırılması gerektiğini şöyle yazıyor, diyor ki:
“Kutsallık ve ‘Hikmet-i Hükümet’ zırhını kuşanan devlet kolayca keyfiliğe ve ceberutluğa yönelebilir. Ceberut devlet de, Konfüçyüs’ün ifadesiyle, yırtıcı kaplanlardan daha tehlikeli olabilir. Tarih Konfüçyüs’ü haklı çıkarmak için uğraşan devlet adamlarıyla doludur. Lord Acton’un ‘Güç yozlaştırmaya eğilimlidir, mutlak güç ise mutlaka yozlaştırır’ sözünü de doğrulayan tarihsel tecrübe, iktidarın etkili araçlarla sınırlandırılması gerektiğine işaret etmektedir. İktidarın etkili bir şekilde sınırlandırılması, sosyal düzenin en önemli sorunudur. Devletin hukukla bağlı olması, hukuk devleti ya da hukukun üstünlüğü ilkesi, keyfi ve ceberut devlet karşısında bulunan en etkili panzehir olma özelliğini devam ettirmektedir.” (Sh. 82, Seçkin Yayınları, 2008)
Prof. Zühtü Arslan “hikmet-i hükümet” devlet seçkinlerinin ellerinde tuttukları etkili ve öldürücü bir silah olma özelliğine sahip olduğu tespitinde bulunan Prof. Zühtü Arslan bunu şöyle anlatıyor: “ “Yurtseverlik”, “kutsallık”, “ebed müddet” gibi retoriklerle süslenince hikmet-i hükümet, “dost-düşman”, “vatansever-hain”, “bizler-ötekiler” ayrımının şekillendirdiği siyasal/hukuksal alanda özgürlükleri boğmak üzere zaman zaman hortlayan bir hayalete kolayca dönüşüvermektedir.”
Prof. Arslan’ın şu tespiti de günümüz açısından oldukça önemli:
“Diğer yandan, ‘devletin hukuk’ ile ‘hukuk devleti’ arasındaki ilişki, büyük ölçüde siyasal mücadelenin taraflarını da ortaya koymaktadır. Bu mücadelede kimi zaman ‘devletin hukuk’ kimi zaman da ‘hukuk devleti’ anlayışı hakim olmaktadır. Muhalefet görece güçsüz ve sistemin kendinden emin olduğu dönemlerde ‘hukuk devleti’ öne çıkarılıp ‘devlet aklı’ arka plana itilmekte, sistemi korkutacak boyutlarda bir muhalefet ortaya çıktığında ise ‘devlet aklı’ belirleyici kılınmaktadır.” (Sh.83)
Bakan Çiftçi bütün bunları elbette biliyor. Çetelere karşı hukuk çerçevesinde etkili bir mücadele yürütsün, çetelere, mafyaya göz açtırmasın. Bu İçişleri Bakanlığının görevidir. Yaptığı mücadeleyi kamuoyuyla paylaşsın, çetelere mafyaya en sert mesajları versin.
Ama bu mesajı “Kim devletle boy ölçüşebilir ki?” sözüyle vermesi doğru değildir. Bir yandan aynı açıklamada, “Hukukun üstünlüğünden aldığımız güçle, ülkemizin dört bir yanında operasyonlarımız gece gündüz demeden, sıfır tolerans prensibiyle devam ediyor” deyip, diğer yandan hukuk devletinin özündeki kamu gücünün hukukla sınırlandırılması ve bireyin devlet karşısında korunması ilkesiyle çelişen, mimiklerle de güçlendirilmiş “Kim devletle boy ölçüşebilir ki?” sorusunu sormak gerçekten büyük bir çelişki değil mi? Tuhaf değil mi?
Yargı ve kolluk kuvvetlerinin iktidarı sert biçimde eleştirenlere karşı hızla devreye girdiği yönünde güçlü bir toplumsal algının bulunduğu; yürütme yetkisinin tek elde yoğunlaştığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ülkenin siyasal olarak nefes almakta zorlandığı bir iklimde İçişleri Bakanı’nın “Kim devletle boy ölçüşebilir ki?” mesajı vermesi gerçekten ürkütücü değil mi?
