Okulları Kim Bataklığa Dönüştürdü ?
Hepimizin bildiği bir söz var. Sinekleri öldürmek yerine bataklıkları kurutalım. Sineklerin ürediği bataklıkları kurutup bahçelere dönüştürmek. Böylece mikrobun çevreye yayılmasının önüne geçmekle kalmayız bataklıkları sağlıklı bir hayat alanına dönüştürmüş oluruz.
“Okul Saldırıları”nın geçtiği her cümle kurulduğunda bu öneri aklıma geliyor.
Sayın Eğitim Bakanımız bir televizyona verdiği röportajda “Tedbirler silsilesi başlatıldı.”diyor.
Okullarda kamera, turnike, yüz tanıma sistemi, el dedektörü ve acil durum butonları gibi tedbirler silsilesini başlattıklarını söylüyor ve akabinde 23.000’den fazla görevlinin güvenlik için işe başladığını, 10.000 bin görevlinin daha atanacağını söylüyor.
Bataklıklar kalsın sinek öldürmeye devam edilecek. Tedbirler üst seviyeye çıkarılmalı. Lakin, lakini var bu işin.
Öğrenciler okulda insan fıtratına ve toplum ahlakına mugayir bir davranışta bulunduklarında biz öğretmenlerin yaptığı ilk iş öğrenciyi çağırıp bunu neden yaptığına dair kendisiyle konuşmak, sohbet etmek, yaptıklarının nedenlerini öğrenmek. Nedenini öğrendikten sonra çözüm çorap söküğü gibi gelir.
Çocukların penceresinde göğü güneşi selamladığı, sırasında oturup mutluluğun resmini çizdiği, kargacık burgacık kelimelerden sıkıldıklarında olmadık muziplikler yaptığı, bahçesinde koşup oynadığı, arkadaşlıklar kurduğu, öğretmenin yüzüne bakıp bakıp şaşkın şebeleklik yaptığı, bir dönemin en güvenli hayat alanları, eğitim yuvaları olan okullar idari birime, öğretmenlere, kameralara, güvenliğe, polise rağmen nasıl oldu da suç işlenen bataklıklara dönüştü?
Okul, toplumun meyvesidir. Okuldaki şiddeti tetikleyen toplumdur. Toplumun insan kalitesi okulu yücelttiği gibi toplumdaki çürümüşlük de okulu şiddet sarmalına dönüştürebiliyor.
Son yirmi yılda ülkemizin yaşadığı değişim ve bu değişimin okula yansıyan hali okulun tanımını ve işlevini değiştirdi.
Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, sınıfta kalmanın kaldırılması, sınıf geçmenin kolaylaştırılması, disiplin cezalarının öğrenci lehine iyileştirilmesi, okulun yaptırım gücünün azaltılması, öğretmenin ve öğretmenlik kimliğinin kan kaybetmesi, okulun insanın hayatında gereğinden fazla yer işgal etmesi okulun kıymeti harbiyesini düşürdü. Okul, öğrencinin hayatındaki saygınlığını kaybetti. Kaybediyor.
Toplumda değişti. Ceketini satıp çocuğunu okula gönderen ve çocuğunu etiyle kemiğiyle öğretmene teslim eden veli profili de değişti.
Ebeveynler iş yükü altında çocuklarıyla yeteri kadar zaman geçiremiyor. Onlara duygusal destek vermede yetersiz kalıyor.
Mevlana : “Aşk büyüğe baldır, küçüğe süt.” diyor.
Aşkın işlevini okul ve topluma da uyarlayabiliriz.
Çocuk aileden ve toplumdan alması gereken duygusal gıdayı “balı ve sütü” alamıyor.
Ayrıca ebeveynlerin dijital dünyada çocuk yetiştirmekte yetersiz kalmaları, çocuklarını sınırsız dijitale boğmaları, çocuğunu başarı tanrısına tapmaya zorlayıp başarı zehriyle zehirlemeleri, özgür birey idealiyle çocuğunu başıboşluğa ekran köleliğine bıraktığının farkına varmamaları, kendi ideallerini çocuk üzerinde gerçekleştime baskıları, kitap okuma ve düşünmeyi gerektiren beceriler yerine çocuğu ders çalışma adı altında test çözme ile kısıtlamaları, devletin dezavantajlı aile ve okulları kendi haline bırakıp onlara destek vermemesi, çocuğun istidatlarını görmeyip onu herkesleştiren niteliksizliklet, çocukların akademik başarısızlık, aidiyetsizlik ve değersizlik duygusu yaşamaları, yönetim kaynaklı adaletsizlikler, belirsizlikler, konfor düşkünlüğü, doyumsuzluklar, şiddetin normalleşmesi, normalleştirilmesi, ekonomik eşitsizlikler, toplumda suç ve şiddetin yaygınlaşması, madde kullanımı, kesici alet ve silaha ulaşım kolaylığı, akran zorbalığı gibi daha sayamadığımız birçok durum toplum kaynaklı okulda şiddeti tetikleyen nedenlerdir.
Okullara tek tek polis dikmek okullarda suç
İşleme oranını azaltabilir ancak bitirmez. Bataklık var olduğu sürece sinekler üremeye ve topluma mikrop yaymaya devam edecektir.
Okullardaki şiddeti azaltmanın kalıcı yolu toplumu ıslah etmekten geçiyor. Türkiye nasıl savunmaya ağırlık verip askeri teçhizatta dışa bağımlılığı azaltma seferberliği başlattıysa okullardaki şiddeti de toplumu ıslah etme seferberliği başlatarak bitirebilir.
Ülkemizin toplumu ıslah etmede yeteri kadar insan kaynakları mevcut. Biz millet olarak şair Yahya Kemal’in “Ne harâbîyim ne harâbâtîyim, kökü mazide olan âtîyim” bir medeniyetin meyvesiyiz. Eğitim rönesansımızı toplumun ıslahından başlayıp okulları nitelikli saygın kurumlar haline getirmekle sürdürebiliriz.
Bunu nasıl yapacağımızın listesi uzun. Zorunlu eğitimin gerekli olup olmadığını masaya yatırarak başlayabiliriz. Okuma istidatı olmayan gençleri bir baltaya sap olmaları, ekmeğini kazanmaları amacıyla bir mesleğe yönlendirerek devam edebiliriz.
Mustafa Seçkiner Bey’in “Herkese selam verin ki zehri azalsın.” sözünü şiar edinerek eğitimin tüm paydaşlarının hakkını bu seferberlikte gözeterek sürdürebiliriz.
