Dramatik bir tornistan vak’ası
Ak Parti Serkan Bayram’ın konuşmalarından alıntı yapmaya korkuyorum.
Kendi adıma değil, Serkan Bayram adına korkuyordum.
Ama o korkmadan, gemileri yakmış gibi konuşuyordu.
Belediye başkanlarının şafak baskınlarıyla der-dest edilmesini eleştiren sözlerini “O sözleri Erdoğan söyleseydi” başlıklı Pazar günkü yazımda değerlendirmiştim. Bayram o sözleri biraz muhalif tavrı ile bilinen NOW tv’de söylemişti.
Ardından Sözcü’ye konuştu Serkan bey. Yine fon krizi üzerine konuştu, Adalet’in yanlış işleyişi üzerine konuştu. Üstelik doğrudan partiyi hedef alarak konuştu. Avukattı mesleği Serkan Bey’in.
“Partide bir sürü kişinin ismi geçiyor, top çevirmeye gerek yok. Millet aç, millet intihar ediyor“ dedi meselâ. Acaba fon krizi soruşturmalarında top mu çevriliyordu?
Bununla yetinmedi “Reis partiyi kapatsa daha çok oy alır” dedi. Parti ne kadar batmıştı fon kirlenmesinin içine?
Sonra çok önemli bir şey daha söyledi:
“Bu millet iki duyguya bakar: Cebindekine ve gönlündekine. Cebindekini veremiyorsun, ondan sonra ‘Belediyeyi kaybettim geri alayım’ diyorsun. Üsküdar’ı kazanamıyorsun, meclis üyelerini tutukluyorsun. Sahada kazanamadığını masada kazanmaya çalışmak kabul edilemez; bundan utanıyorum.”
“Bundan utanıyorum.” Bu söz çok önemliydi Serkan Bey’in.
“Utanmıyor musunuz?” diye çınlayan Meclis ortamında “Utanmıyoruz, hatta yaptıklarımızla gurur duyuyoruz” diyen sesler vardı iktidar partisi adına. Yine oradan, o siyasi yapı içinden bu defa bir başka isim çıkıyor, “Utanıyorum” diyordu.
Üstelik iktidar partisinin nerede ise bir furya halinde sürdürdüğü belediye operasyonlarını, orada devreye giren yargı elini zikrederek…
Korkuyordum, diyorum, çünkü bu operasyonlar, gelişigüzel hadiseler değil, bir politika, iktidarın seçimlerde kaybettiği yerel yönetimleri bir şekilde yeniden ele geçirme politikasının yansıması… Meclis üyesinin bu politika gereği tutuklandığını bilen bir insan, ondan ötesini de benden iyi bilirdi.
Bunu biliyor ve ona rağmen bunları dünyanın gözü önünde bağıra bağıra seslendiriyorsa, onda kocaman bir yürek var demekti.
Memleketin siyasi vasatı böyle kocaman yüreklere ne kadar izin verir diye düşünüyor ve endişe ediyordum.
Serkan Bayram, bunu bilmeyecek insan değildi görünüşe göre. Bir güvencesi var gibi konuştuğunu düşünüyordum.
“Bütün yanlış işleri sayın Cumhurbaşkanı’nın düzelteceğine inanırsa, bunu ifade ederse güvenilir bir alanda siyaset yapmış olur” gibi bir güvence olmalıydı… Belki de bu bir siyasi hesap değil, bir güvendi, inançtı… Serkan Bayram, partideki tepkileri –ya da partinin sosyal medya trollerinin kıyma makinesini bu Erdoğan güveni ile püskürtebileceğini var sayıyor olabilirdi.
Bu yaklaşım tarzı, partinin medyadaki köşeleri tarafından da seslendiriliyordu. Oraya yansıyan üç yaklaşım şöyleydi:
1-Bu kriz, Erdoğan’ı yıpratma potansiyeli taşıyor (Mossad vs sosları bu iddianın uzantısı) .
2-Krizde Erdoğan’ın hiçbir sorumluluğu yok. (Erdoğan ülkeyi yönetiyorsa neden kriz çıkıncaya kadar haberi olmadı, sorgulamasına karşı savunma)
3-İyi ki Erdoğan var, ülkenin krizi atlatmasında Erdoğan’ın varlığı önemli bir güvence.
Bu üçüncü yaklaşım, Erdoğan’ın yeniden adaylığı bağlamında altı çizilen bir husustu.
Bir yönüyle de Erdoğan’a sorumluluk yüklemenin risksiz ifadesiydi bu. “Erdoğan’ın krizi nasıl çözeceğine ilişkin kuşku ifadeleri”nin tümü Erdoğan’ın imajı açısından sorun niteliği taşıyordu.
Zaten “Krizde Erdoğan’ın hiçbir sorumluluğu yok” yaklaşımı ciddi sorgulamalara muhatap oluyor, henüz o aşılamamışken bir de peşinden “İyi ki Erdoğan var” söylemlerinin gelmesi ortaya ciddi inandırıcılık sorunu çıkarıyordu.
Ayrıca bu yaklaşımın gözleri Erdoğan üzerinde toplayacağı, dolayısıyla ortaya çıkacak mağdurlar zümresinin kuşkularını da Erdoğan üzerinde odaklaştıracağı açıktı.
Türkiye seçime doğru yol alıyordu. Olan biten her şeyin seçimler açısından bir anlamı vardı.
Oyun biraz Greko - Romene, biraz yağlı güreşe benziyordu. Künde atmak isterken altta kalmak, oyun yaparken paçayı kaptırmak mümkündü.
Serkan Bayram, Erdoğan merkezli yürüyen belediyeler operasyonuna, orada yargının operasyonel olarak kullanılmasına en vurgulu şekilde tepki gösteriyordu.
Bu, parti içinde her şeye rağmen vicdanları susmayan insanlar olduğunu ortaya koyuyordu.
Bayram, “Reis partiyi kapatsa daha çok oy alır” gibi partiyi bitiren ama bu arada Reis’i yücelten acayip bir söz söylüyordu. Bu, partide olan bitenin Reis’ten habersiz geliştiği gibi yine Reis’in genel başkanlığı adına problemli bir içerik taşıyor.
Arınç’ın değerlendirmeleri, Şamil Tayyar’ın X mesajlarıyla gündeme soktuğu ince ayar uyarıların ardından Serkan Bayram’ın çıkışı, oralarda bir yerlerde bir şeyler olduğunu ortaya koyuyordu.
Tam “İşte iktidar adına bir utanıyorum çığlığı” diye yazacakken, Hayati Yazıcı’nın oğlunun mal varlığına yönelik tedbir kararının yarım saat sonra kaldırılması gibi bir şey oldu.
Serkan Bayram, “Engelli kardeşlerimize ilişkin duyarlılığım sözlerimi sertleştirmiş olabilir” girizgâhı ile başlayarak “Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm dava arkadaşlarımdan, teşkilatlarımızdan ve AK Parti’ye gönül vermiş milyonlarca vatandaşımızdan maksadını aşan ifadelerimden dolayı haklarını helal etmesini istiyorum” gibi bir açıklama yaptı.
Ne denir? Burası Türkiye. Bizim memlekette siyaset böyle yapılıyor. Serkan Bayram’ın ekranlardan, medyadan tüm dünyaya duyurdukları bir varmış bir yokmuş gibi oldu. Canı sağ olsun. Korkuyordum, haksız mıymışım?
