Pandora’nın Kutusu...
İsrail savaş uçakları, 18 Ağustos sabahı sınırımızın yanı başındaki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’nı bombaladı.
Tom Barack’ın açıklamalarından Dışişlerinin ölçülü tepkisine yaşanan fiili gerginliğin gölgesinde kalan çok önemli bir diğer gelişme de hafta başında yaşandı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharov, Türkiye’den Ukrayna’ya transferi planlanan ABD yapımı silahlara ilişkin konuştu… Ve böyle bir adımın “Pandora’nın kutusunu açacağını”, ikili ilişkilere zarar vereceğini söyledi.
Bugün Cuma, aradan geçen onca zamanda konuyla ilgili resmi bir açıklamaya rastlayamadık…İri yarı komşumuz böyle bir laf söylememiş gibi yaptık.
Bir kez daha görüp anladım ki gerçekten de “fenerin nereyi aydınlatacağını feneri tutan el karar veriyor, gerisi de karanlıkta kalıyor.” Konuşulması istenmeyen konular gündeme giremiyor.
“Pandora Kutusu” lafını duyduğumda benim aklıma Rus uçağı düşürüldükten sonra yaşadıklarımız geldi…Öldürülen askerlerimiz, kasten Kremlin’de bekletilen çok yüksek düzeyli resmi heyet, doğal gaz nakillerinde sık sık meydana gelen “arızalar.”
Peki, Rusya niye böyle bir açıklama yaptı?
ABD Dışişleri Bakanlığı, bu ayın başlarında Kongre’ye, Türkiye’nin stoklarındaki silahların Ukrayna’ya yeniden ihraç edilmesine izin vermeye hazır olduğunu bildirdi.
Paketin, 70 adet M39 ATACMS taktik balistik füze, 12 adet M270 çok namlulu roketatar sistemi, misket bombası, harp başlığı taşıyan 2 bin 500’den fazla M26 roketi ve 47 bin adet 203 mm misket bombalı topçu mühimmatı içerdiği bildiriliyor.
Silahlar ABD’de üretildiği için Türkiye’nin stoklarından başka bir ülkeye ihraç edilmeleri Washington’ın onayını gerektiriyor.
ABD yasalarına göre, Kongre’nin önerilen transferi incelemek için 15 takvim günü bulunuyor. Kongre’nin her iki kanadı da transferi engelleyen ortak bir karar kabul etmediği sürece, yönetimin verdiği izin otomatik olarak yürürlüğe giriyor.
Sürecin tamamlanmasına az bir zaman kala Moskova’nın “Pandora Kutusu”na yollama yapması tüm alarmların çalınmasını gerektiren bir uyarı sayılmaz mı?
Biliyoruz ki diplomaside “Pandora’nın kutusu” sözü, bir eylemin ardı arkası kesilmeyecek sorunlar zinciri yaratacağını anlatmak için kullanılır.
Moskova, Ankara’nın daha önce Kiev’e “öldürücü/ağır silah” göndermeyeceğine dair güvenceler verdiğini iddia ediyor. Belli ki Moskova, bu sevkiyatın gerçekleşmesini Türkiye’nin fiilen Batı çizgisine net bir şekilde kayması olarak değerlendirecek.
Üstelik yeni bir gelişme bu yoruma ciddi bir ağırlık da kazandırmakta… Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından yayımlanan Haziran 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu verilerine göre, ABD, Rusya’nın ardından Türkiye’nin en büyük ikinci petrol ve petrol ürünleri tedarikçisi konumuna yükselmiş bulunmakta.
Türkiye, Karadeniz ve Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu hatlarına yönelik jeopolitik riskler ve İHA saldırıları nedeniyle Rus limanlarından yaptığı sevkiyatları kademeli olarak mecburen azaltıyor.
Bu iki önemli gelişme sonucunda iki ülke arasındaki güvenin biteceği ve Moskova’nın Ankara aleyhine sert ve dolaylı adımlar atabileceği söyleniyor.
Bunlar neler olabilir?
1-İlk ağızda doğalgaz tedarikinde yaşanabilecek pürüzler, Akkuyu Nükleer Güç Santrali sürecindeki bürokratik/teknik zorluklar ve iki ülke arasındaki devasa turizm ile ticaret hacminin darbe alması akla geliyor.
2-Karadeniz’de tahıl koridoru veya ticari gemi geçişleri dahil olmak üzere Türkiye’nin ekonomik ve lojistik çıkarlarını zedeleyecek tutumlar sergilenmesinin artırılması da gündemde olacaktır.
3- Orta Doğu ve Kafkaslar’da Türkiye’nin güvenlik çıkarları aleyhine Rusya’nın diplomatik veya istihbarı manevralar yapması ihtimali de söz konusu.
Karar’ın çarşamba günkü manşetinde de çok net sergilendiği içimde Rusya’dan aldığımız S-400’ler nedeniyle ABD ile ilişkilerimizi bir türlü istenen konuma getirmeyi başaramamışken, bir de yeniden Rusya ile hasım olmak zaten başlı başına bir sorun.
İki taraf arasında tahterevalli oynayacağız derken, iki taraf da F35-S400 salıncağında şimdi bizi aşağı atmakla tehdit ediyor.
Sorunları konuşmamak sorunları yok etmiyor… Ama siyasi iktidar, “her şeyi biz herkesten daha iyi biliriz, siz karışmayın, susun” tavrından bir türlü vazgeçmiyor… Bu tür konuların gündeme gelmesini istemiyor.
Böyle bir anlayışla da zaten Pandora’nın Kutusu’nu kimseye gerek kalmadan kendimiz açıyoruz.
