Zenginleşmenin getirdiği fakirlik
Bazı şeyleri anlatmakta çok zorluk çektiğimi belirteyim. Hatta bazı konular-sorunlar oluyor ve ileride büyük belalar açacak diye defalarca yazıyorum ama kimseden ses çıkmıyor. Aradan yıllar geçiyor ve bir bakıyorum herkes o sorunu ele alıyor, dile getiriyor. Oysa zaman çoktan geçmiş oluyor.
Bir örnek vereyim.
Her ile üniversite politikasının bize bir neslin geleceğini kaybettireceğini yıllarca işledim. Kimseden ses çıkmadı.
Okuyorsunuz ama boşu boşuna… Hayat boyu işsiz kalmak için okuyorsunuz. Nafile…
Şimdi YÖK Başkanı çıkmış ve birçok dalda kontenjanları düşüreceklerini açıklıyor. Ülke ihtiyacının çok üstünde olan kontenjanlar azaltılıyor. E günaydın…
Bir başka örnek daha vereyim: 10 yıldır doğum oranları üzerinden ülkemizin demografik riskine dikkat çekiyorum. Başkanlık Sistemi ile ülkemizin 1 çocuk bile doğuramaz duruma geldiğini; çünkü bu sistemde 9 doğurduğumuzu yazıp duruyorum… Daha yeni yeni fark ettiler… E günaydın.
Neyse…
Şimdi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a yazayım.
Diyor ki “Son 23 yılın hikayesini sorarsanız; Türkiye, alt-orta gelir grubundan üst-orta gelir grubuna yükseldi. Şimdi de yüksek gelirli ülkeler grubuna geçiyoruz.”
İlk bakışta haklı.
2025-III.Ç itibari ile son 1 yıllık gelirimiz 57 trilyon 630 milyar lira. Bunun dolar olarak karşılığı ise 1 trilyon 538 milyar dolardır. Ve böylece kişi başına gelirimiz 17.927 $ etmektedir.
Yani zenginiz.
Oysa 2021 yılı sonunda 834 milyar dolar GSYH ile kişi başına gelirimiz 9.917 $ seviyesindeydi.
Basit düşünün… Kişi başına gelirimiz hem de dolar bazında 4 yılda %80 artıyor. Muhteşem bir şey… Büyük zenginlik…
Ama gerçek öyle değil. Bu derece zenginleşen bir ülkede refah artar ve ekonomik sıkıntılar azalır.
Öyle olmuyor… Hatta fakirlik daha da artmış durumda.
Neden?
Mesela 2021 yılında kişi başına gelir 75.845 TL ve ortalama yıllık açlık sınırı 35.831 TL. Yani 1 kişi ortalama gelirle ailesinin açlık sınırını gideriyor ve üstüne 1,12 katı para kalıyor.
2025 yılı III. Ç dönemde ise kişi başına gelir 590.841 TL. Lakin yıllık açlık sınırı 287.885 liraya çıkıyor ve 1 kişi ortalama gelirle ailesinin açlık sınırını giderdikten sonra üste kalan para 1,05 kat oluyor.
Buranın özü şu: Kişi başına gelirle gıda alım gücümüz artmamış, tersine azalmış.
Evet, doğru görüyorsunuz. Türk-İş’in açıkladığı “Açlık Sınırı” fiyatlarına göre kişi başına gelirimiz 9.917 dolardan 17.927 dolara yükseliyor ama alım gücümüz azalıyor.
Tekrar edeyim: Dolar bazında yüzde 80 gelir artışı olurken aslında zenginleşmiyor, tersine fakirleşiyoruz.
Çünkü ülkemizde reel bir refah artışından ziyade dolar bazında fiyat artışından kaynaklı bir şişme yaşıyoruz.
Peki, fiyatlar dolar bazında neden bu kadar şişti? Onun cevabı da basit: Ana neden gelir dağılımı bozukluğu…
Zenginlerin sürüklediği fiyat artışını fakirler ödemek zorunda kalıyor. O nedenle aslında zenginleşmiyoruz, tersine fakirleşiyoruz.
Bir avuç zenginin yüksek fiyatını fakirler ödemek zorunda kalıyor. Mesele budur.
