Batı basını neden bize karşı

15 Temmuz gecesi yaşadıklarımız bazı dostlarımızı ve özellikle Batılı müttefiklerimizi pek de üzmüş görünmüyorsa bazı hususların ciddiyetle gözden geçirilmesi gerekir. Dünyayla ilişkimizi keselim, içimize kapanalım demiyorum elbette ama Türkiye gibi büyük ve her bakımdan önemli bir ülkenin böyle bir zamanda yalnız başına bırakılmasının dostluğa sığmayacağı, hiç değilse rasyonel bir tutum olmadığı ortada. Diğer yandan, bizim de “madem öyle işte böyle” diyerek yedi düvele meydan okuma lüksümüz yok. Türkiye’nin uluslararası arenadaki gücü büyük ölçüde ilişkilerinden geliyor. Batı bloğu içinde yer aldığımız, NATO üyesi ve AB üye adayı olduğumuz için Ortadoğu’da, Kafkaslar’da ve İslam dünyasında “ekstra itibarla” hesaba katılan bir aktör olduğumuzu unutmayalım. Aynı şekilde Batı bloğundaki yerimiz de esas itibarıyla bizim Ortadoğu’daki konumumuz ile İç Asya’daki ve İslam dünyasının genelindeki itibarımız sayesinde elde ettiğimiz bir aset.

Dolayısıyla Türkiye’nin “tek kanatla” uçması mümkün değil. Hem Batıyla hem Doğuyla dengeli ilişkiler sürdürmek güç veriyor bize. Hem içeride hem dışarıda istikrara ihtiyacımız var. Buna karşılık hem içeriden hem dışarıdan istikrarımızı ve toplumsal dengelerimizi tehdit eden husumetlere ve hatta saldırılara maruz kalıyoruz. Bu açıdan hem son beş yılda başımıza gelenleri hem de 15 Temmuz’dan sonra uluslararası sahnede karşımıza çıkan tabloyu titizlikle inceleyip akıllıca analiz etmemiz gerekiyor.

TSK içindeki millet düşmanı Fetullahçı şebekenin 15 Temmuz’daki kanlı isyan girişiminin dışarıdan destek veya teşvik almadan, hiç değilse göz yumulmaksızın gerçekleştiğini düşünmek mümkün değil. Ancak bu ihanetin dışarıdaki işbirlikçilerini münferiden tespit etmek yerine toptancı suçlamalarla Batı dünyasının bütününü karşımıza almak pek akıllıca olmayabilir. Ayrıca şunu da biliyoruz ki mesela ABD’de Gülen örgütünü destekleyen ve bize karşı bir koz olarak kullanmak isteyen bazı kurumlar veya yapılar olduğu gibi bunun tehlikeli bir oyun olduğunu düşünerek Pennsylvania konusunda Türkiye ile işbirliğine yatkın bulunan devlet kurumları veya siyasi kanatlar da var. Bu hususun da iyi değerlendirilmesi lazım.

Türkiye içeride bu kadar büyük bir gaileyle boğuşurken dışarıda da başka cephelerde enerjisini harcamamalı. Osmanlı tarihini hatırlayın: Batıya doğru bir sefere çıkılacağı zaman önce içerideki tehdit unsurları, mesela Karaman Beyliği ya barış anlaşmalarıyla ya da askeri güçle tehdit olmaktan çıkarılıyor, sonra sefere çıkılıyordu. Aynı şekilde içeride ortaya çıkan ciddi boyutlardaki gaileleri bastırmak için de önce dışarıda, özellikle sınırlarda barış ve istikrarı sağlayacak adımlar atılıyordu.

Öte yandan, bugünlerde Batı kamuoyunda Türkiye’deki iktidara karşı oluşmuş olan tepkisellik büyük oranda medyanın eseri. Bunun da başlıca birkaç sebebi var. Batı medyasında, dünyanın her tarafındaki gibi, sol görüşlü -ve maalesef önyargılı- meslektaşlarımızın Türkiye konusundaki bilgileri ve yaklaşımları başta PKK olmak üzere sol grupların propaganda malzemesine dayanıyor. İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde Türkiye haberlerini yapanların bir kısmı 12 Eylül’den sonra bir kısmı da 1990’larda Türkiye’den giden kişiler. İstanbul’dan, Ankara’dan “Türkiye haberleri” yazıp gönderenler de çoğunlukla yine belirli bir networkün üyeleri. Özellikle PKK çok başarılı bir propaganda makinasına sahip. Avrupa’nın romantik solcularının “ezilen halklar” hassasiyetini çok akıllıca kullanan bir örgüt bu… İnsan hakları ve basın özgürlüğü gibi bütün Batı dünyasının hassas olduğu noktalarda ise bizim birtakım hatalarımız ve defolarımız ellerindeki en büyük silahlar.

PKK’nın propaganda gücü veya solcular arası dayanışma Avrupa basınındaki Türkiye aleyhtarlığını ve PKK’nın kanlı terör eylemlerini görmezden gelişlerini bir yere kadar açıklıyor. Ayrıca medya organlarının tutumunun sermaye sahiplerinin çıkar ilişkilerinden ve siyasi iktidarların eğilimlerinden çok da bağımsız olmadığını düşünmek gerekiyor tabii.

Ama Fetullahçıların bundan çok daha büyük bir iletişim ve propaganda networkünü neredeyse bütün dünya üzerinde başarıyla işlettiklerini unutmayın. Hatta Batıdaki belli başlı yayın organlarının hemen hepsinde bu örgütün bir üyesini bulabilirsiniz. Türkiye’de de askeriyeden sonra “ele geçirmek için” en fazla yüklendikleri kurumun medya olduğunu unutmayın.

Demek ki 15 Temmuz’daki kanlı darbe girişimine dair Batı basınında takınılan utanç verici tavrın zemini birkaç ayaklı. Bunun karşısında yapılması gerekenleri de toptan değil, teker teker bütün unsurların etkisini ve ayrıca kendi aralarındaki etkileşimlerini göz önünde tutarak planlamak gerekiyor. Muhtemelen önümüzdeki günlerde üzerinde en fazla durup tartışacağımız konuların başında bu mesele gelecek.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum