İç cepheyi kim zayıflattı kim güçlendirecek?

Çok uzun zamandır söylüyoruz, dışarıda işler karışıksa içerisini sakin tutmak gerekir diye. Dışarıda kaos varsa içeride düzen ve istikrar korunmak zorundadır. Stratejik bir ilkedir bu. Eğer içeride bir kavganız varsa bu sefer de dışarıda bir cephe açmaktan kaçınmak gerekir bu ilkeye göre. Çünkü içerideki krizler dışarıda oturduğunuz masalarda gücünüzü sınırlar.

Ne var ki bizim siyasetçilerimiz böyle ilkelere pek riayet etmezler, kavganın ayarını göz kararıyla yaparlar. Rakipler zayıf görünüyorsa üstlerine giderler, hariçte başka bir tehlike fark ederlerse hemen geri adım atarlar.

Şimdi galiba ciddi bir tehlike algılandı ki Venezuela olayından ders çıkarmış gibi konuşmaya başladı herkes. Bizimle ilgisinin ne olduğu anlaşılmayan bir konudan ders çıkarma ihtiyacı nereden çıktı peki?

Çünkü Venezuela Devlet Başkanının maruz kaldığı aşağılama aslında tüm Venezuela halkına yönelik çok ağır bir hakaret anlamına geliyor. Madurocular için de Maduro karşıtları için de. Muhtemelen bu tabloya bakarak siyasi rekabetlerin ötesinde bir milli dayanışmanın gerekliliği akla geldi.

İkincisi, “her zamankinden daha fazla milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç olması” iş başındaki hükümete daha fazla tolerans gösterilmesi demek.

Öyle ki mevcut iktidarı sona erdirme vaadiyle milletten oy alan bir muhalefet milletvekili iktidar partisine katılma kararını “Dünyada yaşanan konjonktürel gelişmeler iç cephede bir olmayı gerektiriyor” diye açıkladı.

MHP lideri Bahçeli ise bir yıl önce başlattığı çözüm sürecinin gerekçelerinden biri olarak gösterdi Venezuela’da ortaya çıkan durumu. “Şimdi anlaşıldı mı iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz? Şimdi anlaşıldı mı terörsüz Türkiye hedefindeki ısrar ve irademiz?” diye konuştu…

Konuyu ilk gündeme getiren eski Meclis Başkanı Arınç sayılmazsa, AK Parti’nin yönetim kademesinden “iç cephe” vurgusu işitmemiş olsak da iktidarı destekleyenlerin genelinde kabul görmüş bulunan bir söylem içeriği oluşturuyor bu iç cephe meselesi.

Özellikle iktidar medyasında şimdi herkes iç cepheyi tahkim etme zaruretinden dem vuruyor. Üstelik yine herkes kendisinin evvelden beri hep bu görüşü savunduğunu da iddia ediyor.

Ana muhalefet partisinin genel başkanı saldırıya uğradığında “Yapanın eline sağlık” diyenler de şimdi “Aman iç cepheyi sağlam tutalım” diyor, başka bir şey söylemeye gerek yok…

“İç cephenin sağlam tutulmasının önemini anlamamız için Türkiye’nin 5.000 km uzağında bulunan bir ülkenin başına bir şey gelmesi mi gerekiyordu” diye soran da çıkmıyor zaten.

Aynı şekilde, şu soruları soran da yok:

Peki, bizim iç cephe niye bu halde? Niye güçlendirilmesi gerekiyor? Niye zayıf bırakıldı? Niye son dönemlerde toplumdaki kutuplaşma alabildiğine beslendi? Niye toplum kesimleri arasındaki kültürel farklılıklar sınır çizgisine dönüştürüldü? Niye rakip siyasi partilere rakip değil düşman muamelesi yapıldı? Niye ateşin sönmeye yüz tuttuğu dönemlerde üzerine benzin döküldü?

Şimdi şunu diyorlar: “Türkiye bugünlerde Gazze, Ukrayna, Suriye gibi kriz bölgelerinden kaynaklı tehditlerle meşgul. Amerika’nın yarın ne yapacağı öngörülemiyor, Avrupa ile ilişkilerimiz bir türlü rayına girmiyor, Ortadoğu ülkeleri arasında dostumuz az, düşmanımız çok. Demek ki bu şartlar altında iç cepheyi sağlam tutmak zorundayız. Burada bütün taraflara görev düşüyor. Bilhassa muhalefetin sorumlu davranması, iktidarı yıpratmaktan kaçınması gerekiyor…”

Bu retorikten toplumsal barış ve uzlaşma çıkar mı? İktidarıyla muhalefetiyle herkesin bir olup ülke çıkarları için beraberce çaba harcaması yolunda bir irade çıkar mı?

Yoksa amaç, yeni bir vesileyle “Bayrak altında toplanma” etkisi adı verilen toplumsal refleksi harekete geçirmekten mi ibaret? Vatandaşlarda “Böyle bir zamanda ülke yönetiminin yanında kenetlenmeliyiz” duygusu uyandırmak dışında, gerçekten ülkede bir “milli birlik ve kardeşlik ruhu” oluşturma fikri siyasetçimizi motive edebilir mi?

YORUMLAR (137)
137 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.