Kılıçdaroğlu’nun yolu, CHP’nin yönü

Muhalefet açısından ortada apaçık bir başarısızlık tablosu var. Ne dersek diyelim, durum değişmiyor. İktidarın değişmesi için yüzde ellinin üstünde bir oy alınması gerekiyordu, bu olmadı. Beş yıl önce hayal bile edilemeyecek bir toplama ulaşılarak muhalefetin adayının yüzde 48 oy alması son tahlilde kıymetiharbiye taşımıyor.

Ancak bu yüzde 48, en azından CHP açısından tutulan yolun büsbütün yanlış olmadığını gösteren bir işaret olarak görülmek zorunda. Çünkü elimizde Türkiye’nin sosyokültürel yapısı karşısında her bir partinin siyasi bir organizasyon olarak nereye tekabül ettiğine dair somut ve görünür bir realite var.
CHP Genel Başkanı’nın “başörtüsü serbestliği” konusunda meclise yasa teklifi verdiği günlerde kendi partisinden veya kendi camiasından yükselen bazı tepkiler üzerine, “Kılıçdaroğlu’nun Yolu” başlığı altında bir yazı yazıp bu parti için yol ayrımının nerede olduğunu tartışmaya çalışmıştım.

Şöyle demiştim o yazıda: CHP’nin geniş toplum kesimleri ile arasındaki buzları eritip “merkez partisi” vasfı kazanması yolunda ilk girişim 1970’lerde Ecevit’ten gelmişti. Ecevit partisinin 12 Mart askeri cuntasına destek vermesine itiraz ederek İnönü yönetimine baş kaldırmış ve bilahare “Kara Oğlan” liderliğindeki CHP 1973’te seçim sandığından birinci parti olarak çıkmıştı. Ardından MSP ile koalisyon kurarak kendi tabiriyle “tarihsel hata”nın giderilmesi hedefi doğrultusunda önemli bir çaba gösterdi. Ancak politik ve toplumsal şartlar sonraki yıllarda Ecevit’in açtığı yolda yürünmesine imkân vermedi. Zaten Ecevit’in kendisi de 1980’den sonra eski partisinden kopup yeni bir örgüt yapısıyla yeniden yola koyulduğunda dönemin büyük toplumsal dönüşümlerine ayak uydurmakta başarılı olamadı.

***

Hakkını teslim edelim, Deniz Baykal’ın da “CHP’nin kabuğunu kırma” teşebbüsü oldu, çarşaflı hanımlara altı ok rozeti taktığı parti üyeliğine giriş seremonisi kendi camiasını kızdırınca fazla ileri gidemedi.

Kılıçdaroğlu genel başkanlığa geldiğinde ise liderlik koltuğunu güçlendirmek için yaptığı kadro tasfiyesiyle aynı zamanda partisini politik ve ideolojik dönüşüme yöneltme imkânı verecek bir alan da kazandı. Bu dönemde mesela başörtüsü konusundaki politikası değişti partinin. Üniversitelerde başörtü serbestisi getiren düzenlemeye itiraz etmedi, memurların başlarını örtmelerine imkân tanıyan yönetmeliği Anayasa Mahkemesine götürmeyi de kabul etmedi.

CHP siyasetindeki kanayan yara olan toplumun değerlerini karşısına alıp toplumla çatışma alışkanlığına elinden geldiğince son vermeye çalıştı. Tüm toplum kesimlerinin partisi olma hedefi yönünde Kılıçdaroğlu yönetiminin çabaları gözle görülür bir başarıya da ulaştı. Son belediye seçimleri bunun en önemli göstergesi oldu. Bu başarı sayesinde kendi partisinden söz konusu politika değişikliğine yönelik karşı çıkışları da zayıflattı. Çünkü bu başarıyı partisinin oylarını arttırarak değil fonksiyonel bir muhalefet bloğu inşa edip muhalif seçmenin kimi yerde aralarındaki ideolojik uçurumlara rağmen ortak hareket etmesini sağlayarak elde etti.

***

Son seçim sonuçlarından bağımsız olarak, bugünkü noktaya nerelerden ve nasıl gelindiğini de akıldan çıkarmamak gerekiyor. Kemal Kılıçdaroğlu partisinin başına geçtiğinde bir şeyi çok iyi anlamıştı: CHP’nin hiçbir şartta kendi başına yüzde yirmiler seviyesinin üstünde bir oy alması -şu an için- mümkün değil. Öyleyse yapılması gereken iki şey vardı. İlki kendi dışındaki birtakım toplum kesimleriyle asgari müşterekler üzerinde bir araya gelip oyun değiştirici bir aktör haline gelerek uzun vadede tabanını genişletmeye çalışmak. İkincisi, partinin kendi kendisini dönüştürerek halka ulaşabileceği bir çizgiye oturması. CHP’nin “devlet kurumu” olmaktan çıkıp halka ulaşabilmesinin yolu şekilci ideolojik yaklaşımı terk ederek toplumun değerlerini kucaklamaktan geçiyordu öncelikle. Her iki konuda da çok önemli adımlar atıldı ve neticede belirlenen hedefe doğru ciddi mesafeler alındı.

Ancak elbette ki ne geniş toplum kesimlerindeki CHP algısını çabucak değiştirmek ne de partinin politik reflekslerini bir çırpıda terk etmek mümkün. Söz konusu camiada halkın değerleriyle barışmak gerektiği konusunda çok daha farklı görüşlere sahip olan kesimler de var. Üstelik bunlar kolayca görmezden gelinecek odaklar değil.

Kılıçdaroğlu partisini uzun ince bir yola sokmuştu. Ama geçen beş yılın sonunda menzile ulaşması mümkün olmadı. İstanbul ve Ankara’da belediye seçimlerinin kazanılması girilen yolun yanlış bir yol olduğunu düşünenleri bir süreliğine susturmuştu. Çünkü ortada elle tutulur bir başarı vardı. Gelgelelim şimdiki seçim sonuçları Kılıçdaroğlu’nun yolunu beğenmeyenlerin itirazlarını daha gür sesle ifade etmelerine imkân tanıyor.

Ortadaki soru şu: CHP şimdi o yolda yürümeye devam edecek mi, yoksa o yoldan dönecek mi?

YORUMLAR (128)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
128 Yorum