Back To Top
Şeriatta uzlaşma tarikatta bağdaşma

Şeriatta uzlaşma tarikatta bağdaşma

 - Son Güncelleme: 29.06.2019 Cumartesi 08:38
- A +

Birkaç haftadır “Cumartesi Yazıları”nda tartışmaya çalıştığımız -ve bugünkü Türk toplumundaki din anlayışının tarihteki köklerini bulmayı umduğumuz- Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin mezhep politikaları konusunda söylediklerimiz özetle şuydu: Osmanlı toplumunda ismen Maturidi esasen Eşari anlayışa uygun bir din anlayışının egemenliğini, asırlar önce İran Selçukluları döneminde iki mezhep mensupları arasında yaşanan büyük çatışmanın ve bilahare sağlanan “Büyük Uzlaşma”nın ışığı altında yorumlamakta fayda görünüyor.

Hem hanedan üyeleri hem de özellikle ordu mensupları Hanefi-Maturidi kimliğine sahip olan Selçukluların, Memlukların ve Zengilerin yönettikleri halkın çoğunluğunun benimsediği din yorumlarını da dikkate almak mecburiyetiyle medrese müfredatında ve yargıda Şafi-Eşari anlayışın egemen olması tercih etmeleri… Sözkonusu coğrafyalarda özellikle Şia mensubu yönetimlere karşı sürdürülen hakimiyet mücadelesi karşısında Şii olmayan Müslüman unsurların birlikteliğinin sağlanması gereği… Önceki devirlerde aralarında ciddi problemler hatta kanlı çatışmalar yaşanmış olan Hanefi-Maturidiler ile Şafi-Eşarilerin uzlaşmasını temin etmişti.

Daha çok siyasi gerekçelerle atılan bu adım hiç değilse İran coğrafyasındaki “Sünni kesim” arasında toplumsal barışın sağlanması bakımından hayırlı olduysa da sonuçları itibarıyla Maturidi din yorumunun gelişmesini olumsuz yönde etkilemiş görünüyor. Zaten teşekkül devrinde bu ekolün mensuplarının felsefeden uzak durma tutumları Maturidi kelamının -felsefe ve mantık araçlarını kullanarak “felsefi kelam” adı verilen yeni bir disiplin vücuda getirmiş olan- Eşari ekolüne nispetle entelektüel/teorik alanda geliştirilmesini büyük ölçüde engellemişti. Uzlaşma devrinden itibaren medreselerde ve yargı bürokrasisinde Şafi-Eşari anlayışın ağırlığını arttırması bu ikinci ekolün Şia karşısındaki mücadelede daha elverişli bir teorik donanıma ve literatür zenginliğine sahip olmasıyla ilgilidir. Şafi-Eşari anlayışın bu avantajı giderek medreselerde entelektüel hakimiyete dönüşecektir. Büyük Uzlaşma’da rasyonalist Mutezile’nin hem teorik hem de pratik olarak “ehlisünnet” dairesinin dışında bırakılması, kendisi de rasyonalist karakteri itibarıyla temelde bu ekolle paralel bir gelişme izleyen Maturidilerin diyalektik zeminini de ortadan kaldırmış oldu.

***

Demek ki Osmanlı medreselerinin müfredatında Eşari kelam yorumunun ağırlıkta olması bugünkü din zihniyetinin mahiyetini belirleyen sebeplerden biri olduğu kadar, önceki devirlerde yaşanan gelişmelerin de bir sonucu olarak değerlendirilmek durumunda. Osmanlı Türkleri, büyük çoğunluğu itibarıyla, “amelde Hanefi, itikatta Maturidi” mezhebine mensup olduklarını “kimlik beyanı olarak” asırlar boyunca söyleyegelmiş olsalar da belli başlı itikat konularında tabiri caizse senkretik bir anlayış sahibi olmuşlardır. Söylemeye bile gerek yok ki bugünkü Türk toplumunun durumu da farklı değildir. (Tıpkı ezici çoğunluğu Hanefi-Maturidi kimliği taşıyan Orta Asya ve Hint alt kıtası Müslümanlarının durumu gibi…)

Ne var ki bugünkü din zihniyetimizin tamamen Eşari anlayış doğrultusunda şekillenmiş olduğunu da söylemek yanlış olur. Onun için senkretik dedim zaten… Eşari ekolün yaklaşımlarıyla Maturidi anlayış iç içe geçmiştir desek yeridir. Toplumdaki uzlaşma giderek inançlarda bağdaşma getirmiştir.

Bütün olumsuz ve elverişsiz şartlara rağmen Türk toplumunda hâlâ Hanefi-Maturidi anlayışın belli ölçüde bile olsa yaşamaya devam edebilmesi özellikle 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı aydınları ve ulema arasında -yeni karşılaşılan bazı problemlerin çözüm ihtiyacı çerçevesinde- Maturidiliğe yönelik bir ilginin ortaya çıkışıyla açıklanabilir mi? Bu şekilde açıklayanlar var gördüğüm kadarıyla ama bana sorarsanız, Osmanlı topraklarında hem halk tabanında hem de entelektüeller arasında Maturidi zihniyetini belirli ölçüde yaşatan daha ziyade tasavvuf kültürü gibi görünüyor.

***

Tasavvuf demişken, biraz geriye döneceğiz yine… Büyük Uzlaşma diye andığımız olay Selçukluların kudretli veziri Nizamülmülk’ün hem kendi hükümdarını hem de Abbasi halifesini ikna ederek başlattığı Şia karşısında “ehlisünnet ekolleri”nin birleştirilmesi girişimiydi. Bu büyük projenin içinde “tasavvufun sünnileştirilmesi” gündemi de vardı ve hem itikadî ekollerin uzlaştırılması hususunda hem de tasavvufun Sünni şeriat sınırları içinde disipline edilmesinde başlıca aktör Hücviri gibi öncü isimlerin ardından İmam Gazali olmuştu.

Gazali’den sonra tarikatlar itikadî anlamda giderek -hiç değilse resmiyette- dinî ortodoksi ile uyumlu bir çizgi benimsemek durumunda olmuşlardır. Bâyezîd-i Bistâmî ve Hallâc-ı Mansûr gibi sûfîlerin çizgisi “taşkınlık” olarak kabul edilip zühde dayalı ve şeriatı esas alan bir anlayış mümkün olduğunca öne çıkarılmıştır. Gazali sonrası dönemde güçlenen tasavvuf yorumunun belirleyici aktörlerinin başında gelen Abdulkadir Geylani itikatta Selefi-Hanbeli ekole bağlıydı. (“İmam Ahmed’in akîdesi üzere bulunmayan evliya var mıdır?” sorusuna “Ne şimdiye kadar olmuştur ne de bundan sonra olacaktır” diye cevap verdiği rivayet edilir.) Diğer sufi büyükleri ise çoğunlukla Şafii-Eşari ekole mensup olup eserlerinde de bu anlayışa uygun bir din yorumu esas alınmıştır.

Bu sırada Türkistan’da ve Mâverâünnehir’de ise başka türlü bir gelişme yaşanmaktadır. Haftaya buradan devam edelim…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
semiramis 02 Temmuz 2019 12:10
İbrahim Bey, bırakın şu 'entel teolog' laflarını günlük gazeteye taşımayı da milletin sadrına şifa olacak bir şeyler yazın. Burada söylediklerinizin ne teorikte ne de pratikte karşılığı yok. Yeni bir şeyler söyleme ihtiyacı hisseden ve Batı'nın dini-felsefi tartışmalarını -kavramlarını da ithal ederek, ortodoksi vesaire- bu Müslüman millete yutturmaya çalışan şöhret budalalarının manevi hayatımıza hiçbir katkısı olmadı, olmayacak da.
murat can 01 Temmuz 2019 14:13
kur’an bize dinlerini parça parça edip hiziplere bölünenlerden bahseder. her hizip kendi yanındakiyle sevinmektedir. hepsinin ortak noktası ise şudur: kur’anı değil hoca ve ruhbanlarını rehber edinmişlerdir. bugün de olanlar aynı değil mi? güneşin altında yeni bir şey yok.
karar okuru 29 Haziran 2019 17:38
İbrahim Bey; Yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum. Haddim olmayarak başta kader meselesi olmak üzere ehl-i sünnet ile Mutezile ile ihtilaflı konuları Risale-i Nur'a vukufiyeti olan birisiyle inatlaşmadan müzakereli biçimde okumanızın faydalı -affınıza sığınarak- olacağı kanaatindeyim. Saygılarımla.
Fatma G. 29 Haziran 2019 18:06
2
Bayılıyorum bu Nurcu özgüvenine
Muhtefi. 29 Haziran 2019 20:06
0
Bizde size ve Ilim,İrfan Meraklilarina Ahmed Husammedin hz Tefsirini vd bulabilirseniz ve Osman Kemali Hz. Irfan Sizntilarini haddimiz olmayarak tavsiye ederiz.acizane ,,,zamanınız boşa gidmeyecektir. !..inşallah. Gayret bizden Tevfik Allah'tan..
KARAR OKURU 29 Haziran 2019 13:02
Bu yazdıklarınız bağlamında, heteredoks Müslümanlığı nereye koyacağız.biz ne kadar Hanefi, ne kadar aleviyiz.birde haftayaTürkistan boyutunu ele alacağınızı söylüyorsunuz. yüzde yüz Türkistan menşeli nakşibendi tarikatının Anadolu serüveni açmanız isabetli olur. Şeyh Mevlana Bağdadiden sonra nakşibendi kültürünün bu topraklarda büyümesinin Eşari ekolünden etkilenmesini de değinmenizi bekliyorum
tc vatansever 29 Haziran 2019 11:45
doğrusu orta yol bulmak olmalıdır hepsi rasullulahın iştihatı değil mi şart ve zamana bağlı olarak gerçekler değerlendirilerek ortaya çıkan fikir itikat olacaktır burada akıl tabi ki var dolayısıyla maturidi disiplini oluşuyor
İşin kökü, Maturidi cüzi iradeye bir pay verirken, Eşari bu payı vermez.Yani cüzi irade de Allah'tandır der.Bu açıları uzatınca farklılıklar doğdu.Fark nisbi izafi ve tabii.Bu gün çok farklı bir noktadayız.Kaderi kazayı cüzi iradeyi temelden kökten anlamak ve tanımlamak gibi.
Eşari ekolün yaklaşımlarıyla Maturidi anlayış iç içe geçmiştir desek yeridir. Toplumdaki uzlaşma giderek inançlarda bağdaşma getirmiştir.
Muhtefi 29 Haziran 2019 10:16
Başlık hoşuma gitti. :))..şeriat HUKUK demektir. .Tarikat ise Tefekkür (soytarilarin bağırıp, çağırdığı, lay lom değildir ..süslü kelime ezberi hiç değil )..Günümüzün Tabir ile Tefekkür (İlim, irfan,hikmet Akademileridir..Mesela .Hz.Hacı Bayram Velinin 2.Murat'a Dis Strateji Brifingı İstanbul Fethi vb..Günümuzde abd'de olan düşünce kuruluşları en yakın örnek. .Diğer Esarilik, Maturudilik Usul yoludur Esasa giden. .!...Tefekkürün (Kalp ile dusunce),olduğu Toplumlarda sadece UZLAŞMA olur. (İtiş, kakış) olmaz....acizane.
KARAR OKURU 29 Haziran 2019 10:00
Bu mevzular, seküler gözlükle baktığın için doğru göremeyeceğin mevzular...
Fatma G. 29 Haziran 2019 18:03
1
Sekülerlikle ne ilgisi var, ya doğrudur ya da yanlıştır verilen bilgiler. Ayrıca bu yazının neresi seküler ki? Yazdığınız yorum başına prim falan mı alıyorsunuz kuzum? Mecbur musunuz saçma sapan şeyler yazmaya?
Karar Okuru 29 Haziran 2019 09:31
Ben butun bu anlattiklarinizin hic birini bilmek bile istemiyorum. Durustlugu ve digerine hosgoruyu yitirdikten sonra o mezhepten olsak ne olur bu mezhepten olsak ne olur. Dinin gunluk hayatimizi bu kadar sekillendirmesinde ne yarar var?
Fatma G. 29 Haziran 2019 17:53
3
Ne saçma bir yorum. Mecbur musunuz okumaya? Zorla bir şey öğreten mi var size? Öğrenmek istemiyorsan okuma bu tür yazıları.
KARAR OKURU 29 Haziran 2019 09:17
İki ilave: 1. Hep Maturidiliğin Eşarileştiğinden dem vuruyoruz. Ama kaynaklar Eşarilerin de bu uzlaşı döneminde Maturidiliğe yaklaştığını yazmaz. Gazali'nin Eşari'den daha akılcı olması tesadüf değildir ve Gazali sonrası Eşarilik Gazali çizgisinde devam eder. Taftazani Eşaridir ama Hanefi Nesefi'nin akaidine şerh yazmıştır. Ortaya senkretik bir metin çıkmıştır. 2. Selefi-Hanbeli kullanımı isabetli değil. Çünkü Selefilik kavramı Vahhabilikle özdeşleşti ve bu kullanım Hanbeliliği Vahhabilikle aynileştiriyor.
Guru 29 Haziran 2019 08:35
İbrahim Bey keşke burada yazdıklarınız okullarda din dersi yerine felsefenin konulduğu ve bunun da bir alt konusu olarak din felsefesini ele alacak şekilde müfredata girse de Müslüman ülkelerin içinde bulunduğu duruma birazcık olsun önderlik edecek bir fikir hareketi başlasa.
KARAR OKURU 29 Haziran 2019 02:29
Ortalama vatandaşın din anlayışı sünnet olmak, bayram namazına gitmek ve domuz eti yememektir.
KARAR OKURU 29 Haziran 2019 10:04
4
2.29, Evet maalesef 100 senede geldiğimiz durum bu...
KARAR OKURU 29 Haziran 2019 11:09
1
Ortalama pek değişmez: beş yüz sene önce de aynıydı, 2.29.
KARAR OKURU 29 Haziran 2019 11:53
0
Kul hakkı yememektir vicdanlı olmaktır canlıyı sevmektir hakaret etmemektir. 17 yıldır bunu öğrendik. Kutsal kitaplarda yazan bunlar. Önce insan olmayı anlatın. 4 kitapta çıkan sonuç bu. Avrupa domuz eşşek böcek yiyiyor ne yerse yesin banane. Sen de ister ye ister yeme banane. Ben insanmısın diye bakarım. Yetim hakkı kul hakkı yiyormusun ona bakarım. İbadet gizlidir. Namaza gittin gitmedin oruç tuttun tutmadın bu seni ilgilendiriyor. Ahlak ise toplumu ilgilendiriyor.
KARAR OKURU 29 Haziran 2019 15:02
0
Hocam aynen katiliyorum
Merakli 29 Haziran 2019 00:53
Esari'lik felsefesi anlamda daha derin bir kaynaktan besleniyorsa kendi sucu mu?
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN