Kalkınmaya giden yol: Yenilikçilik
Yenilik veya İngilizcesiyle “innovation”. İsterseniz biraz Türkçeleştirip “inovasyon” da yapabiliriz. Şimdi nereden esti diyeceksiniz. Hiç aklımdan çıkmıyor ki. Çünkü biz ekonomi, üretim, kâr falan konuşuyoruz ama bunlar yenilikler olmadan pek bir yere gitmiyor. Hani bir zamanların “sürekli devrim”i vardı ya onun gibi “sürekli yenilik”… Sürekli devrim, gerçekten kopuk birçok düşünce gibi yok oldu. Ama sürekli yenilik, ülkelerin de insanların da olmazsa olmazı, ülkelerin de insanların da refahı için temel şart.
Niçin illa yenilik? Çünkü ekonomide bir kural var: Eğer piyasada tekel olmayan, durmuş oturmuş bir konuya yatırım yaparsanız bunun getirisi devlet tahviline yapacağınız yatırım civarındadır. Sizin çalışmanızın toplumun refahına katkısı da o kadardır. Bu kuralı uzunca anlatmayayım. Özetin özeti şöyle: Yatırımcının devlet tahvili almak yerine bir işe yatırım yapması için o işin devlet tahvilinden daha yüksek getirisi olması lazım. Yoksa tahvil daha garantili ve daha risksiz, değil mi? Dolayısıyla para, devlet tahvilinden daha yüksek getirisi olan bir alana yöneliyor. O zaman o alanda hem hacim hem rekabet artıyor, piyasa doluyor, doyuyor… Kâr ilk zamankine göre düşüyor. Sonunda, durmuş oturmuş konuların getirisi devlet tahvilinin düzeyine iniyor.
ÇARE YENİLİK
Çare? Çare, durmuş oturmuş olmayan, henüz bulunmayan, tercihen sizin icat edip patentle koruyacağınız bir konuya yatırım yapmak. Yatırım için cebinizde paranız olmasa da olur, çünkü böyle bir alan sizin dışınızdaki yatırımcıları da çekecektir. Yalnız yenilik para aramaz, para da yatırım yapacağı yenilik arar. İnovasyon için müsait ortamın en önemli şartlarından biri, yatırımcının, yeniliğe yatırım yaparken dolandırılma endişesinin olmaması, ülkenin kanunlarının gerçekten “Sen kimsin? Bizden misin, değil misin?” diye sormadan ekonomideki bütün oyuncuların haklarını eşit şekilde korumasıdır. Bu nokta şüphesiz bizim son fon dolandırıcılığımızla da ilgili. Buna döneceğim.
Yenilik nedir? Üründe bir yenilik kolay anlaşılır. Şimdiye kadar mevcut olmayan yeni bir ürün… Yeni bir hizmet… Fakat illa yeni ürün veya hizmet şart değil. Ürünün veya hizmetin kullanıcıya ulaştırılmasında da bir yenilik yapılabilir. Veya ürün veya hizmetin o güne kadarki kullanımlarının dışında bir yarar için pazarlanması. Nihayet üretici, aynı ürün veya hizmeti üretirken üretim sürecini veya kendi iç organizasyonunu daha verimli hâle getirebilir. OECD’nin hazırladığı ve Yönetim Bilimi’nde artık standart hâle gelmiş bir Oslo yenilik tarifi var. Üründe, süreçte, pazarlamada ve organizasyonda inovasyon… 2018 Oslo el kitabındaki tarif şöyle:
“İnovasyon, yeni veya geliştirilmiş, firmanın daha önceki ürünlerinden veya süreçlerinden kayda değer ölçüde farklı ve potansiyel kullanıcılara veya firmanın kullanımına sunulmuş bir ürün veya süreçtir.”
YENİLİĞİ ÖLÇMEK
Zor bir cümle. Aslında benim “firma” dediğim yerlerde “birim” kelimesi kullanılıyor ki yeniliğin yapıldığı yer illa bağımsız bir firma değil, büyük bir firmanın bir birimi veya bir dernek de olabilir. Kullanıcıya sunulan nesneye “ürün”, birim içinde kullanıma sunulan yeniliğe “süreç” diyoruz. Maalesef bizim “süreç” kelimesini kullanışımız sıkıntılı. Süreç, eski tabirle “vetire”dir, süre ile bir ilgisi yoktur; sürenin daha şık söylenme tarzı veya “sürecik” demek de değildir. Bir maksat için art arda gerçekleştirilmesi gereken bir dizi işlemin hepsi demektir. Tarif şöyle noktalanıyor:
“İnovasyon faaliyetleri birimin giriştiği ve birim için bir yenilikle sonuçlanacak bütün geliştirme, finans ve ticaret faaliyetlerini kapsar.”
Dünya Fikrî Mülkiyet Örgütü (WIPO ~ World Intellectual Property Organization) adlı bir kurum, her yıl Küresel Yenilik İndeksi (GII ~ Global Innovation Index) diye bir ölçüm yayımlıyor. Geçtiğimiz ay 2026 GII’sini yayımladı. 2 Ekim’de de The Economist işin dedikodusunu yaptı. Bu yazıyı da The Economist tetikledi…
TÜRKİYE NEREDE?
WIPO’nun ölçümüyle dünyanın en yenilikçi on ülkesi şöyle sıralanıyor: İsviçre, İsveç, ABD, Güney Kore, Singapur, Britanya, Hollanda, Finlandiya, Danimarka, Çin, Almanya, Japonya, Fransa, Hong Kong ve İsrail. The Economist, 2020-26 arasındaki yedi yılda sıralamadaki değişmeleri de vermiş. İsviçre hep birinci.
Türkiye? Türkiye ilk ona hiç girmemiş. 2026’da GII’de 139 ülke var, Türkiye 45’inci. İndekste aldığı puan, 37,5. Bunu İsviçre’nin 66,7 puanı ile karşılaştırın. Pek parlak bir sonuç değil. Ama yüzümüzü güldürecek bir veri var. Türkiye, GII’de yerini ve puanını en hızlı yükselten ülkeler arasında yer alıyor. Küresel Yenilikçilik İndeksi’nde puanını ve yerini 2010- 2026 arasında en hızlı yükselten yedi ülke, sırasıyla şunlar: Çin, Hindistan, Vietnam, Türkiye, Filipinler, Fas, Endonezya. Türkiye son bir yılda yerinde saymış ama olsun. Son 13 yıldaki hareketimiz fena değil.
Yenilik bu kadar önemliyse… Türkiye’nin yenilik alanında önünde gideceği daha çok yol varsa şunu bilmek istemez miyiz: Acaba bir ülkede inovasyonu arttıracak politikalar nelerdir? Ne yaparsak biz de Küresel Yenilik İndeksi’nde ilk 10’a, hatta en tepelere tırmanabiliriz?
