Avrupa için Türkiye: Ne kuş ne deve

Avrupa Birliği terminolojisinde “Batı Balkanlar” tabiri, halen tam üyelik için katılım müzakerelerinin devam ettiği Arnavutluk, Karadağ ve Sırbistan ile AB’nin katılım müzakerelerini başlatmayı konuştuğu Makedonya, Kosova ve Bosna Hersek’i anlatmak için kullanılıyor.

Bu altı Balkan ülkesi, etraflarındaki herkes AB üyesi olduğu halde henüz birliğin içinde yer almayan ülkeler.

Bir süreden beri Avrupa Birliği’nin en büyük projesi işte bu 6 ülkeyi de tam üye yapmak ve böylece Avrupa haritasını hemen hemen tamamlamak.

AB’nin icra organı niteliğindeki Komisyon’un Başkanı Ursula von der Leyen, üç gün önce Almanya’nın saygın Die Zeit gazetesinin kuruluş yıl dönümüne katıldı, orada gazetenin genel yayın yönetmeniyle sahnede bir söyleşi yaptı.

O söyleşide von der Leyen’in ağzından şöyle bir cümle çıktı:

“Avrupa kıtasını Rusya, Türkiye veya Çin’den etkilenmeyecek şekilde tamamlamayı başarmalıyız.”

Ne demek istiyordu Komisyon Başkanı? Basitçe şunu: Bu altı Balkan ülkesi farklı farklı derecelerde Türkiye, Rusya ve Çin etkisi altında, bizim onları kurtarmamız ve Avrupa’yı tamamlamamız gerek!

Doğrudur, Rusya’nın Sırbistan ve Karadağ’da, Çin’in Karadağ’da etki alanları var ama bu etkiler daha çok ekonomik ve hatta kara paraya, suç gelirlerine dayalı.

Buna karşılık Türkiye, “Batı Balkanlar” diye sayılan 6 ülkenin tamamında etkin. Hem ekonomik ilişkiler çok derin hem de siyasi. Türkiye etkisinin belki en zayıf olduğu ülke Sırbistan’da bile bu etki belirgin. Ancak Türkiye etkisi hiçbir zaman bu ülkelerin AB’ye girmesini engellemeye yönelik olmadı, tam tersine Türkiye bütün bu ülkeleri AB’ye tam üyelik konusunda destekliyor, teşvik ediyor.

O yüzden Ursula von der Leyen’in cümleyi kuruş biçimi tuhaf. AB Komisyonu Başkanı’nın Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı sepete koyması bu tuhaflığı yaratıyor.

Rusya, herkesin bildiği sebeplerle artık “düşman ülke.”

Çin, bir türlü dost mu düşman mı olduğuna karar verilemeyen ama her şart altında son derece saldırgan bir ekonomik rekabetin yaşandığı bir ülke.

Bunlara karşılık Türkiye bir yandan AB ile teorik olarak da olsa hala katılım müzakereleri açık olan, gümrük birliğinin ve başka pek çok AB kurumunun doğrudan parçası olan önemli bir ticaret ortağı. Sadece bu da değil: NATO’nun önde gelen bir üyesi olarak Türkiye Avrupa savunmasının kritik bir parçası. Bakın Türk savaş uçakları Polonya ve Baltık ülkelerinin hava savunmasında önemli rol oynuyor, Türk tanker uçakları NATO’nun Avrupa’daki bütün hava operasyonlarında ayrılmaz parça, Türk donanması Karadeniz’in güvenliğinden neredeyse tek başına sorumlu.

O zaman niye böyle konuşuyor Ursula von der Leyen? Söylediği, Türkiye’yi rakip olmanın da ötesinde düşman gibi gören bilinçaltının bir ifadesi, bir çeşit “Freudian slip” mi?

AB Komisyonu dün von der Leyen’in sözlerine ‘açıklık’ getiren bir açıklama yaptı. Şöyle diyordu AB sözcüleri:

“Türkiye’nin anılması, özellikle Batı Balkanlar’daki jeopolitik ağırlığı, büyüklüğü ve hedeflerinin bir yansımasıdır. Herhangi bir ülkeyle kıyaslama amacı taşımamaktadır. Türkiye, bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız önemli bir ortaktır. Türkiye, bölgedeki kilit dayanak noktalarından biri olduğu Trans-Hazar Orta Koridor kapsamında ve göç yönetimi alanında uzun süredir devam eden ortaklığıyla da kendini göstermektedir. Türkiye, ayrıca önemli bir NATO müttefiki ve AB aday ülkesidir. Bu yönüyle de kilit bir muhatap konumundadır.”

Tek başına bu “açıklık getirme” açıklaması bile aslında Ursula von der Leyen’in ikircikli tutumunun kurumsal bir görüş olduğunu teyid eder nitelikte.

Biz nasıl Avrupa Birliği’ni tam olarak nereye koyacağımızı bilemez bir kafa karışıklığı içindeysek AB de aynı şekilde Türkiye’yi ne yapacağını bilemeyen bir kurumsal kafa karışıklığı içinde.

AB açısından bakıldığında Türkiye onunla birlikte de, onsuz da yapılamayan bir ülke.

Türkiye açısından bakınca da AB bir yandan mutlaka katılınması gereken stratejik bir hedef, bir yandan da katılmanın neredeyse hiçbir gereğinin yapılmaması gereken, ‘Türkiye’ye mahkum’ konumda bir kurum.

Bu bakış açılarının aslında iki tarafta da resetlenmesi lazım ama bu yapılmıyor.

Bu resetleme yapılmadıkça da, korkarım AB tarafı Türkiye’yi zaman zaman gönlü hoş tutulması gereken bir rakip olarak görmeye devam edecek ve taraflar birbirlerinden uzaklaştıkça uzaklaşacak.

Oysa ne Türkiye’nin buna tahammülü olabilir ne de Avrupa Birliği’nin.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.