Bugünlere nasıl geldiğimizi sorgulasak mı?
Toplum olarak hukuksuzluk, adaletsizlik, liyakatsizlik gibi pek çok konuda şikayetlerimiz var. Aslında geçmişte de özellikle hukuksuzluk ve adaletsizlik konusunda benzer şikayetlerimiz vardı.
Ancak her şeye rağmen 70-80 yıllık bir demokrasi tecrübemiz vardı, ağır-aksak da olsa işleyen bir hukuk sistemine sahiptik. Ama hiçbir dönemde bugünkü kadar hukuksuzluğun zirve yaptı bir dönem yaşanmamıştı.
Peki bunca tecrübeye rağmen, neden hukukta bu kadar kan kaybettik, neden kurumlarımız liyakatsizlikle malul durumda?
Çünkü biz, demokrasi kültürünün içselleştiği, ‘hukukun üstünlüğü’nün vazgeçilmez olduğu bir gelenekten gelmiyoruz. Dolayısıyla oturup, “neden dünyanın hiçbir yerinde adı bile bilinmeyen ‘butlan’ garabetini önce biz icat ediyoruz, neden kayyımla siyaseti terbiye etmekten bu kadar keyif alıyoruz” diye hayıflanmanın hiçbir anlamı yok.
Biz öyle bir gelenekten geliyoruz ki o gelenekte Kur’an ve Sünnet bile özünden kopartılıp büyüsel bir atmosfere hapsedilerek dinin, hayatla ve insanla bağları zayıflatılmıştır.
Kur’an’da bireyin özgürlüğü esas alınmasına rağmen, tarihsel süreç içinde Müslüman dünyada baskın hale gelen selefi gelenek yüzünden insanın özgürlüğünün, yaratıcılığının önü kapatılmıştır.
Maalesef bu selefi zihniyet yüzünden ”Vahiyle beşeri unsurlar” arasındaki bağ zaafa uğradığı için Kur’an’ın mesajını anlama konusunda da sıkıntılar oluşmuştur.
Bu çerçevede, KURAMER’in çalıştaylarından oluşan “Geçmişten Günümüze İslam Düşüncesi” kitabında yer alan Prof. Dr. Zeki İşcan’ın konuşmasındaki bazı tespitlerin altını çizmem gerekiyor. Son dönemde, İmam Maturidi’nin Arap diline bağlı olarak Kur’an’ı anlama üzerine çalışmalar yaptığını belirten İşcan, Maturidi’nin dilin mahzurlarıyla ilgili şu tespitine yer veriyor: “Maturidi, Kur’an şöyle buyurmuştu, çünkü Araplar bunun böyle olduğunu kabul ederler. Araplar böyle söylerler. Arapların örfü böyle olduğu için, Araplar böyle bir adete sahip olduğu için Allah böyle söylemiştir” der.
Bugün bunları dillendirmenin bile zor olduğunun altını çizen İşcan’ın şu tespiti gerçekten muhteşem: “Bugün halihazır İslam yorumundan herkes memnun. Keyifleri yerinde. Cemaatler memnun. İktidar memnun. Lüks Müslümanlığı.” (s.182-183)
Evet kelimenin tam anlamıyla bir ‘lüks Müslümanlığı’ dönemini yaşıyoruz. Bu Müslümanlık anlayışıyla yolsuzluğa, yalana, rüşvete fetva üretebilir, ‘düşmanlık’ parantezine alarak ötekileştirdiklerinize her türlü hukuksuzluğu, adaletsizliği reva görebilirsiniz. Çünkü onlar ‘düşman mahallesi’nin çocuklarıdır…
Yüzyıllar içinde kıyasla, fetvalarla bunlar da yeterli olmazsa hurafelerle şekillenmiş arızalı bir geleneğimiz var. Kimse kusura bakmasın ama bu gelenekten demokrasi çıkmaz, bu gelenekten ‘hukuk devleti’ çıkmaz ve bu geleneğin oluşturduğu dünyada adalet tecelli etmez.
Bu yüzden ah-vah ederek kendimizi helak etmenin bir anlamı yok. Çünkü burası Müslüman bir ülke, biz halifelere, sultanlara, padişahlara biat eder, sonra da kafamıza göre icat ettiğimiz Müslümanlık anlayışıyla yolumuza devam ederiz.
Herkesin bildiği gerçeği bir kez daha tekrarlamak gerekirse, ne yazık ki Müslüman toplumlar bilimsel ve teknolojik gelişmeyi başaramadılar.
Müslüman ülkeler olarak eğitim problemini halledemedik, halen dünyada en az eğitim alan ülkeler arasında yer alıyoruz. Kısacası, eğitimde gelişmiş dünyanın gerisindeyiz.
Uzun bir demokrasi tecrübesine sahip olmasına rağmen Türkiye bile hala özgürlüğü ve insan haklarını esas alan, iç barışı önceleyen bir sistem inşa edemediği için, herkesin kendini güvende hissedeceği bir barış ortamını da temin edememiştir. En basitinden iktidar-muhalefet ilişkileri bile ‘düşman’ tanımı üzerinden yürütülmektedir. Bu yüzden de Müslüman ülkelerin büyük bir bölümünde iktidar muhalifi partilerin yaşama şansı yoktur, varmış gibi gözükenler ise, iktidarın lütfettiği kadar var olabilmektedirler.
Hepimizin yüzünü kızartacak bir durum ama bugün en otokrat rejimler Müslüman dünyada bulunmaktadır. İnsanların en temel hakları otokratların iki dudağı arasından çıkacak talimata endeksli olduğu için, İslam ülkelerinde özgürlükler adeta yok hükmündedir.
Yolsuzluğun, hırsızlığın, devlet malını gaspın günlük rutine dönüştüğü rejimlerin adıdır Müslüman ülkeler…
