Tanrının varlığı tartışması: Pascal’in ve Voltaire’in kumarları

Büyük Fransız matematikçi, fizikçi, mucit Blaise Pascal, 1623 yılında doğmuş, çok genç yaşında 1662 yılında da ölmüş.

Buna karşılık bir başka Fransız, yazar, tarihçi ve felsefeci Voltair, Pascal’den 32 yıl sonra, 1694’te doğmuş, o dönem için hayli uzun bir ömrü olmuş, 84 yaşındayken 1778’de de ölmüş.

Pascal, inançlı bir katolikti. Çocuk yaştan itibaren matematik ve fizikte önemli şeyler yapmaya başlamıştı ve yetişkin hayatının neredeyse tamamını özel bir katolik mezhebinin içinde, mezhebin görüşleri doğrultusunda geçirdi.

Bu aşırı dindar dönemine damga vuran esas eseri “Pensées" adını taşır. “Düşünceler” diye çevirebiliriz.

Buna karşılık Voltaire, Aydınlanma hareketinin Fransa’daki en önemli yazarlarından biridir, Fransız Ansiklopedi hareketinin önde gelen ismidir. Hayatı boyunca ateist olmuş, bunun da ötesine geçerek Hristiyanlıkla da, Yahudilikle de, İslamla da aşağılayıcı dilde alay eden eserler kaleme almış bir isimdir. İslamla ilgili yazdığı oyun çok ağır hakaretler içerir.

Rivayet odur ki Voltaire ölüm döşeğindeyken yanına gelen bir rahip ona, “Nedamet getir ve bir Hristiyan olarak öl, Tanrı affedicidir” deyince Voltaire ona “Şimdi bir de giderayak şeytanı kızdırmayalım” cevabını vermiştir.

Bu menkıbeye birazdan geri geleceğim; ama önce Pascal’i ve onun “kumar”ını anlatmam lazım.

Burada haftalardır Tanrı’nın varlığını akıl ve mantıkla kanıtlamaya çalışan görüşleri özetliyorum. Bunlara literatürde genel olarak “ontolojik önermeler” adı veriliyor.

Pascal bu ontolojik önermelere karşı çıkan bir kişi. Pascal’e göre “Bütün bu girişimler, Tanrı’nın varlığına ilişkin kanıtları arttırmaktan çok kişinin kendi kendisini Tanrı’nın varlığına ikna etmesine yönelik…” şeyler.

Pascal’e göre Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışmaktansa Tanrı’ya neden inanmak zorunda olduğumuzu anlamaya çalışmalıyız.

Pascal’in bu görüşünü açıklama biçimi o kadar ileri seviyede ki, o açıklama biçiminden aynı anda hem modern karar verme teorisi hem de olasılık teorisi doğmuş.

Pascal görüşünü anlatırken önce “karar verme teorisi”ni kuruyor. Onun varsayımı, insanın her şart altında karar verirken bir “faydacılık”tan hareket ettiğidir. Maddi veya manevi, insan bir fayda elde etmek, kendisi için daha iyi sonuç doğuracak şeyi seçmek ister her adımında.

Bu kararını oluştururken de alternatifleri düşünür, umduğu maddi veya manevi faydayı maksimize edecek veya olası zararı en aza indirecek kararı bulmaya çalışır. İşte bunun için de, olası her kararının sonuçları hakkında olasılıkları bilmek zorundadır.

Görüyorsunuz, bugün modern hayatın vaz geçilmezleri olan iki teori birden doğuveriyor.

Biz konumuza dönelim. Pascal’den çok kaba bir çeviriyle aktarıyorum:

“Tanrı vardır veya yoktur… Hangi tarafa eğilmeliyiz? Akıl burada hiçbir karar veremez. Çünkü ikisini ayıran sonsuz bir kaos var. Ve bu sonsuzlukta bir yazı tura atılıyor. Peki hangisini seçeceksin? Bir bakalım: Maden seçmek zorundasın, acaba bir bahse girecek olsan ne kazanıyorsun? Tanrı’nın varlığını seçiyorsan, Tanrı varsa kazanıyorsun ama yoksa hiçbir şey kaybetmiyorsun. Öyleyse hiç tereddüt etmeden bahse gir, Tanrı vardır.”

Burada Pascal’in akıl yürütmesinin çok kısa bir versiyonunu anlatıyorum, tamamını tartışmaya yerimiz yetmez zaten. Ama bir şeyi akılda tutmakta fayda var: Pascal, Tanrı’nın varlığı hipotezine olumlu bir anlam ve değer yüklüyor. Herkes (en çok da ateistler) böyle düşünmek zorunda değil. Bir ateist açısından bakıldığında Tanrı’nın varlığı olumsuz olabilir.

Pascal, akıl yürütmesinin devamında ölümden sonraki hayatı, öteki dünyayı da “bahis”ine dahil ediyor ve bir bahse girilecekse Tanrı’nın varlığı üzerine oynamanın her şart altında daha rasyonel olduğunu göstermeye çalışıyor.

Burada tabii bir büyük çelişki ve çıkmaz var.

Pascal her şart altında eleştirdiği ontolojik önermelerin sınırının içine düşüyor. Çünkü aslında kategorik olarak Tanrı’nın varlığını kanıtlamakla Tanrı inancının gerekli ve faydalı olduğunu kanıtlamaya çalışmak arasında bir fark yok. Dolayısıyla Pascal’in deyişiyle bu da insanın kendi kendini Tanrı’nın varlığına ikna çabası, başka bir şey değil.

Tam buradan Voltaire’e geri dönelim. Ölüm döşeğinde yanına gelen rahibe “Dur şimdi giderayak bir de şeytanı kızdırmayalım” dediği rivayeti, aslında Voltaire’e yapılmış bir çeşit hakaret sayılmalı.

Ömrü boyunca Tanrı’nın yokluğunu savunmuş bir kişinin son anlarında “Ya varsa?” diye tereddüte düşmesi bence tutarsız bir durum.

Ama bu yazıların altına sık sık yazılan bir şeyi de hatırlatmam lazım: “Düşmekte olan bir uçakta Ateist bulamazsınız.”

Eğer bu görüş doğruysa o zaman Pascal’in akıl yürütmesi de sonunda doğru demektir. Tanrının varlığına inanmak, Tanrı yoksa bile, kimseye bir şey kaybettirmez, son saniyede imana gelenlere de ihtimal ki bir şeyler kazandırabilir.

Haftaya Kurt Gödel’in Tanrı kanıtlamasıyla devam edelim.

YORUMLAR (68)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
68 Yorum