Düzeni bozulan Birleşmiş Milletler düzeni

Dünya liderleri Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 81. oturumu için New York’a inerken, görünüşte savunmak için geldikleri uluslararası düzen 1945’ten bu yana hiç olmadığı kadar kötü durumda. Çin ve Rusya, Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla kabullenmedi. Kendine daha fazla güvenen çok sayıda orta güç bu düzene tepki duyuyor. Sistemin başlıca mali destekçisi olan Amerikan kamuoyu ise artık bu düzenin yükünü taşımaya eskisi kadar istekli değil. BM yeni genel sekreterini seçmeye hazırlanırken ve ABD Başkanı Donald Trump yönetimi çok taraflılığa açıkça karşı çıkarken, bu sistemin daha ne kadar ayakta kalabileceği belirsiz.

Ne yazık ki yeni bir düzen de kuruluyor değil. İçinde bulunduğumuz dönem, ABD öncülüğündeki bir düzenden Çin öncülüğündeki bir düzene geçiş süreci değil. Devletlerin hâlâ kabul ettikleri bir çerçeve içinde kuralları ihlal ettiği düzensizlik örnekleriyle uzun süredir yaşıyoruz. Ancak şimdi yeni bir aşamaya yaklaşıyoruz. Ben buna “düzensiz düzen” diyorum. Bu, devletlerin ortak bir çerçeveye atıfta bulunmadan hareket ettiği bir durum.

Bu yeni düzen anlayışının izlerini krizlerin nasıl geliştiğinde şimdiden görmek mümkün. ABD ve İsrail şubat ayında İran’a karşı savaşı başlattığında taraflar, bir ateşkesin var olup olmadığı konusunda bile anlaşamadı. Kimin kazandığı konusunda ise hiç anlaşamadılar. Dahası, anlaşmazlıklar düzenli olarak bir alandan diğerine sıçrıyor. Örneğin Trump’ın Grönland’a ilişkin planları, Avrupa Birliği’ne yönelik gümrük vergisi tehditlerine dönüşüyor. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, bir zamanlar küresel sistemi birbirine bağlayan ilişkiler silaha dönüştürülüyor. Küresel ticarete konu temel tarım ürünlerinin yarısından fazlası en az bir deniz geçiş noktasından geçiyor. Hürmüz Boğazı’nın, şimdi de Babülmendep Boğazı’nın kapatılması, bu noktaların baskı aracı olarak kullanılması halinde neler yaşanabileceğini gösterdi.

Avrupalılar bütün bunlara mimarlar gibi yanıt veriyor. Planlar çiziyor, evrensel normları savunuyor ve eski kurumları ayakta tutmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Diğerleri ise daha çok zanaatkâr gibi davranıyor. İşe yarayanları yeniden kullanıyor, hâlâ işlev gören araçları farklı amaçlara uyarlıyor ve artık çalışmayanların kaybına hızla adapte oluyorlar. Çin, Şanghay İşbirliği Örgütü ile genişletilmiş BRICS yapılanmasını güçlendirdi, Arktik Konseyi’ne gözlemci olarak katıldı ve gözetim odaklı tercihlerini Uluslararası Telekomünikasyon Birliği bünyesindeki internet standartlarına dahil etti. Avrupalılar bu yaklaşımdan birkaç şey öğrenebilir.

Bununla birlikte, “düzensiz düzen” dünyasında bile çok taraflılığın kendisinin öldüğünü düşünmek hata olur. Aksine, çok taraflılık yer değiştiriyor ve dönüşüyor. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’ndeki araştırmalarımız, orta güçlerin dünyanın dört bir yanında yaratıcı yeni işbirliği biçimleri geliştirdiğini gösteriyor.

Örneğin Barbados’un Bridgetown Girişimi, iklim ve kalkınma finansmanı tartışmalarını yeniden şekillendiriyor. Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru ile Lobito Koridoru, ülkeleri birbirine bağlamak için anlaşmalar yerine altyapıyı kullanıyor. Katar, Umman ve Türkiye ise Gazze’den Ukrayna’ya uzanan çatışmalarda başvurulan arabulucular haline geldi. Başka bir ifadeyle, günümüzün orta güçleri BM’nin kurulma amacına benzer bir işlev üstleniyor. Ancak bunu daha doğaçlama ve belirli sorunlara yönelik ad hoc yöntemlerle yapıyorlar.

Avrupalılar açısından bu rahatsız edici bir dönem. Mimarlar olarak çağa ayak uydurmak için en uzun yolu kat etmeleri gerekiyor. Ancak doğru stratejiyle kazanacakları çok şey de var. Nitekim Kanada Başbakanı Mark Carney kısa süre önce Strasbourg’u ziyaret ederek “gelecek için ittifak” çağrısında bulundu. Çünkü AB’nin Batı için bir çapa işlevi görebileceğini anlıyor.

Avrupalıların bu rolü yerine getirebilmesi için üç şey yapması gerekiyor.

İlk olarak, yeni inşacılarla birlikte çalışmalılar. Bu, şu anda rakip olarak gördükleri oluşumlarla gözlemci statüsü ve angajman arayışına girmeleri anlamına geliyor. BM’nin yeni platformlar arasında bağlantı sağlayan bir yapı olarak hareket etmesine yardımcı olmalılar. Bridgetown Girişimi’ni uluslararası finans kuruluşlarına, Katar’ın kişisel ilişkilere dayalı anlaşma yapma yöntemini ise resmi hukuk ve yeniden yapılanma kurumlarına bağlamalılar. Ayrıca Brezilyalıların, Hintlilerin, Endonezyalıların ve Güney Afrikalıların günümüz jeopolitiğine nasıl baktığını anlamalılar.

İkinci olarak, Avrupalılar son birkaç yılda hukukun üstünlüğüne ilişkin güvenilirliklerini aşındırdıklarını kabul etmeli. Hukukun üstünlüğünü söylem düzeyinde savunurken uygulamada bunu yapmadılar. Bunun yerine, Batı dışındaki ülkelerin de hâlâ destek verdiği kuralların daha dar bir yorumunu uygulamaya odaklanmaları daha doğru olur. Özellikle toprakların güç kullanılarak ele geçirilmesinin, sivillerin hedef alınmasının ve nükleer silah kullanımının yasaklanması gibi kurallar buna dahil.

Üçüncü olarak, Avrupalılar giderek azalan siyasi sermayelerini daha dikkatli kullanmalı. Artan küresel gıda krizi riski bunun için bir sınav niteliğinde. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve şimdiye kadarki en güçlü El Niño birlikte, dünya genelindeki gıda arzını tehdit ediyor. Üstelik halihazırda 2,3 milyar insan gıda güvencesizliğiyle karşı karşıya. BM, 2022’de yaşanan son gıda krizinin ele alınmasına yardımcı olmuştu. Ancak bu kez aynı rolü oynayabilmesi muhtemelen mümkün olmayacak.

Küresel liderlik ihtiyacı Avrupalılar için bir fırsat yaratıyor. Avrupa, yeni bir çok taraflılık biçimini hayata geçirmeli. Brezilya, Mısır, Kazakistan, Meksika ve Türkiye ile küresel bir koalisyon oluşturarak Avrupa, krizden en fazla etkilenecek ülkeleri bir araya getirebilir, kaynakları ortaklaştırıp harekete geçirebilir ve gıda ile gübre sevkiyatlarının sürmesini sağlayacak pratik düzenlemeler üzerinde müzakere yürütebilir. Gıda güvenliği gibi bir konuda böyle bir girişim geniş uluslararası destek bulacaktır.

Avrupalı liderler bu hafta dünyanın dört bir yanından meslektaşlarıyla bir araya gelirken kendilerine sormaları gereken ilk soru BM’yi nasıl reforme edecekleri olmamalı. Asıl soru, “düzensiz düzen” dünyasında çok taraflılık alanına nasıl yaklaşacakları olmalı. Bu da hangi yeni girişimlere katılmaları, hangi kurumları yeniden işlevlendirebilecekleri ve işlerin yapılabilmesi için hangi ülkelerle birlikte çalışabilecekleri üzerine düşünmeleri anlamına geliyor.

*Mark Leonard, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Direktörüdür.

©Project Syndicate

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.