Bir yoksullaştırma mekanizması olarak yüksek faiz oranları
Amerikan Merkez Bankası (FED) faiz kararlarını açıklayacağı gün bütün dünya ‘acaba FED 0,25 (çeyrek) puanlık bir faiz indirimi mi yapacak yoksa 3,50 - 3,75 aralığındaki faiz oranlarını sabit mi bırakacak’ diye TV’lerin karşısında adeta nefesini tutar ve karar saatini bekler.
Türkiye’de de pek çok kişi açıklamayı beklerken, kararın etkileri konusunda sonsuz sayıda analiz okur, dinler, izler.
Bazıları da amerika’daki “bu düşük faiz oranlarına gıptayla. izler; öyle ya, Türkiye’de faizler %37 - %40 ve Amerika’da %3,5 - % 3,75.
Bilgi: Bugünlerde Amerika’da “reytingi orta, iyi veya mükemmel” olan Amerikan tüketicisi, bankalardan kullandığı tüketici kredilerine, reytingine bağlı olarak, %8 - %36 faiz oranlarıyla borçlanmaktadır.
Reytingi düşük olanların ödediği faiz oranları inanılmaz yüksektir: %36’dan başlar ve %600’e kadar yükselir.
Payday Loan adında bir kredi türü var: Vadesi bir aydan daha kısa ve maksimum kredi tutarı 700 dolar olan bir kredi türü.
Örnek: Diyelim ki ayın ortasında arabanın camı kırıldı ve 100 dolar ihtiyaç oluştu.
15 gün vade ve 100 dolar için 8 dolar faiz isteniyor. 15 gün için istenen 8 dolar faizin yıllık bileşik faizi %494’e geliyor.
Milyonlarca insanın bu yıl Payday Loan kredisinden 40 milyar dolar civarında kredi kullanacağı tahmin edilmektedir.
Payday Loan kredisinin yıllık bileşik faizi %390 -%600 civarında seyretmektedir. (Yanlış yazmadım yıllık yüzde altı yüz faiz oranı öderler)
Amerika’da, konut kredileri hariç, tüketici kredi faiz oranları reel olarak çok yüksektir.
Yasalar ve düzenlemeler yüksek faizlere karşı tüketicileri korumaz.
Amerika’da sokakta yaşayanların önemli bir kısmının geçmişlerinde finansal iflaslar yaşadığı biliniyor.
Tüketici kredileri Amerika’da tam bir “yoksullaştırma ve iflas ettirme mekanizması” gibi çalışır.
Peki niçin?
Kapitalizmin en belirleyici temel ilkesi olan “fiyatlama” kredilerde de devreye girer: Reytingi yüksek olan müşteriyi düşük faiz oranıyla ve reytingi düşük müşteriyi de yüksek faiz oranıyla fiyatlandırmak.
Basitçe söylersek: Amerika’da zengin düşük ve fakir yüksek faiz oranları öder.
Acaba Türkiye’de durum nedir?
TÜRKİYE’DE TÜKETİCİ KREDİLERİ
Türkiye’de 6 Trilyon TL civarında tüketici kredileri hacmi var; bunun yaklaşık yarısı kredi kartı.
Tüketici kredilerinin GSYH oranı dikkate alındığında tüketici kredilerinin, Türkiye’de, diğer akranlarına göre göreli olarak çok düşüktür diyebiliriz.
2024 yılbaşından bu yana geçen 26 ayda kullandırılan ihtiyaç kredilerinin (KMH dahil) faiz oranı ortalama %70,88 olmuş.
Aynı dönemde ticari kredilerin ortalama faizi de %58,51 olmuş.
Böylece tüketici kredilerinin bankalara getirisi, ticari kredi getirilerinden %21 daha yüksek gerçekleşmiş.
Düşük gelirliler aldıkları kredileri, her zaman tam zamanında ödeyemedikleri için ilaveten bir de çok yüksek “gecikme faizi” öderler; gecikme faizleri, bu yüksek oranlara dahil değil.
Maalesef Türkiye’de tüketiciler sadece bankalar tarafından değil; devlet tarafından da acımasız bir şekilde sömürülüyor.
Tüketicinin, aldığı kredi karşılığında ödediği tek bedel faiz değil; ilaveten devlete BSMV, KKDF vergileri ve bankalara komisyonlar öder ve sigorta ürünleri almaya zorlanır.
Tüketiciler %70,88’e faize ilaveten, bu faizin % 30’u (%21,18) oranında da BSMV ve KKDF ödediler.
Toplamda: %70,88 (Faiz) + 10,63 (BSMV) + 10,63 (KKDF) = %92,14
Bankasına göre değişmekle beraber tüketiciler, kredi ve vergilere ilaveten komisyon ve sigorta masrafları da öderler.
Bugün için de faiz oranlarında çok büyük değişik olduğu söylenemez: KMH dahil ihtiyaç kredileri faiz oranı: %62,1; BSMV ve KKDF %18,6 ve masraflar %3. Toplam: %83,7
Enflasyonun %31,53 ve kredi faizi %83,7.
“Kat kat faiz” ne demekti?
Sabit gelirli bir tüketici için bu kadar yüksek reel oranlarla borçlanmak, yoksullaşmayı garanti eder.
Hükümetlerin “halkı yoksullaştırmak” gibi bir amacı olamaz fakat özensiz politikaları yoksullaştırır.
Peki, hükümet anlattığımız bu yoksullaştırıcı yüksek faiz ve vergilerin farkında değil mi?
Cevap: Anlattığımız süreçlerin ve olguların tamamı hükümetin düzenlemesi ve onayıyla gerçekleşmektedir.
KREDİ VE ENFLASYON İLİŞKİSİ
Ekonomi yönetimi, “yüksek kredi, aşırı harcama demektir; aşırı harcama da yüksek enflasyon demektir; faizleri yüksek tutarsak kredi iştahı azalır, dolayısıyla harcama iştahı azalır ve enflasyon düşer” diye düşünüyor gibi gözüküyor.
Peki, vergiler niçin yüksek?
Faiz oranları çok yükselirse başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere pek çok kesimden tepki gelir.
Tepkilerden çekinildiği için daha yüksek faiz yerine BSMV ve KKDF vergileri daha işlevsel; adeta bir taşla iki kuş: hem kredi maliyetleri yükseliyor hem de devletin vergi gelirleri artıyor.
Soru: Tüketici kredileri faiz oranları %70,88 değil de mesela ticari krediler gibi %50 olsa kıyamet mi kopar?
Ekonomi Yönetiminin Örtük Cevabı: “Tüketici kredileri faiz oranları caydırıcı ölçüde yüksek olmalı.
Aksi takdirde tüketiciler, kredi almak için bankalara hucum eder; bu hucum, önce harcamaları ve ardından enflasyonu yükseltir.”
Anlamı: Faiz oranlarından bağımsız olarak bütün kredi taleplerini karşılayacak kadar bir kredi arzı vardır.
Not: Eğer faizler, reel olarak yüksek ve mevzuat uygunsa bu tez doğrudur. Yok eğer faizler reel olarak düşükse, yani enflasyon oranına eşit veya düşükse, bu görüş doğru olamaz.
ZİHİNSEL BİR DENEY
Şimdi “zihinsel bir deneyle” ekonomi yönetiminin bazı ezberci görüşlerini irdelemeye çalışalım.
Varsayımlar:
1) Gecelik faiz oranları %40,
2) Mevduat faiz oranları %42
3) Ticari kredi faiz oranları %50 ve
4) Tüketici kredi faiz oranları da %52 olduğu bir durumu varsayalım.
Ekonomi yönetimi yeni bir kararla tüketici kredileri faiz oranlarını %52’den %70’e yükseltirse; bankalar, hemen kredi arzını artırır.
Aynı anda kredi talebi artış hızı yavaşlar veya azalır.
Peki aynı ekonomi yönetimi faiz oranlarını %52’den %30’a düşürünce ne olur?
Bu soruya ekonomi yönetimiyle beraber muhatap olan herkes: “Elbette faizler %30’a düşünce tüketici kredilerine olan talep hızla yükselir ve kredi hacmi de hızla artar” cevabını verir.
Bu cevap bankaları ve bankacıları aptal yerine koyuyor fakat değiller.
Faiz oranları düştüğünde kredi iştahı artar; bu doğru.
Fakat bankalar zarar edecekleri için “kredi arzını derhal kısar” hatta mümkünse durdurur.
Kredi; müşterilerin, diledikleri zaman bankalardan diledikleri kadar satın alabildikleri bir ürün değildir.
Kredi, bankaların, kendi çıkarlarını ihtimamla gözeterek verdikleri (kiraladıkları) çok istisnai bir üründür.
Yani kredi, ancak arz edilince alınabilen bir üründür; bir kredi işleminde, arzı sağlayan banka olduğu için karar verici de her zaman banka olur, tüketiciler değil.
Yani kredi işleminde arz iştahı, talebin hacmini belirler; tersi değil.
Şimdi kritik sorumuzu soralım: Bir banka, “reytingi aynı olan bir müşteri grubu”na faizler %30 olunca mı kredi arz eder yoksa %70 olunca mı?
Bilgi: Bir bankanın fon kaynakları: Mevduat, TCMB’den alınan borçlar ve ihraç ettiği tahvillerdir.
Bu üç kaynağın da yıllık bileşik maliyeti bugünlerde %45 civarındadır.
Bir banka %45’e mal ettiği bir ürünü %70’e mi, yoksa %30’a mı satar?
Basitleştirelim: Herhangi bir satıcı 45 liraya mal ettiği bir ürünü, aynı şartlar altında 30 TL’ye mi satar 70 TL’ye mi satar?
Cevap: Bankacılar rasyonel insanlardır; mevzuat uygun, finansal ortam benzeş ve reytinglerin (yani risklerin) eşit olduğu bir durumda elbette %70’le kredi verirler.
Devlet zorunlu olarak faizleri %30’a düşürürse bankalar bu krediyi vermemek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar; dolaylı olarak ek bazı masraf ve komisyonlar ihdas eder, allem eder kallem eder ve zarar etmemeye çalışırlar veya bu krediyi vermezler.
Çünkü bankaların yukarıdaki varsayımlarımıza göre %30 olan tüketici kredileri yerine, faizi %50 olan ticari kredi verme imkanları var.
Öte yandan Devlet, tüketici kredileri faiz oranını %70’e yükseltirse, bu defa bankalar, kredi arzını artırır hatta yeni reklam kampanyaları düzenler.
Açık ve net bir şekilde görülüyor ki, benzer iktisadi şartlar altında, düşük reel faiz oranları döneminde bankaların sunduğu kredi arzı daralırken, yüksek reel faiz oranları dönemlerinde de kredi arzı artar.
Ekonomi yönetimi, kendilerine bağlı kamu bankalarına da aynı soruyu sorabilir: “Bankanızda, yüksek kredi faiz oranları mı yoksa düşük kredi faiz oranları mı kredi hacmini yükseltir?”
Anafikir: Örneğimizde net bir şekilde görüldüğü gibi yüksek faiz oranları değil düşük faiz oranları “kredi arzını ve kredi verme iştahını” düşürüyor.
Ekonomi yönetiminin “yüksek faiz kredi talebini düşürür” söylemi bu örneğimizle net bir şekilde yanlışlamış olduk.
Peki yaptığımız bu düşünce deneyi ekonomi yönetimi tarafında bütün boyutlarıyla tam olarak idrak edilse acaba tüketici kredileri faiz oranları düşer mi?
Deneyime dayalı tahmin: Düşürmezler.
Peki yoksullaştığı için tüketici kredisi kullanan veya yoksullaşacağı kesin olan tüketicilerden alınan %30 BSMV ve KKDF vergilerinden vazgeçilir mi?
Güçlü tahmin: Vazgeçilmez.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de tüketicilere verilen kredilerden alınan “reel” yüksek faizler yasal olabilir fakat etik ve meşru değildir.
Müsebbibi de politikalarını yanlış varsayımlar üzerine kurmuş olan ekonomi yönetimidir.
Belki ekonomi yönetimindeki bazı yetkililer için ifade etmeliyim ki bu faiz oranları “fahiş” olduğu için, ilaveten, kategorik olarak “riba” niteliğindedir.
Bazı katılım bankalarının tüketici kredilerini artırmak için çırpındıklarını görüyorum.
Onlara, “dünyanın bütün ilahiyatçıları fetva verse, bütün şekil şartları şer-i şerife uygun olsa da bu kredilerin kat kat faiz içerdiğini” hatırlatmak istiyorum.
Onlara, eski bir katılım bankacısı olarak, tüketicilere uygulanan kar payı oranlarını düşürmelerini ve tüketici kredilerine uygulanan BSMV ve KKDF vergilerinin kaldırılması için hükümet nezdinde mücadele etmeleri gerektiğini, hatırlatmak isterim
Konuya sahip çıkınız, lütfen; kimbilir “belki de ekonomi yönetimindeki bazı kişiler Ramazanda sevap kazanmak ister.”
Belki de konu Sayın Cumhurbaşkanına gitse “şunu düzeltmeye çalışın” diyebilir.
Bu yıl ihtiyaç kredisi alarak iftar sofrasına oturan sabit gelirliler, maalesef, gelecek Ramazana biraz daha yoksullaşmış olarak girecekler.
*Bilgi: Türkiye'de tüketici kredilerinin milli gelire oranı %10 civarındadır, (yaklaşık yarısı kredi kartları olmak üzere).
Bu oran Yunanistan’da %40 ve İsviçre’de %120’dir; diğer Avrupa ülkelerinin ortalaması da %50 - %100 arasında dalgalanıyor.
Uzak Asya’da da durum aynıdır Çin, Japonya, Kore, Singapur, Tayvan, Tayland ve Malezya gibi ülkelerin oranı da %60 -%90 arasında seyrediyor.
Şili, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan gibi akran ülkelerin oranı da %40 civarında geziniyor.
Amerikada sokakta yaşayanların %80’inden fazlasının geçmişinde mutlaka finansal açıdan bir iflas gerçeği var.
Son Söz: Ey en altta kalarak her gün biraz daha yoksullaşan çalışan ve işsizler maalesef “yalnız değilsiniz, dünya da sizin gibi ezilen ve sahipsiz milyarlarca insan var.”
