Devalüasyonu çağrıştıran işaretler
TL’nin “her gün” değerlendiği “mevcut ekonomi politikaları” ilelebet sürdürülemez.
Çünkü ihracatı cezalandıran ve ithalatçıyı ödüllendiren bir ekonominin kan kaybından er ya da geç gücü tükenir ve muhakkak tökezler.
İhracatı cezalandırmak ithalatçıyı ödüllendirmek demek; daha az döviz geliri ve daha çok döviz giderine razı olmak demektir.
Peki aradaki fark nasıl kapanıyor?
Sıcak para sahiplerine, carry trade yapanlara, riskli fakat yüksek faiz veren piyasalarda para kazanmayı meslek edinmiş yabancı finansçılara yüksek faizler vaat ederek.
Örnek: Avrupa’da 10 yıllık tahviller %2,7 ve Amerika’da%4,5 kazandırıyor.
Türkiye, yurtdışı yerleşiklere kısa vadelerde ve döviz cinsinden %15’leri aşan oranlarda kazanmayı vaat ediyor; bu vaade inananlar şimdiye kadar adeta garanti para kazandılar.
Eğer bir yabancı 30 Mayıs 2023 günü 100 milyon dolarını Türkiye’ye getirip Türk Lirası 1-3 ay vadeli mevduat hesaplarına yatırmış olsaydı; 3 yıl sonra bu 100 milyon dolar bugün 157 milyon dolar olacaktı.
Kaynak: TCMB, haftalık mevduat faiz oranları; TCMB döviz kurları.
Üç yılda yabancıların dolarına toplamda en az %57 faiz ödedik.
Yabancılar geldiler ve en küçük bir çalkantıda karlarını realize edip hemen çıktılar; yine geldiler yine kazandılar ve yine çıktılar; şimdiye kadar hem kalanlar, hem çıkanlar hem de girip çıkanlar kazandılar; dünyada, her durumda kazandıran başka bir ülke var mı?
Halbuki devlet 3-10 yıl vadeli tahviller çıkarsa en çok %7’den üç yıllığına %21 faiz ödemiş olurdu; %57 değil.
Bu arada ihracatçılarımıza neler olmuş kısaca bakalım.
Bu üç yıllık dönemde Türkiye’de Tüketici Fiyat Enflasyonu (TÜFE) %314 artmış; bir diğer deyişle ihracatçıların giderleri %314 artmış diyebiliriz.
Bu üç yıllık dönemde dolar da 20,75 TL’den 45,82 TL’ye yükselmiş; yani %221 artmış.
2023 yılı Mayıs ayından önce ihracatçıların 100 TL gideri 314 TL’ye ve 100 TL geliri ve 221 TL’ye yükselmiş.
Denilebilir ki ihracatçıların bütün giderleri TÜFE’ye değil Üretici Fiyat Endeksine (ÜFE) de tabidir.
Olabilir; biz de bu durumda (TÜFE+ÜFE)/2 yaptığımızda giderler 314 TL’den 282 TL’ye düşüyor.
Özeti: İhracatçının geliri 100 TL’den 220 TL’ye yükselirken, gideri en az 100 TL’den 282 TL’ye yükselmiş.
Karlılığı buharlaşmış.
Yüksek işçilik gideri gerektiren konfeksiyon, ayakkabı ve mobilya gibi sektörlerde pek çok ihracatçı zararlara katlanamadığı için bu süreçte işlerini tasfiye etti.
Varsayalım ki işlerine hala devam eden ihracatçılar henüz zarar etmiyor.
Varsayalım ki ihracatçı eskiden %20 kazanıyordu ve şimdi kazancı %3’e düşmüş.
Akıbeti belli olmayan ve karlılığı düşen bir sektöre ihracatçı ilave yatırım yapar mı?
Varsayalım ki verimliliği artırmak için yatırım yapma kararı aldı; yurt dışındaki rakiplerinin bulduğu maliyeti düşük ve vadesi uzun kredileri bulabilir mi?
Peki döviz geliri artmayan bir ülke sürekli borçlanarak ve sıcak paracılara ömür boyu yüksek faiz vererek ekonomisini ayakta tutabilir mi?
Yukarıdaki soruların cevapları biliniyor; biz henüz cevabı bilinmeyen sorular soralım.
Türkiye’de uygulanmakta olan ekonomi politikalarının önümüzdeki üç yıl boyunca aynen devam etmesi mümkün mü?
Değil.
Değerli TL hangi seviyeye kadar değerlenecek?
Bilen yok fakat tahammül sınırları bazı bakımlardan aşılmış.
TL’de değerlenme duracak mı?
Hayır cevabı vermemiz gerekiyor çünkü istikrar arttıkça, TL’de değerlenme artar ve azalmaz.
Türkiye ekonomisine güven arttıkça ve istikrar kök saldıkça yurt içine doğru döviz akımları artar ve TL değerlenmeye devam eder.
Değerlenmenin devam etmesi ihracatçının adım adım yok olmaya evrilmesi demektir.
Türkiye’de değerlenmenin durduğu dönemler güven ve istikrar konusunda soru işaretlerinin büyüdüğü dönemlerdir.
Güven ve istikrarın tehlikeye girmesi demek her şeyin başa dönmesi demektir.
Çift yönlü sorunlara gebe mevcut yönelimler özde istikrarsızlık biriktiriyor.
Hükümet, “ihracatçıların ilacı bir devalüasyon değil ihracat yapılan ülke pazarlarının iştahıdır” diyor; kısmen doğru.
Soralım: Rakiplerinin maliyeti sabitken Türk ihracatçısının maliyetlerinin artmasını nasıl engelleyeceksiniz?
İhracatçıların ya gelirinin artması gerekiyor veya giderlerinin azalması; ortada her iki yöne doğru herhangi bir eğilim veya işaret görünmüyor; hatta tam tersi daha muhtemel.
İhracatçılarına bütün imkanlarıyla sahip çıkmayan ülkeler eninde sonunda başkasının imkanlarının dilencisi olurlar.
Devalüasyona giden bir patika üzerinde ilerlediğimiz kesin fakat bu yolun bir defada ve bir günde yapılacak bir devalüasyonla tamamlanması zorunlu değil.
Mevcut politikalar alternatifsiz değildir.
