Hukuk cennete gitmek için değil adalet için vardır
Günümüz Müslüman dünyasında hukuka ve adalete bakış konusunda bazı sıkıntıların olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Bu konuda bir genellemede bulunmak çok doğru değil elbette. Ama biliyoruz ki İslami hukuk konusunda değerlendirmelerde bulunan bazı fıkıhçılar, Müslümanların bu dünyadaki ahlaki ve hukuki eylemlerinin sonucunda cennete gideceklerine inandıklarını söylüyorlar.
Ayrı hukukçular, modern hukukun ise sadece cezai yaptırımlar içerdiğini ve cennet vaat etmediğini belirtiyorlar. Mesela şu görüşler, bir İslami hukuk araştırmacısına ait: “Modern hukuk müeyyideler bütünü demektir ve onu inşa eden kurucu mantık yaptırım gücü ile destekler. İslam düşüncesinde ise hukuk, ibadet ve muamelat alanlarını da içerdiği için manevi bir boyuta sahiptir. Her şeyden önce hukuk kişisi olan Müslüman, ahlaki ve hukuki eylemlerinin sonucunda cennete gideceğini bilir. Modern hukuk ‘ceza’ demektir. Hukuki kişinin her şeyden önce iyilik değil de kötülük yapacağına dair derin endişe, modern hukuku disipliner ve tutucu kılmıştır.” (Tahir Yıldız, Hukuk Belleği ve Hukuki İktidar, s.8, Diyanet Vakfı Yay.)
Oysa biliyoruz ki ilahi kelamın adaletle ilgili ilkeleri, öncelikle bu dünyada insanlar arasındaki ilişkilerin hakkaniyet temelinde düzenlenmesi için vazedilmiştir.
Hemen belirtelim “modern hukuk ceza demektir” cümlesi, aynı zamanda ‘İslam hukukunda ceza yoktur’ şeklinde bir çıkarıma yol açma ihtimali barındırdığı için kesinlikle bilgi eksikliğine dayanan bir yaklaşımdır. Kaldı ki İslami fıkıhta suç ve ceza konusunda pek çok düzenleme mevcuttur.
Esas itibariyle modern hukuk da İslami hukuk da insanların maslahatı (yararı) için düzenlemeler yapmıştır. Ayrıca din, ceza ya da herhangi bir konuda hazır reçete sunmaz. Sadece adalet temelinde önerilerde bulunur.
İslami hukukta olduğu gibi modern hukukta da her dönemin değişen şartlarına ve maslahata uygun olarak yeni ceza düzenlemeleri yapılmaktadır. Bu konuda geniş bir modern hukuk ve fıkıh müktesebatı mevcuttur.
Kahire Üniversitesi hukuk fakültesinde öğretim üyeliği yapmış olan Prof. Muhammet Ebu Zehra, modern hukuk ve İslami hukukun ‘suç ve ceza’ uygulamaları ile ilgili benzerlikleri konusunda önemli tespitlerde bulunuyor.
Ebu Zehra, modern hukukun ‘ceza’ ile ilgili düzenlemelerini anlatırken şöyle diyor: “Mesela daha önce yürürlükte olan bir kanun bir suça hafif ceza öngörürken daha sonra çıkarılan ondan daha sert ceza getirmekteyse, henüz hakkındaki hüküm bir karara bağlanmamış olan zanlı hakkında, sadece önce çıkarılan kanun geçerli olacak ve uygulanacaktır. Önceki kanun bir fiile ceza öngörmekteyse daha sonra çıkarılan da buna ceza öngörmemekteyse bu durumda zanlı cezalandırılmaz. Çünkü yaptığı fiil yeni kanun hükmü gereği artık serbest bir fiil haline gelmiştir. Şu halde serbest olan bir fiile ceza vermek düşünülemez. Çünkü bu fiil hakkındaki kanun yürürlükten, adalet ve maslahat prensipleri göz önünde tutularak kaldırılmıştır. Şu halde o kanunu hala zanlı hakkında uygulamaya devam etmek ve cezalandırmak adalet ve maslahat gereği olamaz.” (İslam Hukukunda Suç ve Ceza, cil1, s.281)
Muhammed Ebu Zehra, bu durumun İslam hukukunda da benzer bir şekilde var olduğunu ve modern hukuk uygulamalarının İslam hukukuna da uygun olduğunun altını özellikle çiziyor.
Hal böyleyken günümüzdeki bazı İslam hukukçularının, Türkiye’nin de bir gün İslam hukuku uygulamalarına geçmesi yönündeki beklentilerinin çok gerçekçi olmadığı kanaatindeyim. Evet İslam fıkhı geniş bir birikime ve müktesebata sahip, aynı zamanda modern hukukla da pek çok benzerliği bulunuyor. Ama unutmayalım bugün İslami hukukun geçerli olduğu Müslüman ülkelerde adalet olmadığı gibi koyu bir despotizm hakim.
İslam hukukunun insani değerler bakımından fevkalade zengin olduğunu belirten Prof. Dr. Kemal Gözler’in bu konudaki şu tespitinin altını çizmekte yarar var: “İslam hukuku çok gelişmiş bir hukuk teorisine sahiptir. Bir hukuk teorisi olarak İslam hukuku en az Roma hukuku ve Roma hukuku temelli kıta Avrupası hukuku ve keza Anglo-Sakson hukuku kadar gelişmiş bir hukuktur. Hatta yorum, akıl yürütme gibi bazı alanlarda İslam hukuku onlardan daha da ileri ve sofistikedir” (İslâm Hukukunun Değeri: İslâm Hukuku, Batı Hukukuna Alternatif Olabilir mi?, www.anayasa.gen.tr/islam-hukuku.htm)
Kemal Gözler’in de altını çizdiği gibi, İslam hukuku gerek teorik gerekse değerlen anlamında önemli bir konumda olmasına rağmen, neden bugün Müslüman ülkelerde adalet yok, özgürlük yok, insan hakları yok, can ve mal güvenliği yok?
İslam hukukunun en yüksek norm kaynağı olan Kur’an’da adaletin değeri üzerine onlarca ayet olduğuna dikkat çeken Gözler, bugün Müslüman ülkelerde adalet ve özgürlük problemlerinin içler acısı durumda olduğunu belirterek şunları söylüyor: “İslam hukukunda siyasi iktidarı eleştirmek veya siyasi iktidara muhalif olmak suç değildir. Buna rağmen bu hukukun az ya da çok cari olduğu ülkelerin önemli bir kısmında siyasi iktidarı eleştirenler hapse atılır; diğer bazılarında bu kimselerin malları müsadere edilir, diğer bazılarında bunlarla yetinilmez, bu kişiler ölüm cezasına çarptırılırlar.” (www.anayasa.gen.tr/islam-hukuku.htm)
Çünkü bu ülkelerde, evrensel hukuk normlarına dayalı, ‘kuvvetler ayrılığı’ ve ‘denge denetleme’ prensiplerinin yürürlükte olduğu bir hukuk devleti bulunmamaktadır. Hatırı sayılır bir demokrasi tecrübesine ve hukuk birikimine sahip olan Türkiye’de bile yeterli demokrasi bilinci oluşmadığı için özgürlükler, insan hakları, can ve mal güvenliği teminat altında değildir.
