Futbol, tabii ki sadece futbol değil

Dışarda UEFA Kupası maçları, içerde ligler bütün hızıyla devam ediyor. Gerçi, seyircisiz olunca tadı da, tuzu da yok maçların ama gene de, evlere bağımlı bir pandemi sürecinde sanırım reyting rekorları da kırıyor mücadeleler.
Özellikle yapacak bir şeyi olmayan genç nüfusun, gezintilerini ancak sosyal medyada yapabilmesi, kitap okuma hevesleri yoksa, maç günlerinde varsa yoksa TV’ye bağımlı bir hayat.
Gençlerimiz de, ekran başına geçiyor ve neredeyse sabahtan geceye kadar Süper Lig, 1. Lig, İngiltere, İspanya, İtalya ve Fransa ağırlıklı Avrupa liglerini takip ediyor.

Aynı anda bir kaç kanalda, birden çok maç var. Seç seçebilirsen... Hep futbol, hep futbol, sürekli futbol.

Türkiye’nin tartışmasız en başarılı olduğu takım sporlarından voleybol ligi de başladı ama TRT Spor ve Fenerbahçe TV’nin dışında diğer kanallarda bulmak kolay değil...

Tabii, genç, ortayaş ve genç kalmayı başarmış yaşlı nüfusu, enazından eğlendirecek, kavgadan uzak tutacak, pandemi stresinden kurtaracak çok önemli bir eğlence oldu futbol.

Fena da gitmiyor,önce Trabzonspor-Beşiktaş, son olarak da G.Saray-F.Bahçe derbisi, ligleri erken ısıttı.

Fakat güzel olan, ilk 3 hafta sonunda, ligin yeni ekipleri Karagümrük, Hatayspor ve Erzurumspor’un coşku dolu futbollarıyla, ilk 5’in 3’ünü teşkil etmeleri.

Çekişme çok önemli, çokseslilik, Türkiye’ye de lazım, yeni şampiyonlar veya lige renk katacak yeni renklere ihtiyaç var...

SPOR, KARDEŞ AZERBAYCAN’DAN YANA

Bütün kulüplerimiz, stadlarda taşıdığı pankartla ve kendi sitelerinden “İki devlet, tek millet, kardeş Azerbaycan’ın yanındayız” paylaşımı yaptı.

Düşünün bir de seyirci maç olsaydı ve 50 bin 40 bin kişilik stadlardan yükselecek ve dakikalarca sürecek, maç süresince de belli aralıklarla tekrarlanacak o kulağı sağır eden tezahüratlar olsaydı!..

Burdan Vashington’a, Moskova’ya, Telaviv’e uzanır, Erivan’ı gürültüye boğar, işgalci askerlerini Karabağ’da döverdi...

BAYRAK MUHAMMED ALİ’NİN KOLLARINDA YÜKSELDİ

Sporun gücünü, siyasi otoriteye, zülum düzenine karşı ilk başkaldırıya çeviren efsane boksör Muhammed Ali’ydi.

ABD ordusunun, Vietnam’a müdahalesini, anlamsız bulduğu ve masum insan kanı dökülmesine karşı çıktığı için, askerlik çağrılarını reddetme yürekliliğini göstermişti.

Muhammed Ali, ülkesinde siyahilere uygulanan ırkçılılık faaliyetlerini reddettiği için de Olimpiyatlar’da ABD adına aldığı altın madalyasını göle atmıştı...

Bu insanlık tarihinin kaydettiği ve bugüne kadar en büyük etkiyi gösteren bir protesto olmuştu.

BUGÜN RONALDO 1 NUMARA

Juventus’un Portekizli yıldızı ve bütün zamanların rekorlarını kırma yolundaki süperstarı Cristiano Ronaldo da, günümüzün Muhammed Ali’si olma yolunda.

Filistinli çocukları öldüren, katliamcı İsrai’in başının belası. İsrail’e maça gitmeyi reddediyor, oynamak zorunda kalırsa hiçbir İsrailli futbolcunun elini sıkmıyor, uzatılan formaları almıyor, kendi formasını değiştirmiyor.

Hem de Yahudi lobisinin, çok güçlü medyasıyla ona belden aşağı iftiralar atmasına, karalama kampanyalarına aldırış etmeden...

Ronaldo, tek başına, en güçlü dünyayla tek başına savaşmayı göze alarak ve hiç taviz vermeden yoluna devam ediyor.

Üstelik bazan da, UEFA Başkanı ve yönetimine selam bile vermiyor.

ÇOK “MESUT” OLDUK, ALMANYA

2018 Dünya Kupası esnasında, Almanlar’ın sırf TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’la poz verdi diye Mesut Özil’i, ırkçı saldırılarla linç etmişti.

Mesut’un, 2014’te Brezilya’da dünya şampiyonu olmasında büyük yük çektiği Alman Milli Takımı’nı bırakmasına sebep olan süreçte, biz, “Almanlar’ın Mesut’la İmtihanı” demiştik.

Gerçekten de sahada dökülen şampiyon Almanya, yaşadığı hezimeti unutturmak için dikkatleri başka yere çekmiş ve Mesut’u kurban seçmişti.

Nazi Almanyası’ndan kalma, milletvekili eskisi, ırkçı federasyon başkanı Reinhard Grindel’in körüklediği, Hoca Joachim Löw’ün, uzun süre korumasına rağmen, daha fazla direnemediği Mesut Özil, “Kazanınca Alman, kaybedince Türk’üz” diye isyan etmiş zehir zemberek açıklama yaparak milli formayı bırakmıştı.

Tabii Almanya’nın itibarını da çok sarsmıştı.

Nitekim ırkçı başkan Grindel, yolsuzluk yapınca, yüzkızartıcı bir şekilde DFB’yi bırakmak zorunda kalmıştı.

Yerine seçilen politikacı değil, sporadamı Freiburg Başkanı Fritz Keller dönemi, toparlayıcı oldu ve nihayet Genel Sekreter Curtius, Mesut Özil’den özür dileyerek yaraları onarmaya başladı.

Neticede, politika ve ırkçılık kaybetti, spor kazandı, Mesut kazandı.

SPOR, SADECE SPOR DEĞİL

Yıllardır maçları izleriz, genelde de stadlarda. Hep şunu gördük, hangi renge mensup olursa olsun, hangi takımın taraftarı bulunursa bulunsun, bütün seyircilerimiz, özellikle milli davalarda, toplumsal olaylarda, deprem ve salgınlarda, aynı doğruda birleşiyor ve tek yürek oluyor...

Bu 70’lerde de, Karabağ işgal edildiğinde de böyle oldu, PKK azdırıldığında da böyle...

Zaman zaman adaletsizliklere de müdahale ediyor, ezilenden yana tavır alıyor. Bu her zaman böyledir ve hiç şaşmaz.

Çünkü spor seyircisinin ne kaybedecek bir şeyi, ne korkacağı bir güç var. Zalimlere karşı, mazlumlardan yana. Bu ABD, Rusya, Çin, israil olsun, hiç farketmiyor.

Çünkü “spor, sevgi, dostluk, barıştır”. Sadece saha içine değil, saha dışına da mutlaka karışır. Çünkü “spor, sadece spor” değildir.

YORUMLAR (7)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
7 Yorum