Aman ha, 4 yıl sonra yine sandık var

Önümüzdeki 10-15 yıl daha Türkiye'nin AK Parti iktidarları tarafından yönetileceğini söylemek herhalde kehanet olmayacaktır. Bunun en önemli göstergesi, hali hazırdaki muhalefet partilerinden herhangi birisinin iktidar olmak gibi bir talebinin olmamasıdır. Yani şu anda ya da yakın bir gelecekte Türkiye’de iktidar alternatifi olabilecek bir siyasal parti ufukta gözükmüyor.

Ancak bu alternatifsizlik hali, AK parti ne yaparsa yapsın toplumun kabulüdür anlamına da gelmiyor. Çünkü eski Türkiye'de hiçbir toplumsal, ekonomik ve demokratik fayda üretmeyen siyasi anlayışların geçerliliğinin olmadığı son on üç yılda bizzat AK Parti iktidarları tarafından kanıtlanmıştır.

Unutmayalım ki 2011 seçimleriyle gelen siyasi başarının temelinde, demokratik talepleri karşılayamaz hale gelen eski Türkiye'nin dönüştürülmesi ve yeni Türkiye'nin inşası için seçmenin AK Parti'ye yaptığı o altın hisse değerindeki yatırım bulunmaktadır. Seçmen o gün yaptığı tercihle, Türk demokrasisinin vesayetçi ve tekçi yaklaşımlarını tasfiye etme yetkisini çok yüksek bir oyla AK Parti kadrolarına tevdi etmişti.

Ustalık dönemi olarak tanımlanan 2011 sonrasındaki bu süreçte AK Parti ve Türkiye, Ortadoğu'daki sivil isyan dalgasının ilk rüzgarlarını da arkasına alarak 2013 yılının ortalarına kadar bölgesinde önemli bir aktör olarak konumlanabilmiştir. Daha da önemlisi o güne kadar hem Batı demokrasileriyle hem de yükselen güçlerle ortaklık arama politikaları Türkiye'yi öne çıkaran en önemli unsurlardan birisi olmuştur. Bu politikalar çözüm süreci rüzgarını da arkasına alarak daha pırıltılı bir görünüme kavuşmuştur.

Ancak 2013 yazıyla birlikte bu dış politikada başarılı, iç politikada dengeleri yakalayan model arızalar vermeye başladı. Evet AK Parti iktidarı kalkınmacı ve refah yaratan ekonomi politikalarıyla istikrarı sağladı ama tıpkı Gezi gibi siyaseti istikrarsızlaştırma potansiyeli taşıyan toplumsal gelişmelerle yüzleşip yeni politikalar geliştirmeyi başaramadı.

Maalesef AK Parti tam da mega projeleri başlattığı bir dönemde sokaktaki yeni durumu yeterince doğru okuyamamıştır. Bir anlamda AK Parti iktidarı kendi başarılarının kurbanı oldu demek herhalde daha doğru bir ifade olacaktır.

2013 yazında başlayan bu istikrarsızlık sarmalı, aynı zamanda Türkiye’nin iç ve dış sorunlarla baş edebilme kapasitesini de hayli zayıflatmıştır. Bir bakıma 7 Haziran’a gidişin tehlike sinyallerinin verildiği bu süreçte Türkiye’nin daha ağır yara almadan çıkmasını sağlayan tek şey, bütün hatalarına rağmen AK Parti’nin toplumsal hafızada hala var olmaya devam eden‘güven’ kredisidir.

Şimdi 1 Kasım seçimleri sonrasında, toplum zihnindeki ‘güven kredisi’ni daha da güçlendiren AK Parti’nin önünde değişim ve dönüşüm için çok önemli bir fırsat bulunuyor. Seçmenin sandıkta istikrar kadar değişim için de talepte bulunduğu unutulmamalıdır.

Her şeye baştan başlamak için yeni bir fırsat... Aynı zamanda Gezi ile başlayan parantezi de kapatabilecek olan bu yeni süreç, siyasi ve sivil özgürlüklerin genişletilmesi, ekonomik refahın tabana yayılması ve kamunun her an vesayet kurabileceği kanalların adil bir hukuk sistemiyle sınırlandırılması için adımların atılması gerekiyor.

Nitekim Başbakan Ahmet Davutoğlu milletvekilleriyle yaptığı toplantıda 1 Kasım başarısının AK Parti için ne anlama geldiğini ve ne tür mesajlar içerdiğini çok net ifadelerle ortaya koydu:"Hiçbir şekilde kibir ve gurura kapılmayacaksınız. 7 Haziran'ın mesajını unutursanız, 1 Kasım'da verilen oyun hesabını millet bizden 4 yıl sonra sorar." Başbakanın uyarısında da görüldüğü gibi mesele sadece zafer kazanmak değildir, önemli olan bu başarıyı reform niteliği taşıyan icraatlarla taçlandırmaktır.

Haklı olarak zihinlerde ‘reform adımlarının atılmasında inisiyatif kimde olacak’ gibi bir soru işareti olabilir. Bir kere mevcut anayasal yapıda yetki başbakanlıktadır. 1 Kasım seçimleri de bu siyasi ve anayasal realiteyi teyit etmiştir. Elbette başbakan ve cumhurbaşkanı arasındaki optimal dengeyi oluşturmak da bir zaruret halidir.

Ancak her şeye rağmen reform adımlarının atılmasında, halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanının iş başında olması da bir şans olarak görülmelidir. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın muhalefet partileriyle ilişkileri istenilen seviyede olmasa da, yine de Erdoğan iktidar ve muhalefeti özellikle demokratik reformlar konusunda ortak noktada buluşmaya ikna edecek siyasi tecrübe ve birikime sahiptir.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum