Doğru bir başkanlığa muhalefet itiraz edemez

Çerçevesi doğru çizilmiş, başkanın da, yürütmenin de meşruiyetin tek kaynağı olan millet iradesince belinlenen parlamento tarafından denetlendiği bir başkanlık sistemine muhalefet neden itiraz etsin ki...

Eğer AK Parti kuvvetler ayrılığı veya check and balance (denge ve kontrol)’ prensibine dayalı, yetkilerinin sınırı parlamento tarafından çizilen bir başkanlık modeli hazırlayabilirse, eminim ki buna muhalefet partileri de ilgisiz kalamayacaklardır. Kaldı ki mevcut parlamenter sistemi de rehabilite etmeye kalksak yine aynı prensiplere göre yapmak durumundayız.

Düşünün ki yeni modelde başkan halkın iradesiyle belirlenecek, parlamento üyelerini halk seçecek. Yüksek yargı üyeleri de Meclis'in onayı ile belirlenecek, meclisin ve başkanın etkisinden bağımsız karar alacaklar. Yani başkanın karşısında Meclis ve Yüksek yargı gibi iki önemli kontrol mekanizması var.

Ayrıca unutmayalım, şu anda Türkiye'de yüksek yargıyı denetleyecek hiçbir merci yok. Mesela bakanlar ve başbakan anayasa ve yasalara göre suç işlediğinde yüce divanda yangılanabilir. Peki yüksek yargı üyeleri anayasa suçu işlerse kim onlardan hesap soracak? Maalesef şu an itibariyle böyle bir merci yok. Yani kuvvetler ayrılığı sadece kağıt üstünde var.

Oysa Amerika'daki başkanlık modelinde check and balance prensibi sadece yürütmeye karşı değil, yargıya karşı da işliyor. Eğer yüksek yargı üyeleri de anayasa ve yasalara göre bir suç işlerlerse, senatoda kurulan bir komisyonda yargılanıyorlar. Yani meşruiyetin tek kaynağı'millet iradesi', yani parlamento...

Şimdi AK Parti'nin yapması gereken; demokratik esasları sağlam belirlenmiş doğru bir başlık modeli, sonrasında da bunu hem parlamentoya hem de topluma doğru anlatmak... Bunun için de öncelikle daha önce hazırladığı başkanlık sistemini unutması gerekecek. Malum geçtiğimiz dönemde AK Parti'nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na sunduğu metin çalakalem hazırlanmış, uyduruk bir modeldi.

Artık hepimiz biliyoruz ki mevcut sistemde bir yenileşme yapmak zarureti hasıl olmuştur. Ve mevcut haliyle bu sistemin yürütülemeyeceği konusunda da herkes hemfikirdir. Zira şu anda halkın seçtiği aşırı yetkilere sahip ve sorumsuz bir cumhurbaşkanı var. Bir diktatörlük tehlikesi varsa bundan daha uygun bir zemin olamaz. Dolayısıyla eğer Tayyip Erdoğan'ın 'diktatörlük' gibi bir hevesi olsaydı, bugünkü elverişli ortamı bırakıp, herhalde yargı ve parlamento tarafından daha sıkı denetlenecek bir başkanlık sistemini istemezdi.

Kaldı ki uzun bir demokrasi tecrübesine sahip olan Türkiye toplumunun keyfiliğe izin veren bir sistemi onaylaması da asla mümkün değildir. Bir gerçeğin altını özellikle çizmekte yarar var; zaman zaman darbelerle kesintiye uğramış olmasına rağmen önemli bir demokrasi tecrübesine sahip olan Türkiye, bu saatten sonra Türkmenbaşı modelini andıran mizahi bir başkanlık sistemiyle yönetilemez.

Hal böyle olunca muhalefet partileri 'diktatörlük' takıntılarını bir tarafa bırakıp yasama ve yürütmenin keskin çizgilerle birbirinden ayrıldığı bir başkanlık sistemini salim bir kafayla tartışmaları gerekiyor. Zira darbe anayasalarıyla zaten malul hale gelen mevcut parlamenter sistem, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte mantığını tümden yitirmiştir. Eğer muhalefet doğru dürüst bir sistem tartışmasına yanaşmazsa, korkarım elimizdeki mevcut parlamenter sistem de giderek bir tek parti hegemonyasına dönüşecektir.

Unutmayalım bugün başkanlık sistemiyle yönetilen Amerika’da Obama’nın kendi devleti üzerindeki otoritesi, parlamenter sistemle yönetildiğini söylediğimiz Türkiye Cumhuriyeti başbakanının ve cumhurbaşkanının devlet üzerindeki otoritesinin yanına bile yaklaşamaz.

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum