Eğer bir gün normalleşirsek...

Bütün öğrencilik ve gazetecilik hayatım boyunca iyi bir kitap okuyucusu ve müzik dinleyicisi olmaya özen gösterdim. Şimdi bulunduğum noktadan geriye doğru baktığımda kimi kitaplarla adeta aşk mertebesinde coşkulu anlar yaşadığımı, mesela bir zamanlar başta en büyük caz idolüm Miles Davis olmak üzere huşu içinde caz konserleri izlediğimi, hatta bir seferinde Itri'nin’nin ‘Tuti-i mucize guyem’ eserinin yer aldığı long play'i bulabilmek için günlerce plakçıları dolaştığımı hatırlıyorum.

Şimdi bütün bunları bir müzik yazısı yazmak üzere söylemiyorum elbette. Buradan varmak istediğim nokta şu; bir zamanlar bu ülkede canlı, dinamik bir kültür ve sanat ortamı vardı ve insanların hayatları sadece gerilim ve kutuplaşma üzerinden tarif edilmiyordu.

Çok gerilere gitmeye gerek yok, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde kültür merkezlerinde şiirden, romana, hikayeye, müzikten sinemaya kadar her alanda yapılan sanatsal faaliyetlere baktığımızda bile şu günlerde nasıl bir kültürel ufuksuzlukla malul olduğumuzu rahatlıkla görebiliriz.

Talihsizliğe bakın ki temeli bir bakıma Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde atılan AK Parti’nin 13 yıllık iktidarı boyunca kültürün esamesi bile okunmaz hale geldi. Atilla Koç dönemini bir tarafa bırakırsak, maalesef AK Parti’nin iktidar yılları kültür ve sanatın dip yaptığı yıllar olmuştur. Gerçi AK Parti etrafında oluşan entelijansiyanın (eğer gerçekten varsa) kültür diye bir derdinin olduğunu da sanmıyorum ya...

Esas itibariyle medeniyetlerin harcını oluşturan ve onlara hayat veren kültürdür, sanattır. Şiirin, musikinin, mimarinin, görsel sanatların, kitapların olmadığı bir medeniyet tasavvuru mümkün olabilir mi?

Ama bugün siyaseti adeta bir amaç haline getirmiş insanlar için şiir de, musiki de, mimari de, sinema ve tiyatro da hiçbir anlam ifade etmiyor.

Çünkü çok daha önemli işlerimiz var. Mesela iktidara ilişkin durumlarda söz sahibi olabilmek için, zaman zaman farklı mahalleden olanlara laf atıp maraza çıkararak egosal tatmin sağlamak gibi...

Mesela iktidar nimetlerinden azami yararlanabilmek için, mümkünse mahalledeki herkesi bir yerlere müzevirleyerek ganimet paylaşımında en ön safta yer almak gibi...

Mesela 'kutuplaşma'nın tehlikelerine işaret eden herkesi düşman ilan edip, sonra da iktidarın içeriden ve dışarıdan düşmanlarla kuşatıldığını söyleyerek azgın bir gerilim dilinden nemalanmak gibi...

Mesela dindarlığın adaletli, ahlaklı ve merhametli olmayı gerektirdiğini en çok bilmesi gerekenlerin, adaletin terazisi şaştığında suskunluğa gömülmesi gibi...

Taktir edersiniz ki bu ahval, normal bir ülkede yaşayan normal insanların görüntüsü olamaz. Demek ki bir yerlerde hayatın doğal akışını bozan ve henüz normalleşmenin tamamlanmadığı arızi bir durum var.

Eğer biz de bir gün normalleşmeyi sağlayıp kültürü ve sanatı hayatın doğal akışı içinde yaşar hale gelebilirsek, bir medeniyet iklimine doğru yol alabiliriz diye düşünüyorum.

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum