Kimse mucize beklemesin…

Türkiye’nin Suriye müdahalesi ve Musul sorununa verdiği tepki AB ve ABD’deki bazı kanaat önderlerinde rahatsızlık doğurdu. Onlar Türkiye IŞİD’e karşı savaşsın, ama kendi çıkarlarını korumasın, Irak’ın geleceği üstünde söz sahibi olmasın, PKK’nın genişleme çabalarına ses çıkartmasın istiyorlar.

Yani Türkiye’den mucize bekliyorlar. Stratejik aklı biraz çalışan hiçbir devletin yapmayacağı bir şeyi Türkiye’den talep ediyorlar. PYD’nin çıkarlarının korunması için Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını önerenler dahi var.

Oysa PKK’nın yaptığının onda birini bir başka örgüt kendi ülkelerinde yapsa, insanlarını öldürse, karakollarına bombalı araçlarla saldırsa, Türkiye’den bekledikleri “toleransın” binde birini o örgüte ve ona bu denli yakın akraba olan diyelim ki PYD’ye göstermezlerdi. Rojava’da demokrasi yeşeriyor diye methiyeler düzmezlerdi.

Onlar da şimdi Türkiye’nin yaptığını yaparlar, kurgulanmaya çalışılan oyunu bozmak için elindeki her türlü askeri, diplomatik ve istihbari imkanları kullanırlardı. Ortak bir geçmişleri olmadığı için büyük bir olasılıkla tarihten bahsetmezlerdi. Fakat sonunda yapacakları Türkiye’nin yaptığından farklı olmazdı.

***

Batı’daki dostlarımızın anlaması gereken şey Türkiye’nin güney sınırlarındaki gelişmelerden kaygı duyduğu ve tehdit algıladığıdır. Türkiye’nin algısı yanlış olabilir. Belki de biz gereksiz bir vehme kapılıyoruzdur. Belki de Irak ve/veya Suriye’nin parçalanması söz konusu değildir.

Belki ABD bundan önce hiçbir yerde yapmadığı şeyi yapacak ve hesapsız-kitapsız dağıttığı silahlarını geri toplayacaktır. Kim bilir belki de bütün dünya iyi niyetlidir de Türkiye onların ne kadar iyi niyetli olduğunu göremiyordur. İran’ın, Rusya’nın, ABD’nin ve pek çok AB ülkesinin bu bölgeden beklentilerini doğru okuyamıyordur.

Ama unutmayalım ki dünya siyasetinde algı gerçekten farklı değildir. Devletler de iyi niyetli varsayımlar üstünden güvenlik politikası geliştirmezler. Eğer dünya siyaseti iyi niyete dayanmış olsaydı ABD’nin elinde “kendini korumak için” 4 bin 500 nükleer başlığa “ihtiyacı” olmazdı.

Rusya ABD’nin niyetlerinden, ABD Çin’in “önlenemez yükselişinden”, Suudi Arabistan İran’ın bölgesel ihtiraslarından şüphelenmezdi. Biz de şu an karşı karşıya kaldığımız sorunların çoğunu yaşamazdık. Dünya siyasetinin akışı bambaşka olurdu. Dünya savaşlarında on milyonlarca insanın ölmesine, ittifaklar kurulmasına, silahlanmaya para harcanmasına gerek kalmazdı.

***

Ne yazık ki devletlerin kendilerinden başka hiçbir şeye güvenemedikleri bir dünyada yaşıyoruz. Bırakın çıkarlarınızı bir kenara varlığınızı, toprak bütünlüğünüzü ve hatta siyasi bağımsızlığınızı korumak için bile mücadele etmeniz, mücadele etmeye hazır olmanız, hazır olduğunuzu söylem ve eyleminizle muhataplarınıza göstermeniz şart.

Bu kural herkes için geçerli. Ancak bulunduğumuz coğrafyada, içinde yaşadığımız sorunlar söz konusu olduğunda bizim için çok daha fazla geçerli. Sorunlarımızı başka yöntemlerle çözmek arzusu içinde olmamız da tehdit var olduğu, risk algıladığımız, hasmımız konjonktürü fırsat olarak değerlendirdiği sürece anlam ifade etmiyor.

Eğer kanaat önderleri ve tabii ki “müttefik” devletler Türkiye’nin Suriye’de, Irak’ta farklı davranmasını istiyorsa, neden böyle davrandığını, hangi güvenlik endişesinden hareket ettiğini görmeleri, siyaseti retorikten soyutlamaları, politikayı meşrulaştırıcı söylemden ayrıştırmaları, ona göre de hareket etmeleri gerekiyor…

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
2 Yorum