Krizlerin kıskacında istikrar

Türkiye, kimsenin nelere evrilebileceğini öngöremediği bir coğrafyada, yegane istikrarlı ülke. Kuzey, güney ve doğumuzda olan bitenlere rağmen, bu ülkelerde yaşayan insanların nefretini kazanmadan, bilakis gittikçe sempati ve saygınlığını arttırarak maruz kaldığı uluslararası krizleri idare ediyor. Bulunduğumuz konumu tanımlarken bu temel gerçeğin öncelikle farkında olmamız gerekiyor.

Üç bir tarafında, bir dünya savaşına evrilme potansiyeli taşıyan, bu denli büyük krizler varken, olabilecek en düşük hasarla ve tarafların hepsiyle diplomatik hatta ekonomik ilişkilerini sürdürebilmek çok önemli bir diplomatik başarı.

Türkiye’nin tüm dış politik hamlelerini coğrafyanın tarihi, siyasi, ekonomik ve sosyal gerçekleri üzerinden değil, Erdoğan’a yarar mı yaramaz mı açısından değerlendiren muhalif kamuoyunun tezvirat ve yer yer kışkırtmalarına rağmen, Türkiye on yıllardır takdire şayan bir dış politik irade sergilemeyi başardı.
Komplo teorilerinden müteşekkil felaket teorileri haricinde, hiçbir ciddi argümanı olmayan muhalif kamuoyunun, kendi içinde yıllar, aylar hatta günler içinde birbiriyle çelişir şekilde tutarsızlık gösteren çıkışları, özeleştiri filtresine takılmadan on yıllardır kendisini tekrarlıyor.

Muhalif olunsa bile sağduyulu yaklaşım sergilemek, zafiyet değil siyasi olgunluktur. Artık değişen dış politik paradigmayı kabullenmek, realite üzerinden yeni açılımlar sunmak için atılacak ilk olumlu adım olabilir. Türkiye Ortadoğu bataklığına bulaşmasın, kuzeyde hamle yapmasın, güneye bulaşmasın, ABD ile pazarlık yapmasın, maruz kaldığı dış politik zorlamalara iyi kötü direniş göstersin ve varlığın sürdürmeye devam etsin düşüncesinden müteşekkil, aciz dış politika anlayışının hiçbir geçerliliği kalmadı. Coğrafyamızda proaktif dış politika izleyemeyen ülkelerin, düştüğü açıklı durumu gün be gün takip ediyoruz.

Muhaliflerin (Bunu tekrar belirtmek isterim, kastettiğim sadece CHP değil, siyasi ve sosyal anlamda kendisini muhalif olarak hisseden tüm kesimler ki buna kendimi de dahil ediyorum) derinliği ergen küskünlüğü, lümpen hamaseti sınırlarını aşamayan dış politik mülahazaları, Türkiye kamuoyunda yorucu, yıpratıcı etki yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Hedef kitleleri psikolojik tatmin etme amaçlı bu yaklaşımlar, Türkiye’nin jeostratejik kalite ortalamasını düşüren gönüllü zırvalardan öte anlam taşımıyor.

Hükümete muhalif olduğu halde, dış politik görüş ve yorumları kabul edilmese bile, iktidar çevrelerinden ya da sağduyu sahibi kamuoyu tarafından kabul gören kaç sahsiyet var? Hangi muhalefet partisi, hükümetin sürdürdüğü dış politikaya alternatif olacak bir taslak sundu ve bu da kamuoyu tarafından ciddiyetle tartışıldı? Hangi muhalif entelektüel açıklamaları ve yaklaşımları ile sadece Türkiye’de değil dünya da ciddiye alındı?

Hangi muhalif gazeteci, Türkiye’nin etkin dış politika yürüttüğü Suriye, Irak, İran, Ukrayna, Rusya gibi ülkelerde bu ülkelerin uluslararası politikalarını etkileyen ve belirleyen şahsiyetlerle görüşüp, hükümetin hatalarını gözler önüne serdi?

Muhalif kamuoyunun, tıpkı savunma sanayinde olduğu gibi dış politik konularda da hükümetin hem vizyon hem eylem ve hem de potansiyel olarak çok çok gerisinde olduğunu kabullenmekten başka hiçbir çaresi yok. Bunun haricinde hiçbir yaklaşım siyasi ve entelektüel ahlakla izah edilemez.

Dünyada her olup biteni Erdoğan’a yarıyor mu yaramıyor mu noktasına indirgeyip, gerçek bağlamından kopararak, Türkiye’nin bir iç meselesiymiş gibi banalleştirmek ve hükümetin hamlelerini değersizleştirerek, siyasi fayda elde etmeye çalışmak, hala geçerli bir akçeyse bu sadece Türkiye adına değil muhalefet adına da utanç verici bir nokta.

Son olarak İran hakkında yine eski dış politik krizlerde olduğu gibi tamamen aynı şablonlarla tezvirat yürüterek mutlu olmaya çalışan muhalif bir kamuoyu var. Ben kendi adıma bu tezviratı dikkate almadan, olan biteni anlamaya çalışıyorum.

Bulunduğumuz coğrafyada İran, Mısır, Ukrayna ve Rusya başta olmak üzere, çoğu ülkeler Türkiye’nin sahip olduğu siyasi, sosyal, hatta ekonomik (bu bir ironi değil, çevre ülkelerin ekonomik alt yapı ve fiili durumuna, kendilerini kandırmadan bakan herkes bunu görür) istikrar ve güvene sahip olabilmeyi can-ı gönülden arzulardı. Evet biliyorum bu iddiam acayip Erdoğan’ın işine yarıyor ve bundan dolayı muhalif zihinler için yok hükmünde ama durum maalesef böyle.

Türkiye kuzeyi, güneyi ve doğusu ile bir kasvet kıskacında ve tüm bu krizlerin ortasında bölgesinde geleceğe güvenle bakan yegane ülke. Muhalifliğini ısrarla bu temel veriyi kabul etmeden sürdüren çaresizler için üzgünüm. Ancak realiteyle yüzleştikten sonra yapılacak bir muhalefet Türkiye’yi dönüştürebilir.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.