‘’… öfke bize uysallık sana’’
Kürt sorununun hala 1990’lı yılların üslubuyla tartışılması gibi garip bir durumla karşı karşıyayız. Sanki PKK silahlı mücadele yapıyor ve sanki Türkiye’ye her gün şehit haberi geliyor. Oysa resmen sürdürülen bir barış süreci var ve Türkiye açısından en sorunlu gözüken Suriye meselesi de, ideal sayılabilecek bir sonuca ulaşmak üzere.
On yıllardır süren anlamsız bir çatışma ve gerilimin barışçıl ve demokratik bir şekilde sonlandırılması için şartlar hiç bu kadar uygun olmamıştı.
Yaşanan sorun bu kez devletten ya da rejimden değil, kaba bir sınıflamayla muhaliflerden kaynaklanıyor.
Hükümetin yıllardır görece bir tutarlılıkla sürdürdüğü (özellikle Suriye konusunda) reel politikayla, muhalefetin afaki söylemi arasındaki mesafe, muhaliflerin aleyhine gittikçe açılıyor. Muhalefet fili durumu nesnel bir şekilde kavrayıp siyaset üretmek yerine Kürt sorununda hiç mesafe katedilmemiş gibi yapıp, yeri geldiğinde Türkçü fanatikler ve yeri geldiğinde de Kürtçü fanatiklerin söylemlerinin yanında hizalanıyor.
Muhaliflerin Kürt sorunu ile ilgili olarak realiteyle tüm bağlarını kopardığına dair en çarpıcı örnek Özgür Özel’den geldi. Burada yeniden tekrarlamaya gerek görmüyorum ama Yıldıray Oğur’un Karar’da yayınlanan ‘’Putin’in bile gerisine düşmek’’ başlıklı yazısını bu noktada tavsiye ediyorum.
Elbette çözüm süreci kendi başına olmadı, hükümet bunun için büyük riskler aldı ancak tarih Türkiye’ye büyük bir fırsat sunmuş durumda. Bu fırsatı kullanmak yerine Erdoğan’ın işine yarar endişesiyle görmezden gelmek siyasi basiretsizlikle açıklanabilir.
Siyasi yorumlarını sosyal medyadaki etkileşimlerle ölçenler büyük yanılgı içinde. Evet elimde bu konuda yapılmış bir araştırma yok ama Türkiye’de yaşayan Kürtlerin ezici çoğunluğu da ayrılıkçı, kışkırtıcı, gerilimli üsluptan bıkmış vaziyette. Trol tacizinden çekindikleri için artık yeter diyemiyorlar.
Anlamakta güçlük çektiğim gelişme ise iktidara yakın medyanın ve sosyal medya kullanıcılarının Kürt asabiyetine saygısızlık olarak algılanmaya müsait aşırı bir üslup kullanması. Özellikle Suriye konusunda (anlaşılır olarak) mağlubiyet hissi yaşayan YPG severlere karşı gösterilen tavır, bu kitleyi sindirmekten çok, YPG sever olmayan Kürtlerin asabiyetini gereksiz yere tahrik edecek, üstenci bir üsluba evrildi.
Şaç örgüsü üzerinden koparılan gereksiz fırtına bunun en bariz örneği. Her ne olursa olsun bir kadının örgülü saçını kesip zafer gösterisi yapan şahsa karşı gösterilen tepki anlaşılır. Siyasi olarak bu durumu suistimal edenler bir tarafa, bu görüntüden rahatsız olmak ve bunu beyan etmek anlaşılır bir tepki. Suistimalcileri eleştireceğiz derken, bu tepkiye toptan karşı olmak, bir asabiyeti rencide eder. İktidar kanadının bunca yıldır yaşanan tecrübe ve gerilimden sonra, bu ayrımı artık yapabilmesi gerekir.
Bu noktada Tarık Buğra’nın Osmancık romanında yer alan, Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihatini hatırlamak faydalı olabilir:’’ Ey oğul artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoş görmek sana, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma ve insanı yaşat ki devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun.’’
Kürt asabiyetinin anlayış ve empati ile karşılanması Türkiye için bir tehdit değil bir kazanım. Bu aynı zamanda bölgesel güç iddiasında olan bir ülke için mecburiyet. Suriye’de yaşananlar da açık bir şekilde gösterdi ki özellikle Türkiye’deki Kürtler için Türkiye’den başka hiçbir alternatif yok.
Türkiye aslında Kürt sorununu fiilen çözmüş durumda. Beton kafalıların artık işlerliğini kaybeden statükoya tutunma gayretleri dışında ciddi bir muhalefet (ikna edici bir argüman) yok. Yapıcı çözüm ve gayret sarf edenlerin, beton kafalıların çıkarttığı gürültüye takılmadan önlerine bakması gerekir. Statükocular bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendisine tartışmanın dışına itti. İyi de oldu.
