Tarihi kırılma anlarını ıskalama illeti
‘’Erdoğan’a yarayacağını‘‘ düşündüğü için bir çok muhalif, Suriye’de yaşanan tarihi dönüşümü değersizleştirecek, küçümseyecek ya da görmezden gelecek. Siyasi analizlerinde bir müddet daha bu gelişme olmamış gibi davranarak, psikolojik tatmin arayacak. Sosyal medyada ve bazı köşe yazılarında bu eğilimi gözlemliyoruz.
Oysa Türkiye’nin on yıllardır mücadele ettiği terör sorununun kalıcı olarak çözülmesi için çok önemli bir eşik aşıldı. Bu havanın, Kürt sorununu PKK zihniyetiyle okuyan, anlamlandıranlar açısından büyük bir hayal kırıklığı ve nefret yarattığı ortada. Bu kişilerin nefret söylemi kullanması, kışkırtıcı tavırlar sergilemesi anlaşılabilir.
Ancak bu zamana kadar iddia ve ima edildiği gibi Türkiye’deki Kürtlerin meseleyi kışkırtma ve nefret perspektifinden değerlendirmediği de, ezici çoğunluğun sergilediği makul tutumla ortaya çıkmış oldu.
****
Suriye’deki gelişmeler hiçbir şekilde Kürtlere karşı kazanılmış bir zafer değil. Sadece tarihi koşulların da uygun hale gelmesiyle coğrafyanın tarihi, demografisi ve siyasi durumu ile zaten uyumlu olmayan gerçek dışı bir kurgu kendi içinde çöktü. Ve bu duruma PKK, YPG yandaşlarının dışında Kürtlerin ne Suriye’de ne Irak’ta ne de Türkiye’de ciddi bir tepkisi oldu. Kürtler bir tür lisan-ı hal ile makul, uzlaşmacı ve barışçıl bir tutum sergiledi.
Türkiye açısından daha önceden barış süreci için ideal bir zemin oluşmuştu. DEM’in ideolojik saplantılar, uzlaşmaz maksimalist talepler ve hayal kırıklıklarından müteşekkil sert tutumu bir yana hala çok uygun bir atmosfer var. DEM’in bu atmosferi zehirlemek için sarfettiği çabaya, sırf Erdoğan karşıtlığı nedeniyle direk ya da dolaylı destek verecek tutum ve yaklaşımlar muhalifleri tarih karşısında sorumlu hale getirir.
Terör örgütünün oyunun dışına atılmasının, Suriye’ye ve Türkiye’ye sağlayacağı faydalar ve potansiyel ıskalanarak, zaten Türkiye’nin Suriye politikalarına başından beri karşı olanların (Türkiye’nin orda ne işi var?) bu zamana kadar söyledikleri ile çelişen yorumlar yapmasına da şaşırmamak lazım.
***
Nusaybin’de kendini bilmez terör sevici bir müptezelin Türk bayrağını indirmesine karşı oluşan tepki elbette anlaşılır. Ancak bu tepkinin ve oluşması muhtemelen diğer provokasyonların, barış sürecinden nefret edenlerin bir manipülasyon aracına dönüşme ihtimaline karşı tetikte olmak gerekir.
Nusaybin’de bayrak indirilmesini amacını aşan bir şekilde abartarak büyük bir mağlubiyet, mahcubiyet olarak pazarlamaya çalışanlar, muhtemelen Türkiye’nin Suriye’de elde ettiği başarıyı etkisizleştirmek değersizleştirmek peşindeler.
Kalıcı bir çözümden söz edebilmek için elbette Suriye’de SDG’nin silahlarını bırakması gerekiyor. Bu sağlanmadığı sürece bir çatışma potansiyeli ve bölgesel bir kriz potansiyeli her zaman olacak. ABD’nin artık destek vermeyeceğini açıklamasından sonra SDG umarız böyle bir çılgınlığa kalkışmaz.
***
Her halükarda bölge için uzun yıllar süren savaş sonucunda ilk kez ciddi ve kalıcı barış için bir umut ışığı doğdu. Bu durum başta Suriye olmak üzere bölge ülkeleri için büyük bir rahatlama getirecek.
Türkiye’deki muhalif anlayış da artık Türkiye’nin dünya ile etkileşim içinde, gücünün farkında, müzakere ve çatışma kabiliyetine sahip (diplomatik anlamda, soft power anlamında) bir ülke olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda. Ülke içinde yaşanan sorunların boyutları her ne olursa olsun, dış politika ve savunma sanayinde Türkiye’nin elde ettiği kazanımlar artık tüm dünya tarafından kabul ediliyor. Bu kazanımları yok saymak muhaliflerin enerjisini tüketmekten başka bir işe yaramaz.
Hem ekonomik hem de sosyo-kültürel anlamda Ortadoğu’da Türkiye’nin konumu artık çok farklı olacak. Bu potansiyeli fark edip katkı sağlamak yerine, kendini ırkçı eziklerin nefret söylemine eklemleyenler, düşünce olarak tarihin dışına itiliyor, bunun farkında değiller.
