Ele verir talkını…

23-24 Kasım tarihlerinde Zeytinburnu Belediyesi’nce Tarık Buğra Sempozyumu düzenlendi. Sempozyuma ben de ‘Dilimizin Yılmaz Savunucusu Tarık Buğra’ başlıklı bir tebliğle katıldım. Dilimizin kavga konusu olduğu yıllarda Türk Dil Kurumu’nun ‘öztürkçecilik‘ adı altında dilimize, medeniyetimize kasteden tutumuna Buğra şiddetle karşı çıkmış ve Türkçe’yi savunmak için pek çok yazı kaleme almıştır. Şaşırtıcı bir şekilde ‘Düşman Kazanmak Sanatı’ isimli kitabındaki yazılarında kullandığı kimi kelime ve tabirlerde, ‘ele verir talkını kendi yutar salkımı’ denilebicek bir özensizlikle karşılaşıyoruz. Buna dair bazı örnekler verelim:

Hiçbir açıklama yapmadan ‘apatik bakmak, psedo yazar, verem kaseksisi, rate, intendan, etonofaj, oporijinal, apati fantom, tefelsüf, karyokinetik’ yazarak Türkçe kavgasına gölge düşürüyor. Kimi isimleri yanlış yazıyor, doğrusunu ayraç içinde vererek örnekleyelim: Rimbeau (Rimbaud), Van Gog (Gogh), Yahudi Menuhin (Yehudi), Mikel Angello (Michelangelo), Peer Günt (Gynt).
22 Eylül 1976 tarihli Tercüman’da ‘Mantar Tarlasına Döndü’ başlıklı yazısında Narvil Redbiber ismi bir paragraf altta Nardil Rujbiber olarak yazılmış. 17 Aralık 1978 tarihli Tercüman’da ‘Özendirme’ başlıklı yazısında, “Marifet iltifata tâbidir/İltifatsız marifet zâyidir” yazılmış. (doğrusu müşterisiz meta zâyidir). 22 Ocak 1978 tarihli Tercüman’da ‘Gökyüzü, Yeryüzü’ başlıklı yazısında “Süphane men tahayyere fî sun’ul ukuul” sözü açıklanmadan kullanılmış.

***

Türkçe’nin pabucunun dama atıldığı söylemlere örnekler vermeğe devam edelim: 10 Mayıs tarihli Cumhuriyet Kitap ekinde Nazan Aksoy’un ‘Delişmen’ bir roman başlıklı yazısından: “Yalancı İpek Kız bir ‘Künstler’ roman çeşnisi kazanır.”

Aynı ekin editörlerinden Eray Ak’ın Yusuf Atılgan yazısının ilk cümlesi şöyle: “Yusuf Atılgan’ın hacmen küçük, ama taşıdıklarıyla büyüklüğünü her geçen gün yeniden kanıtlayan külliyatıyla edebiyatımızda bıraktığı iz ne kadar da dar derin.” M. Mahmut Haktan, ‘Zaman Lekeleri’ isimli romanı üzerine Ömer F. Oyal ile söyleşi yapmış. Oyal’den bir söz: “Modernleşme,savaşlar, techir…” (doğrusu tehcir). Semih Gemalmaz’la Ayrımcılık, Şiddet ve Sömürü kitabı üzerine bir söyleşi yapılmış. Gemalmaz’ın militan bir tavra sahip olduğunu şu sözleri ele veriyor: “… dinbazlık (…) şiddeti tetikleyen etkenler arasında.” Yine önyargılı ve gerçeklikle bağdaştırılamayacak bir cümlesi: “Devletin resmi nüfus siyasası da olabildiğince çoğalan, eğitimsiz, niteliksiz ve ucuz işgücü oluşturmaya dayanıyor.” Ayrıca “seks emekçileri” tabirine de yer veriyor. Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı filmi üzerine 4 Haziran tarihli Gerçek Hayat dergisinde Hasanali Yıldırım’ın yazısında yabancı terim kullanma savrulmasına şahit oluyoruz: “Hikâyesiyle, karakterleriyle, anlatısıyla ve özellikle de kreşendo sahneleriyle Ahlat Ağacı…”

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Hayvan Çiftliği romanlarının yazarı George Orwell neden yazdığını politik amaca bağlıyor ve yazmaya dair dikkat çekici bir değerlendirmede bulunuyor: “Ve dönüp eserlerime baktığımda, politik bir amacım olmayınca hep ruhsuz kitaplar yazdığımı ve ağdalı pasajlara, anlamsız cümlelere, süslü sıfatlara ve genel olarak saçmalığa kapıldığımı görüyorum. Yazmayı sağlayan dört temel dürtü: Katıksız egoizm, estetik coşku, tarihsel itki ve politik amaç. Sanatın politikayla hiçbir ilgisinin olmaması gerektiği fikrinin kendisi de politiktir.”

Ünlü eleştirmen Terry Eagleton’un dile ilişkin özlü sözü ile bitirelim: “Edebî eserlerde dil, gerçekliğin yahut deneyimin basit bir aracı değil, esasıdır.”

18-11/29/muhsin-mete.jpg

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum