‘Jargon’vari bilim dili

Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Ocak 2016’da başlayarak TRT Akademi adıyla altı aylık hakemli bir dergi yayımlıyor. İletişim dünyamıza önemli bir katkı sağlayan derginin yayınında Kurum içinden görev alanların yanı sıra iletişimcilerden oluşan geniş bir akademik kadrodan yararlanılıyor. İçeriği, biçimi ve baskı kalitesiyle hem TRT hem de iletişim alanımız itibariyle yüz ağartıcı bir çalışma. Aralık 2018’de yayımlanan son sayısında benimle de bir röportaj yapılan dergide iletişim fakültelerimizin öğretim üyelerince kaleme alınan araştırmaya dayalı önemli makalelere yer veriliyor. Kamu yayıncılığı yapan bir kurumun hizmet boyutunu genişletmesi takdire şayan bir husus.

Ne var ki, dergide yer alan makalelerde kullanılan dil önemli ölçüde genel okuru dikkate almayan, adeta ortalama idrakin ötekileştirilmesi diyebileceğimiz bir anlayışın ürünü olma açmazını sergiliyor. ‘Jargon’un sözlük anlamı, “küçük bir topluluğa kullanılan bozuk dil, argo.” Derginin ilk sayısında yayımlanan makaleleri okuduğumda bu kavramı hatırladım. Şüphesiz bu durum TRT Akademi’ye has bir durum değil. Daha genel, bilim dünyamızla ilgili kendi diline yabancılaşma meselesi. ‘Kapalı cemaat’ gibi davranan akademisyenlerimiz bilerek veya bilmeyerek toplumla aralarına bir mesafe koyarak, bir anlamda ayrışmaya yol açıyorlar. Bu tutumu bütünlüklü toplum yapısını zedeleyen bir ‘modernleşme miti ‘olarak da görebiliriz. Böylesi bir davranışın doğurduğu ‘bilim gettosu ‘hem içe kapanmayı doğuruyor hem de bilimin toplumdaki işlevselliğini sınırlıyor. Bunun arzu edilen bir durum olduğunu herhalde söyleyemeyiz.

***

Dergideki makalelerden sözünü ettiğim dil sorununa dair örnekler vermeden, bir hususu belirteyim. Derginin her sayısında bir dosya konusu yer alıyor. İlk sayıda Eğlence Endüstrisi konusunda yazılara yer verilmiş. TRT’ye kanunla verilmiş görevlerin önde geleni toplumun eğitim ve kültürüne katkıda bulunmaktır. Dolayısıyla daha ilk sayıda derginin eğlence değil, eğitim ve kültürü dosya konusu olarak ele alması daha anlamlı olurdu. Makalelerdeki tırnak içinde veya hiçbir açıklamada bulunmadan kullanılan ‘jargon ‘denilebilecek yabancı kelime ve kavram bağımlılığına gelince… Yrd. Doç. Dr. Nihal Kocabay Şener’in “Eğlencenin Gözetleme Hali ya da Eğlence Endüstrisinde ‘Görünen ‘veya ‘Gören ‘Olmak “başlıklı makalesinden: “Günümüzde internetin yaygınlaşmasıyla birlikte, panoptikon ve sinoptikon yerini omniptikon’a bıraktı.”

Prof. Dr. Ahmet İnam’la yapılan röportajda, İnam’ın cümlelerinden: “Batılının wish wulkilting dediği durumun gerçekleşeceğine inanıyorum.” Dergide Ahmet İnam’ın yanı sıra Alev Alatlı, Levent Erden, Gündüz Vassaf ve Gökhan Akçura ile de röportajlar yapılmış. Bilhassa Alatlı ve Vassaf’ın görüşleri ufuk açıcı nitelikte. Röportajları yapanların sorularında da Türkçe özeni olmadığı görülüyor. Alatlı ile yapılan röportajdan: “Sinema, eğlence endüstrisi ve idiographlar bağlamında…” “Sinema ya da secret societylerin sembiyotuk ilişkiler yoluyla mesajlar ilettiğini…” “… sinema ya da gösteri dünyamızın all Turkish idiographlar üretme kapasitesini…” Alatlı’nın cevabından: “Bir topluluğun episodik hafızası…”

Özellikle pazarlama konusunda yabancı firmalara danışmanlık hizmeti ve dersler veren, televizyon programlarında uzun ve dağınık saçıyla tanıdığımız, aynı zamanda Türkiye’nin ilk interaktif TV denemesini gerçekleştiren Levent Erden’le yapılan röportaj diğerlerinden hem dili, hem her soruya karşı çıkması, hem de söylediklerinin tabir caizse yabancılaşmış aydın zihniyetini yansıtması bakımından ayrışıyor. Bir soruya cevabından: “Bakın, Coca Cola iki sene önce Rock and Coce Festivali yapıyor ve head bang yapan adamlar var ve aynı zamanda ‘Orucunuzu iftarda Coca-Cola ile bozun diyor.” (Yabancı terminolojiye bihakkın vâkıf olanlar, İslâm söz konusu olduğunda açın yerine bozun diyebiliyorlar.) Düşen bir uçağın cep telefonuyla çekilmesine ilişkin soruda tesadüf yerine tesadif yazılmış. Erden’in cevabı: “Tesadüf değil. Herkes, her şeyi çekiyor yayınlıyor. (…) Bugün Türkiye’de 38 milyon medya sahibi insan var.” (Cevabın gerçeklikle bağdaşır hiçbir yanı olmadığı açık.) Kabul edilebilirliği zor bir cevabı da şöyle: “1974 ekonomik buhranı aynı zamanda meta anlatıların, insanların geleceğine dair reçetelerin sunulduğu bir çağın da sonunu getirdi. Bu dönemden sonra micro düzeyde yorumlamalar, hayatı postmodern anlamlandırma çabalarının hermeunetik çağı başlar. (...) Yoksa herkesin aynı saikle aynı reaksiyonu verdiği zamanlar bitmiştir. (Derginin kapak fotoğrafı bu görüşü yalanlıyor. Fotoğrafta konser seyircilerinin ellerinin hepsi havada görülüyor.) Bu kitleselin ölümüdür aslında.” (Oysa çağımızın önde gelen gerçekliklerinden biri de kitle kültürüdür.)

Yerim kalmadığından, Levent Erden’in sözlerine dair ve diğer yazılarla ilgili pek çok hususu yazamadan bitiriyorum. Malzeme çok, yer dar olduğunda yapı tamamlanamıyor.

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
3 Yorum