İlk haber…

Çocuğun o vakitte medyacı olacağı belli mi olmuştu? Gerçi henüz medya kelimesi yoktu ortalıkta. Radyonun mucizelerle dolu bir mabed, televizyonun uzak ihtimal gazetelerin ise çarşaf çarşaf açılıp duvarlara, camlara yapıştırıldığı, her fotoğrafın her haberin özenle okunduğu hatırda tutulursa gazetecilik daha önde sayılırdı. ‘Gasteci’ de yoktu etrafta gerçi ya. Gazete bayiliği yapan kişi ise bir bilgelik, halk önderi muamelesi görürdü. İlkokul yıllarıydı ve çocuk merakının ateşiyle meşaleler yapıyor her köşenin ışımasını istiyordu. Öğretmen bir gün ödev verdi. Kelimelerin ve bazı kavramların ne anlama geldiğini anlatmıştı derste. Haberin ve habercinin ne olduğuna dair örnekler vermiş sonra da ‘haydi bakalım herkes yarın bir haber yazıp getirsin’ demişti. Çocuk heyecanlanmış hemen bir haber yazma sevdasına tutulmuştu.

Yine de ‘haber’ kelimesine karşı tuhaf bir mesafe ve yabancılık hissediyordu. Öyle kolay değildi ağızdan ağıza dolaşan bir kelimeyi yeni baştan ete kemiğe büründürmek. O dışardan gelen bir şeydi. Şimdi içerden, hayattan çıkarılmalıydı. Akşam sofrada annesine haber nedir, bir haber nasıl yazılır diye sordu. Annesi her zamanki muzip çene hareketiyle ‘kuşlara sor’ en iyi haber onlarda dedi, güldü. Bu arada babasının yüzü gerilmiş, sağ kaşının ucundan anlık bir duman çıkmıştı. Bu biraz da bana sorulmasın, beni bu işe karıştırmayın demekti. Dedesi, mektep görmemiş ümmi güveniyle söze karıştı, ‘haber çok anlama gelir, buna neden gerek duydun’ diye sordu. Çocuk da öğretmenden, ödevden söz etti. Bir kasabada haber sayılacak ne olabilirdi? Olan olduğu an o kahvehaneden bu berber dükkanına, o bakkaldan belediye binasına rüzgar olup uçardı. Haber sayılması için henüz herkesin bilip duymadığı bir şey gerekliydi. Çocuk merakının ağırlığında kaybolacağını sandı. O ara odaya ikide bir dışarı, İstanbul, Ankara, Konya demeden dolaşan komşu girdi. ‘Bak haber vardır onda’ dedi dedesi, hoş geldin nidasının arasında. ‘Yeğen, toruna haber lazım’ dedi tekrar. Komşu bağdaş kurup minderin üstüne oturdu.

Gümüş tabakasını açtı komşu, uemek yediğini söylemişti, sedef lülesini aradı. Buldu, sigarayı taktı. Tok diye çakmağın sesinin arasından ‘Tekaütlerin Grup Akyokuşta’ arıza yapmış dedi. Krupp’un Alman markası olduğunu sonradan öğrendi çocuk. Grup diye bir canlı olduğunu sanırdı. ‘Bak bunu yaz’ dedi dedesi. Babası dışarı çıktı. Anne sofrayı toplamaya koyuldu. Çocuğun zihni buz tutmuş karda kaydı. Bir sopayla tutundu. Tekaütler dedikleri bir ailenin adıydı. Büyük şehirlerden birinde yaşarlar, yaz veya bayramda kalabalık şekilde kasabaya gelirlerdi. Evleri sürekli asfinik kokardı. Krupp’u süren adam, çocuğu her gördüğünde ‘Tamer ölüleri gömer/ Ölüler kalkar Tameri gömer’ diye gülerdi. Grup’un ön tarafından uzunca bir boru sarkar, dızıııt, dızııııt diye tuhaf sesler çıkarırdı. İşte o ‘dıızıııt dııızıt’ Konya Akyokuşta arızalanmıştı. Kasabayı sarsacak haber buydu. Elmaları büyük şehre kim taşırdı yoksa…Onca yükü hangi kamyon çekerdi.

Çocuğun zihni biraz geriye gitti. Odada babasını aradı. Dedesi, annesine ‘benim oğlan nereye kayboldu’ diye sordu. Anne cevabı ortaya bıraktı, ‘herhalde gelir şimdi’ dedi. Ve çocuk birden kendisini bir 302 Mercedes otobüste buluverdi. Amcasıyla Konya’ya gidiyorlardı. Akyokuş’a yakın Göğüs Hastanesinde babası yatıyordu. Ciğerleri fena olmuştu. Ölümün sarı soluk benzi odalarda fısıltıyla gezerdi. Son bir kez çocuklarımı göreyim mi demişti, bu evdekilerin icadı mıydı? Durduk yere, zorda kalınmamış olunsaydı, o masraf yapılmazdı. Gel, git masraftı. Para yoktu. Çocuk ilk kez bu kadar uzun yolculuk edecekti. Bir süre sonra başı döndü. Midesi bulandı. Muavin hazırlıklıydı. Torbayı uzattı. Akyokuş ağzında kurumuş kusmukla bir olmuştu. Kireç toprak da öyle mi kokardı? Toprağın aklığından ve yokuşun dikliğinden dolayı meşhur mu olmuştu o yokuş? Otobüsten inilmiş fakat bir türlü hastaneye gidilememişti. Görüş günü mü değildi başka sebep mi vardı çocuk çözemedi. Yalnız bir şey oldu. Alabildiğine beyaz binanın bir penceresinde babasını gördü. Üstünde çizgili pijama vardı. Yüzü yok gibi uçmuştu. ‘Haydi babana el salla’ dedi amcası. Çocuk el salladı ama orada birini göremedi. Kireç kömürü bir boşluk kanatlandı içinde.

Şimdi bunu da yazsam mı diye düşündü haberin içine çocuk. Korktu. Babası ölmemişti. Bu ihtimal tekrar canlanmasın istedi. Akyokuş’ta babasını aradığı yerde yıkık bir bekleme kulübesi vardı. Sıcak ve keskin güneş altında her yan bembeyaz kesmişti sanki. Defterini çıkardı. Kurşun kalemle sayfanın başına haber diye yazdı. Nokta koydu. Alta geçti. ‘Tekaütlerin Grup Konya Akyokuşta arızalanmış.’ Defterini katladı. Ertesi gün öğretmen ödevleri sordu. Tek tek kontrol etti. Sıra ona gelmişti. Nefesini tuttu. Öğretmen okur okumaz sirke koklamış gibi başıyla geri çekildi. Gözlerini kıstı. Sonra esmer yüzüne yakışan gamzesiyle ona güldü. ‘Bu haber konusunu tekrar anlatacağım, hepiniz dikkatle dinleyin’ dedi. Sınıfın ortasında topuk sesleri yankılandı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.