Kitap ve özen

Her işimizde olduğu gibi kitap yayını da tartışmasız olarak, hem yaptığımız işe hem de yazara ve okura değer verme bakımından özen gerektirir. Bir kitabın kapak tasarımından başlayarak, harf karakterinden sayfa düzenine kadar biçime ilişkin özellikler ve daha çok da içerik bakımından kusursuz yayınlanması beklenir. Bunun için kitabın yazarın elinden çıktığı şekliyle değil, işinin ehli ve sorumluluk sahibi editör ve grafikerlerin katkılarıyla yayınlanması gerekir. Ne yazık ki, bu gerekeni pek çok kitapta göremiyoruz.

Geçtiğimiz günlerde bir vesileyle Peyami Safa’nın ölümsüz eseri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu tekrar okuyunca özensizlikle karşı karşıya geldim ve bu yazıyı yazma gereği duydum. Peyami Safa’nın eserlerini elli yıldır Ötüken Neşriyat yayımlıyor. Usta ve çok okuru olan bir yazar ile köklü bir yayınevinin varlığı, kaçınılmaz olarak kalite beklentisini doğurur. Bu beklentinin karşılandığını söyleyemem.

Bendeki kitap 34. Basım ve 2000 yılında yayınlanmış. Herhalde şimdilerde baskı sayısı bir hayli artmıştır. Peyami Safa’nın yayınevinin lokomotifi olduğunu söyleyebiliriz. Eserlerinin daha özenle yayımlanmasını hak ediyor olsa gerek. Bırakın ilk baskıyı her yeni baskıda bir hata düzeltilse kusursuz bir kitap elimizde olurdu. Öyle olmadığını örneklerle görelim.

***

Kitabın ilk baskısı Suhuhet Kitabevi tarafından 1937 yılında yapılmış. Peyami Safa’nın dilinde, kullandığı kelime ve kavramlar bakımından dikkat çeken husus, dönemin resmî dil anlayışı olan öztürkçeciliğe yakasını kaptırmamış olması. Edebiyatçı kişiliği durmuş oturmuş, neyi nasıl yapmak gerektiğini bilen bir yazarla karşı karşıyayız. Fakat 1930’lu yıllarda yazılmış bir eseri bugün aynen yayımlamak onaylanabilecek bir husus değil. Bununla metne müdahaleyi elbette kastetmiyorum, tersine metni anlaşılır kılmayı gerekli görüyorum.

Romanda genel okurun, bilhassa gençlerin anlamını bilemeyeceği pek çok kelime ve kavram var. Ayrıca, eserin konusu gereği var olan pek çok tıbbî terim, eski dile vâkıf olanlarca da kavranamıyor. Örnekler verelim: Mustatil, amut (s.5), rizayiye, zarbetmek (s.11), kordiyal (s.14), fikr-i tedai (s.24), istihfaf (s.26), istihale, arthrite, exra-articulaire (s.37), osteite, iltisak-ı mafsal, cümle-i asabiye (s.38), hesab-ı câri, murabba, istihza (s.42), apsent, apaş (s.45), tevakkuf, labis (s.46), mürahik, münâdi (s.49), ilcâi (s.54), cemile (s.57), kutur (s.60), franşman, Arthirite Tuberculeuse (s.64), te’vil (s.67), tafrafuruşluk (s.71), samia, mahut (s.76), sivestar (s.77), hâlet (s.80), tenebbül (s.83), sentimentalite ve Tevfik Fikret’in bir şiirinden dört mısra (s.84), hodgam (s.107), zaviye-i kaime (s.108) ve Teşrinievvel (s.108).

Bir romanda kelimelerin yanına veya sayfa altına açıklamalar konması uygun olmayabilir. Yapılması gereken romanın sonuna konulacak bir Sözlükçe ile kitabı anlaşılır kılmak.

109 sayfalık ve dar ebatta kitapta düzeltilmesi gereken yanlış yazımlar da az değil. Ayraç içinde doğru yazımı vererek işte onlar: Ne söylediğin (i) yarım anlayarak (s.19), bir ha(l)de idim (s.23), azabımı ö(r)tecek (s.30), Ya(v)rum! (s.38), fakata (fakat) yapamadım (s.40), i(ı)srar (s.42), muhalif fıkranın (fırkanın) (s.46), yüzüma (yüzüme) (s.48), sandalya(e) (s.85) ve şeyle(r)den (s.100).

Kitapta bir hayli roman ve yazar ismine yer verilmekte. Özenli bir yayında bunlarla ilgili bilgilendirme de yapılabilir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu psikolojik roman olarak nitelenir. Bunu usta yazarın seçtiği kelimeler ve kurduğu cümlelerde görüyoruz. Üç cümlesini not aldım, onları da paylaşarak bitirelim:

“Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm.”

“Yüzünde bıkkınlıkla sebatın kavgası var.”

“Annelere anlatılan kederler taksim (bölünmüş) değil, zarbedilmiş (çarpılmış) olur.”

18-11/23/muhsin-mete.jpg

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum