Perdeyi düzgün açmamak…

Türkiye Yazarlar Birliği kuruluşunun 40. yıldönümü münasebetiyle pek çok faaliyette bulundu. Bu faaliyetlerden biri de ‘modern şiirimizin sultanı’ Yahya Kemal’in vefatının 60. yılı münasebetiyle, “60 Yıl Sonra Uluslar arası Yahya Kemal Sempozyumu” oldu. Kaçınılmaz olarak böylesi bir faaliyet için maddi desteğe ihtiyaç duyuluyor ve bir belediye veya üniversite ile ortak gerçekleştiriliyor. 8-9 Kasım 2018 tarihlerinde İstanbul’da Bahçelievler Belediyesi ile ifa edilen sempozyuma sunulan tebliğler gösterişli bir kitap olarak geçen ay yayımlandı. Kitabın künyesinde Genel Yayın Yönetmeni Zekeriya Yıldız, Yayın Yönetmeni Cemalettin Çelik isimlerine yer verilmiş. Bu isimler belediyenin kültür işleri yetkilileri olmalı. Editörler olarak da Türkiye Yazarlar Birliği’ni temsilen üç isim belirtilmiş. Ayrıca Tertip Heyeti ve Yürütücü Sekreterya olarak bir düzineden fazla isimle karşılaşıyoruz. Bir de kitabın “yapım”ının havale edildiği İstanbul Reklam Matbaacılık Sanayi ve Ticaret şirketi var. Belli ki, ‘zurnanın zırt veya zort dediği yer’ burası. Belediyeler kültür işlerini de ilgili başkanlık veya müdürlüklere rağmen, önceliği çok para kazanmak olan şirketlerle yürütüyor. Neticede birilerine para kazandırılıyor fakat bu kitapta olduğu gibi işi yüzünüze gözünüze bulaştırabiliyorsunuz.

***

Sempozyum mutad üzre, bir tür perde açma olan açılış konuşmalarıyla başlamış. Belediye Başkanı Osman Develioğlu, Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan, Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kâzım Arıcan ve Açılış Dersi adı altında Yahya Kemal uzmanlığı su götürmez Beşir Ayvazoğlu’nun sunumları ile kitaba giriş yapıyoruz. Fakat bu giriş bilhasa Türkçe bakımından hiç de iç açıcı olmuyor. Belli ki, yapımcı firma imlâ konusunu internet üzerinden otomatiğe bağlamış, dilimizi en güzel kullanan D. Mehmet Doğan ve Beşir Ayvazoğlu da bu uygulamadan nasiplerine düşeni almışlar. Bu savrulmada en büyük pay da patrona düşmüş. Genel uygulama Başkan’a konuşma metni hazırlanır ve bu metin üzerinden sunum yapılır. Metnin dışına çıkılsa da kitapta bu metin kullanılır ve baskı öncesinde de bir yanlışlık olmamasına ayrı bir özen gösterilir. Burada sapla saman birbirine karışmış, hatta âdeta Başkan’a gol atılmış. Yeniden aday gösterilmeyen Başkan, anlaşılan o ki firmanın alelacele kotardığı yapım işinin kurbanı olmuş. İki sayfalık sunuş metninin daha ilk cümlesinde hem bilgi yanlışlığı hem de sakil bir ifade ile karşılaşıyoruz. İşte cümle: “Yahya Kemal 1894 (doğrusu 1884) yılında Üsküp’te hayata geliyor.” Metindeki cümlelerin önemli bir kısmı, irticali konuşmanın da doğurduğu sakarlıkla malul. Onlar üzerinde durmayarak kitabın bütününde öne çıkan imlâ problemi ve bazı yanlış yazımları paylaşayım.

Paris bütün metinlerde Pârîs olmuş. Daha pek çok kelimeye gereksiz şapkalar giydirilmiş. Başkanın Sunuş’undan örnekler: “Toplantılârîna, edebîyat, hârîta, müzdârîp.”

D. Mehmet Doğan’ın açılış konuşmasından: “târîhîni, millîyetin esası olarak dinî alırlar, insanlârîn, mimârî, düşmanlıklârî, getirîlmiş, bilmîyorsanız.”

Prof. Dr. Musa Kâzım Arıcan’ın konuşmasından: “filmîmizde”.

Beşir Ayvazoğlu’nun konuşmasından: “Kanûnî Hacı Ârîf Bey, bilmîyormuş, edebîlirsiniz, Hârîka, Maârîf, mârîfetiyle.”

Bunun yanında konulması gerekirken konulmayan şapkalar da söz konusu . “Musa Kazım”, “Fransa’da hakim olduklarını”, “İstanbul aşığı” örneklerinde olduğu gibi ikinci kelimelerde şapka gerekiyor.

Yanlış yazımlar da az değil. Develioğlu’nun konuşmasından: “Jön Türklerin, Halit Refik’le (Refik Halit’le olmalı). Doğan’ın konuşmasından: “ilmhî”. Arıcan’ın konuşmasından: “iş birli (işbirliği olmalı), Babanzâde Ahmed Naim ile muhazarasında” (münakaşasında olmalı). Ayvazoğlu’nun konuşmasından: “İstanbul’a döndüğün (döndüğü olmalı), miri kelam (mir-i kelâm olmalı), hayaletmek (hayal etmek olmalı), Neva-Karı (Neva Kâr olmalı).” Verdiğim örnekler 13 sayfalık açılış konuşmalarını ihtiva ediyor. Büyük boy 383 sayfalık kitabın bütününe bakmamız halinde doğru-yanlış cetvelinin ne olacağını varın siz tasavvur edin. “Para ile güzellik olmuyor” desek başımız ağrımaz herhalde.

***

Not Defterimden bir alıntı ile devam edelim. 5 Temmuz 2018 tarihli Cumhuriyet Kitap’tan cüretkâr bir çarpıtma not almışım. Kutsala dil uzatma çağdaşlık, ilericilik olarak görüldüğü sürece böylesi aymazlıklar süregelecek. Altay Öktem’in, Mahir Karayızı’nın Anız isimli kitabı hakkında yazdıklarından: “Kutsal kitapların dilini, sadece dilini değil, insanı yanıltan yanını tersine çeviren bir söylem geliştireceğini gösterir (kehanette bulunmak da cabası) bu şiir. ‘Biz ki sizi sessizliğinizi anlayasınız diye tek ve yalnız / bir olasınız diye ayrı ve farklı yarattık ‘dizeleri, suya eğilen, ama orada Tanrı’nın aksini değil, ‘aksi’ni gören ‘bir anlayışı muştuluyor.”

Nurettin Topçu’dan dile dair, kulağımıza küpe olacak güzel bir tespitle bitirelim: “Ferdi isteklerin icadı olan mücerret ve hayatsız dil millî dil olamaz. “

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.