Sanat dili

Osmanlı’da başlayıp Cumhuriyet’le sonuçlandırılan batılılaşma maceramızı medeniyet bağlamında en iyi tahlil edenler arasında seçkin bir yere sahip olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşadığım Gibi kitabında toplanan yazılarından birinde şunu söylüyor: “…bir medeniyetten öbürüne geçmemizin getirdiği ikilik evvelâ umumî hayatta başlamış, sonra cemiyetimizi zihniyet itibariyle ikiye ayırmış, nihayet ameliyesini derinleştirerek ferd olarak da içimize yerleşmiştir.” Bu yerleşme kültür ve medeniyet değerlerimizden uzaklaşma şeklinde her geçen gün biraz daha artmakta, kimsenin duymak istemediği alarm zilleri kulakları sağır edercesine çalmaktadır.’İki gerçekli’ toplum hâlinin en bariz göstergesi dilde, özellikle de sanat dilinde karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş sanat olarak etiketleyebileceğimiz ne varsa uzunca bir süredir, fakat son yıllarda daha da artarak, başka türlü olmazmışçasına Türkçemize sırtını, İngilizceye yüzünü dönmüş durumda. Örneklere baktığımızda Türkçe isimlendirme ‘çağdaşlıkla bağdaşmaz’ diye bir algının zihinlere yerleştiğini fark etmemek mümkün değil. Hatta bu durumu anlamlandırmaya çalışırken, herkese açık bir dil yerine sınırlı bir ‘cemaat’le iletişim içinde olmayı sanatçı davranışı olarak kabullenmek bir modaya dönüştü de diyebilir ve’yerlilik’ karşıtı bu yabancılaşmanın içeride ve dışarıda bir karşılığının olduğunu da düşünebiliriz. Popüler kültürü besleyen, yaşatan, kalabalıklara benimseten mecralar bu’ameliye’nin birer uzvu durumundalar ve ‘postmodern zamanlar’ın gereğini yerine getiriyorlar.

***

Her yazımda olduğu gibi sözlerimi bu kez Anadolu Jet Magazin eylül sayısıyla örneklendirmeye çalışayım: Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanan bu hava şirketi yayın organının ismi THY dergisi “Sky Life” kadar yabancı görünmese de “Jet” bir yana “Magazin” yerine Dergi denilmeliydi. Asıl içindeki haber ve yazılardan örnekler vermeden bir hususa değinmek gereği duyuyorum. Kamu adına yayımlanan bu tür dergilerin yayını bir takım kuruluşlarca gerçekleştiriliyor ve yayın kadroları, muhtemelen zihniyetleri gereği ‘çağdaşlık’ olarak nitelenebilecek bir haber ve yazı içeriğini önceliyor, ‘geleneksel’ olana yeterince yer vermiyorlar. Oysa, yine Tanpınar’ın deyişiyle, “…devam ederek değişmeyi” esas almak gerekir. Kökleri kuruyan ağaç ayakta kalamaz. Daha çok sanat bağlamında dil sapmalarına değinelim. Yer darlığı sebebiyle alıntıları cümle bütünlüğü içinde değil, parça olarak yapmak zorundayım. “Leica Gallery ve The Art Desing Project işbirliği ile…” “Arkas Koleksiyonu’nda Post-Empresyonizm.” “İstanbul Challenger”. “Frig Ultra Maratonu”. “Color Sky 5K”. “Rally Turkey2”. “Photo Maraton”. “Travel Hackathon 2018”. “Contemporary İstanbul”. “CIF Dialogues konferansları Sensibilities teması altında gerçekleştiriliyor.” “Recent Asfuisitions I / Collectors Stories sergisi.” Bu serginin Plugin bölümü Extra/Ordinary teması altında buluşuyor.” “Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi”. Bunlar da havayolu şirketimizin dilimize yabancılaşması: “TURKISH DO-CO İkram Hizmetleri”. “Turkish Cargo”. “THY Stopover ile 14 bin yolcuyu ağırladı.”

***

Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenciliğimde beğendiğim, takdirle andığım hocaların önde gelenlerinden Mümtaz Sosyal siyasî görüşleri bir yana, dilimize sahip çıkan yazı ve beyanlarıyla farklı ve hayırla yad edilecek bir hassasiyetin temsilcisi oldu. 17 Kasım 1996 tarihli Hürriyet gazetesinde “Dil sevgisi ve dil yasası” başlıklı yazısında, devletin dilini kanunla da korumasının önemini vurgulamakta ve İngilizce’nin istilasından telaşa kapılan Fransız Parlamentosu’nun 1994 Ağustos’unda çıkardığı “Fransız dilinin kullanımına ilişkin yasa”dan bazı hükümlere yer vermekteydi. Bu hükümlerden birini aktarayım: “Bir malın, ürünün ya da hizmetin adında, sunuluşunda, tanıtılmasında, kullanma ya da yararlanma kitapçığında… Fransız dilinin kullanılması zorunludur.” Fransa’dan Türkiye’ye geçerek dilimize ‘Fransız kalma’nın bir örneğini vereyim. Küçük torunum okula başladı ve boynunda bir yaka kartı var. Ankara’daki bir okulda İstanbul adresli bir firmanın kartının kullanılması, büyük çaplı bir alışverişle karşı karşıya olduğumuzun göstergesi. Kartın bir yüzünde öğrencinin kimliğine ilişkin bilgilere yer verilmiş. Henüz Türkçe öğrenmeden İngilizce öğretme öne alınmış olmalı ki, Name/İsim, Post/Posta, Company/Firma gibi yazımla karşılaşıyoruz. Kartın adı da ID CARD/YAKA KARTI şeklinde yazılmış. Kartın diğer yüzünde yabancı bir firmaya ilişkin İngilizce bilgiler yer almakta. Millî Eğitim Bakanlığı eliyle Türkçe’nin ayaklar altına alınmasının bundan güzel örneği olabilir mi? “Ört ki ölem!” boşa söylenmemiş.

YORUMLAR (7)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
7 Yorum