Türkçe tasavvuru

Yahya Kemal’in 20 Mayıs 1922 tarihli Dergâh mecmuasında neşredilen Bugünkü Türkçe l başlıklı yazısından şu cümleyi not almışım: “Hâsılı görüyoruz ki Türkçe tasavvuru itibariyle eski Türkçe değildir.” Tasavvur, zihinde göz önüne getirme anlamında. “Kökü mazide” olan ve dilimizi yetkin bir şekilde kullandığı tartışma götürmeyen ‘edebiyatımızın çınarı’nın bu sözü, dil serüvenimizin artık bir yol ayrımına geldiğinin kabulü olarak anlaşılabilir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren köprülerin altından çok sular akmış, yaşanan hayatla kültür ve medeniyet dünyamızdaki değişim ve dönüşüm ister istemez dile de yansımıştır. Zira duygu ve düşüncelerdeki farklılaşma öncelikle dilde kendini gösterir. Virginia Woolf da “Kelimeler sözlüklerde değil, zihinlerde yaşar” diyor. Önemli olan dildeki değişimin, uzunca bir süredir maruz kaldığımız ve aşağıda örneklerini göreceğimiz “yabancı dillerin boyunduruğu altına girerek” değil, kendi sistematiği içerisinde olmasıdır. Yahya Kemal’in başını çektiği Dergâh mecmuası bu fikriyatın savunuculuğunu yapmıştı. Gelinen noktada, Necmettin Hacıeminoğlu’nun tabiriyle “Türkçe’nin Karanlık Günleri”ni yaşadığımız inkâr edilemez.

***

İşte örnekler: Sky Life, Rail Life olur da Metro Life olmaz mı? Üzüm üzüme baka baka kararıyor. Otobüs yolcularına dağıtılan derginin Mayıs ayı sayısının sanat haberlerinde söz konusu edilen mekânların neredeyse tamamı yabancı dilde isimler taşıyor, hem de yurt çapında. Görelim: Mall of İstanbul Moi Sahne, IF Performance Hall (İstanbul), UNIQ Hall (İstanbul), Beyrut Performance (İstanbul), Holly Stone Performance Hall (Antalya) Jolly Joker (Bursa), Dorock XL (Balıkesir), Attack (İzmir), Ooze Venue (İzmir), Mars Performance Hall (Uşak), Winner İncek (Ankara).

Dergiden birkaç yayınevi ismi: Alfa, Psikonet, Koridor, Librum, Doğan Egmont. Bu isimlendirmeleri basit özentiler olarak göremeyiz. Bir zihniyetin tezahürü olarak görülmeli ve yapıp ettiklerinde kültürel yabancılaşmamız karşımıza çıkmakta. Bu hâl edebiyatımıza da sirayet etmiş durumda. Şiir isimleri bile yabancı dilde olabiliyor. Kök Şiir dergisinin ilk sayısından iki şiir ismi: Abartı Resort (Altuğ Topaktaş) ve A Five Ingen (Gökhan Bakar).

Eser ve kişi isimlerinde de aynı durumu görebiliyoruz: Kâmuran Demirkesen’in kitabının ismi Karga Agarak Apango. Kitabın tanıtım cümleleri şöyle: “Biri soyu tükenmekte olan bir karga: Agarak Apango. Diğeri tutsak edilmiş bir heykeltıraş: Nameylus. İki kahramanın hayatı bir sürgün yeri olan Anveriyon Şatosu’nda kesişir.”

Müzikten de bir örnek verelim: Sarp Maden’in albümünün ismi Waning Moon. Albümde yer alan parçaların adı da Türkçe değil. Tianxia mu gibi.

Yabancı dilde teknik tabirler genel okur için yazılmış metinlerde kullanılmamalı, kullanılacaksa açıklamalı olmalı. Örneklendirelim: Kitabın Ortası dergisinin Mayıs sayısında Taşkışla binası hakkında Hacer Yeğin’in yazısından: “… dikdörtgen pencereleri altta konsollu denizlikler, üstte küçük arşitrav ögesiyle belirlenmiştir. (…) zaman ve uzam içerisindeki buradalığının oluşturduğu auradan… gördüğü röper noktası işlevi…” Okura değil, kendine veya meslektaşlarına yazıyor gibi.

Aynı tutumu Doç. Dr. Merve Kavakçı’nın Bilimevi Kadın Dergisi’nin 2017 yılı 2. sayısında Türkiye’nin Kadın Dilemması başlıklı yazısında görüyoruz. Bir cümlesini alalım: “… ‘erkek dostu’ ya da sojinist hukukî yorumlamalar…”

Bir kelimenin yazımına öteden beri takılmışımdır.Sık sık karşımıza çıkan bu kelime direkt. Doğrudan demek varken, bu yabancı kelimeyi kullanmak niye, üstelik yanlış olarak. Kelimeyi kullanacaksak direct şeklinde yazmalıyız.

Okumalarım sırasında beni şaşırtan bir beyanla karşılaştım.Tanpınar’ın “Türkçeyi en güzel kullanan yazar” olarak nitelediği Refik Halit Karay samimi bir itirafta bulunmuş. Şöyle diyor ünlü yazarımız: “Yazı yazmanın ilmî kısımları hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim.” Bu sözden benim anladığım, dilbilgisi kurallarını doğru dürüst bilmem. Otomobilin teknik aksamı hakkında bilgi sahibi olmadan iyi kullanmak gibi.

Yetkin edebiyatçımız Ömer Erdem’in dil meselemizin püf noktasına açıklık getiren bir sözü ile bitirelim : “… üzerinde en çok konuşulması gereken nokta bir dil ve kültürün dışarıdan ve içeriden kaynaklanan sebeplerle hangi dönüşüm kabiliyetini gerçekleştirebildiğidir. Dilin yapıcı kapasitesi kadar ona hayat veren toplumun yaşama gücüne bakmak gerekir.”

YORUMLAR (5)
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
5 Yorum