Bir ülkenin bu kadar çok meselesi olur mu, olur
Bazıları eskiden kalma, bazıları ise ya yıllar içinde ihmal edildiği ya da değişen dünya şartlarının getirdiği büyük problemlerimiz var. Büyük problemlerle yaşamaya hem alışkınız hem de bunların müptelasıyız. Toplumu kutuplaştıracak, ayrıştıracak ne varsa ayakta tutmaya hevesliyiz. Bir asır oldu, Cumhuriyet’in tamamı laik-dindar gerilimiyle geçti. Herkesin birden, aynı anda, eşik şartlarda, eşit rekabet kurallarıyla ve imkanlara eşit erişim hakkıyla bir arada yaşayabilmesini sağlayamadık. Vardığımız yer, baskı yapanla baskı görenlerin yerlerini değiştirebilmek oldu.
Ezelden beri Kürt meselemiz var; içinde şiddet ve kan olduğu için bir onu çözmeye niyetlendik. Gelin görün ki çözüm sürecini sevk ve idare edenlerin aklı bir türlü siyasi faydadan kurtulamıyor. Kime yarayacak, neye yarayacak, sonunda oylar kime gidecek? Malum, böylesi problemlerin çözümünde en olmaması gereken şey budur. Hiç olmazsa bu dosya hala açık, bir umut mesafe katedilir. Ama kapağı hiç açılmayan dosyalar var.
Hukuk meselesi çözülmedi, büyüdü.
İfade hürriyeti bir türlü tesis edilemedi, daha da kötüleşti.
Kamuda liyakat ve ehliyet olmadı, olamadı.
Eğitim… Herşeyin başıydı herhangi bir şeyin sonuna bile iliştirilemez oldu.
Ekonomi… Bir krizden ötekine, kayıp yıllardan kayıp yıllara sürüklenip duruyor.
Üretim ise dünyayla rekabeti unutmuş günü kurtarmaya çalışıyor.
Devlet şeffaf olacaktı, aksine kapandıkça içine kapanıyor. Ne hesap veren var ne de sorabilen…
Hepsi bir yana bu ülke en can alıcı, en tehlikeli problemi olan depreme karşı mücadeleyi bile şimdi olduğu gibi unutuyor. Oysa, hiçbir şeyi çözemezse bile bir ülke bunu çözerdi.
Tamamı sadece bir-iki yılda kolaylıkla halledilebilecek bütün bu meseleler bazen bir siyaset aracı bazen de düpedüz popülizm malzemesi olarak istiflendi. Hangisi ne zaman işe yararsa raftan iniyor, sonra yeniden rafa…
Müzmin meseleler böyleyken yenileri farklı mı?
Uyuşturucu, şiddet, bahis veya kolay yoldan köşe dönmenin akla gelen her hali… Hepsi olduğu yerde duruyor ve giderek büyüyor. Bir örnek verelim de adını sanını bildiğimiz büyük problemlerin yanında hiç konuşmadığımız neler var anlaşılsın. 2016’dan beri sahte evrakla veya sahte beyanla emekli olup yakalanan tam 245 bin 740 kişi var bu ülkede. İnsanların 40’lı yaşlarda emekli olduğu bir düzende oluyor bu. Yakalanmayan kimbilir kaç kişi var.
Büyüğünden küçüğüne, konuşulanından konuşulmayanına kadar bütün bu meselelerin temelinde yatan bir mesele var; odaklanma. Eğitimden hukuka, sosyal hayattan şiddete kadar, hepsi kolaylıkla çözülebilecek meseleler hala yaşıyorsa sebebi onların üzerine gitmek yerine sadece siyasi gücü elde tutmaya odaklanmaktır.
Bütün bu kronik ve kronikleşmekte olan meselelerin iktidarın sadece muhalifleri baskı altına almaya odaklanan politikasıyla yakından ilgisi vardır. Ülkede en iyi ve en istikrarlı yürüyen şey de zaten budur. İstanbul Belediye Reisi/Cumhurbaşkanı Adayı hapiste, daha ötesi var mı? Bu kadar mesele varken çözüm için bir fikri, iddiası ve enerjisi olan adam yarıştan uzakta ve arkadaşlarıyla birlikte tam 13 aydır parmaklıklar arkasında… Ona karşı mücadelede odaktan zerre kadar sapma, dikkatsizlik ve eksiklik yok!
Muhalefetin belediyesi de bürokratı da partilisi de partisizi de yakın takiptedir. Mesaisini siyasi rakiplerinin aldığı nefesi izlemeye ayıran bir iktidar doğal ki büyüyen problemleri ıskalayacaktır. Doğal ve acı olan başka şey ise, Türkiye bu kadar ağır problemleri taşırken zamanını, fırsatını, kaynaklarını harcayıp hem dünyada hem de hak ettiği yerden giderek uzaklaşmaktadır.
